
Ece TEMELKURAN
Kıyıdan
Reel politika akıntısında mitingler
"Genelkurmay'ın muhtırası zaten kısıtlı olan demokrasimizi çok ağır yaraladı."
Geçtiğimiz günlerde 500 aydın, e-muhtıraya karşı bir açıklama yaptı. Olaylar sırasında yurtdışında olduğum için şimdi bu köşe yazısıyla ben de bildiriye imzamı atıyorum.
Bildirinin ana güzergâhı, hep konuştuğumuz şeyler: Demokrasi, adalet, hukuk. Dert yanılan şey son 27 yıldır olduğu gibi Anayasa ve seçim yasası. Yeni eklenen şey ise "Ne mutlu Türk'üm demeyenler düşmandır" anlayışı. Bildiride şöyle deniyor:
"Bizler bu ülkenin sorumlu, duyarlı yurttaşlarıyız ve yaratılan bu ortamda asla mutlu değiliz. Özgür, demokratik, laik Türkiye'yi korumaya kararlı yurttaşlar olarak demokrasiyi yok etmeye yönelen her türlü müdahaleye karşı direnme hakkına sahip olduğumuzu açıkça belirtiyoruz".
Avrupa'dan bildiri
Önceki gün de Avrupalı aydınlar "Türkiye'nin Avrupalı dostları" başlığı altında yeni bir bildiri yayımladılar. Şöyle deniyor:
"Türk ordusu yaptığı açıklamayı Türkiye'nin laikliğini korumak olarak savunmaktadır. Halbuki laikliğin tehdit altında olduğu abartılmıştır."
Bildiride aynı zamanda Avrupa Birliği'ne yönelik reformların şimdiki hükümet zamanında yapıldığına da vurgu yapılıyor. Ve şöyle deniyor:
"Biz Türk halkının tercihlerinin, Türk siyasetçileri ve Türkiye'nin sivil toplumu tarafından ifade edilmesi gerektiğini düşünüyoruz."
Bu bildirinin altında Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer dahil, aralarında parlamenterlerin, aydınların bulunduğu 50 imza var.
Biz bizi biliriz
Bizi, ancak bizim bilebileceğimize dair taşralı bir yaklaşımı savunacak değilim. Ama yine de Anadolulu aydınların, Avrupalı aydınlara oranla kendi memleketlerini daha iyi tanıyacağına inanırım. Nitekim Avrupalı aydınların yayımladığı bildiride hükümeti savunan ifadelerin yer almasını da bunun bir kanıtı sayıyorum. Türkiye'de yaşayan aydın biliyor ki bugün memlekette laiklik de en az demokrasi kadar tehdit altında. Meydanların bağırdığı da bu.
Mitinglerin kürsülerinden zaman zaman Batı'ya karşı bir nefret kusulsa da meydanları dolduran insanların cumhuriyetin kuruluş ideolojisinin mütemmim cüzü olan Batılı doğrultuyu reddedeceğini, büsbütün içe kapanmayı savunacağını sanmıyorum. Bu türden yaklaşımları bugün ifade edenler varsa da bunların temel nedeninin korkular olduğunu, korkular aklı başında dış politikaların tesisiyle tedavi edildiğinde herkesin normalleşeceğini düşünüyorum. Ne ki politika üretilebilecek bir iklimde yaşamıyoruz şu anda.
Akıntıda kürek çekenler
Son günlerde, yavaş yavaş da olsa mitingleri anlamaya çalışan aydınların ve yazarların sayısı artıyor. Yakında göreceksiniz aydınlar arasındaki asgari uzlaşma düzlemi şu olacak:
Meydanlar, içeriği ve biçimiyle yeni bir politika üretilmesini istiyor.
Önceki günlerde yazdım, insanların istediği kelle hesabıyla bir solda birlik değil, kendi heyecanını kucaklayabilecek ve yeni talepler üretebilecek bir siyasi hareket istiyorlar. Fakat seçim süreciyle birlikte reel politikanın flamalı, megafonlu, dolmuşlu, otobüslü bölgesine girildiği için buna hiçbir siyasi partinin, hiçbir siyasi liderin vakti yok.
Örgütler seçim harcamaları için bütçeler çıkarmaya, siyasi liderler de listeler için isim avına başladılar. Politika üretecek yer yok. Ama son günlerde yaşadığımız politik hareketlenme, şahsi gözlemim budur, sanıldığından daha uzun soluklu olacak.
Bu mitinglerin askeri müdahalelere meşru zemin hazırlayacak kitlesel destek görünümünden çıkıp daha demokratik, daha sivil, daha adil, daha hukuki bir Türkiye için yapı taşları olabilmesi için aydınların daha çok konuşması gerekiyor. Seçim sonrası için de politika düşünmek gerekiyor.
ecetem@hotmail.com

