
Faik ÖZTRAK
Kur ve işsizlik
İşgücü piyasasında yılın ilk üç ayındaki durumu gösteren şubat ayı hane halkı işgücü verileri yayımlandı.
Dar tanımlı işsiz sayısında geçen yılın mart ayında başlayan azalma yavaşlayarak da olsa sürüyor. Geçen yılın ekim ayında başlayan, iş aramayan ama çalışmak isteyenleri, mevsimlik çalışanları ve eksik istihdamı da içeren geniş tanımlı işsiz sayısındaki azalma ise hızlanarak sürüyor.
Burada ilginç olan, işsizlik verileriyle uyumlu olarak hazırlanan üçer aylık ortalama kur endeksindeki değişme ile işsiz sayısındaki değişme arasındaki ilişki. Türk lirasının reel değeri bir önceki yıla göre düştükçe işsiz sayıları da düşmüş.
Dar tanımlı işsiz sayısı kura daha hızlı tepki verirken geniş tanımlı işsiz sayısının düşme eğilimine girmesi gecikmeli olmuş.
Yurtdışının işsizliğe etkisi
Geçen yıl mayıs-haziranda, hükümetin bilinçli politikasıyla değil, küresel iştahtaki dalgalanma nedeniyle ortaya çıkan TL'nin değer kaybı son dönemde hız keserken dar tanımlı işsiz sayısındaki azalma daha fazla yavaşlamış.
Özellikle son aylarda küresel piyasalarda yaşanan coşkuyla, içeride artan kırılganlıklara rağmen, yeniden hızla değerlenme eğilimine giren TL'nin önümüzdeki dönemde işsiz sayısının yeniden artmasına neden olması beklenebilir. Bunun nedeni TL değerlendikçe yerli emeği pahalılaştırması ve yurtdışındaki işgücünün yerlileri işgücü piyasasının dışına itmesi.
İstihdam kaybı önemli
Son dönemde ülkeye gelen küresel sermayenin ekonomide yarattığı kırılganlıktan söz ederken akla daha çok dış açık geliyor. Genellikle küresel sermayede ani bir duruşun ekonomide meydana getireceği tahribat üzerinde duruluyor. Bu önemli.
Ancak böyle bir duruş söz konusu olmasa bile hazmetme kapasitemizin üstünde giren sermayenin neden olduğu TL'nin değerlenmesinin de bu ülkenin kaynak yapısıyla uyumlu olmayan bir üretim sürecini yarattığı gözden kaçmamalı.
Yerli işgücünün üretimden dışlanması, aynı zamanda yüksek katma değer yaratan emek yoğun sektörlerin de dışlanması anlamına geliyor. Buna karşılık, sermaye yoğun ve yüksek ithal girdi kullanan sektörlerin üretim performansı yükseliyor.
Sonuçta Türkiye bol olan işgücünü kullanamadan büyüyor. Büyüme daha çok işgücü verimi artışından kaynaklanıyor. Verimlilik artışının kaynağı ise işçinin çıkarılıp yerine makine konması. Oysa bizim gibi emeği bol olan bir ülkede işsizliği önlerken, işgücünün kazancını da artırmak için olması gereken, işgücünün kalitesini artırarak verimini yükseltmek.
Kurdan gelen bu rekabet baskısını işgücünün maliyetini düşürecek mikro reformlarla (gerekli ama yetersiz) halletmeyi düşünmek boşa kürek çekmek.
Yanlış makro düzelir mi?
Esas olan, makro dengelerin doğru yerde oluşmasını sağlamaktır. Küresel sermayenin neden olduğu makro riskleri yönetecek güçlü bir güvenlik çerçevesi Türkiye'nin işgücü kullanımını artıran bir büyüme stratejisini uygulamasını da kolaylaştıracak.

foztrak@yahoo.com

