
M. Ali BİRAND
Krizi, kim iyi yönetti?
Artık, ara bilanço yapma zamanı geldi.
Cumhurbaşkanlığı seçimi süreciyle başlayan, ardından Genelkurmay Başkanlığı'nın açıklaması ile birden bire fırtınaya dönüşen şu son 7-8 aylık kriz dönemini, kim nasıl geçirdi? Kim iyi yönetti, kim kötü yönetti?
Genel yargı, iktidar partisinin bu süreci çok kötü yönettiği şeklinde. Yorumcular ve sokaktaki genel kanı böyle.
Ak Parti'nin laik kesimin kaygılarını ciddiye almadığı, asker kanadını iyi anlayamadığı, sağlıklı bir diyalog kuramadığı ve muhalefet ile uzlaşı aramadığı örnek gösteriliyor.
Bunlar doğru örnekler...
Kağıt üzerinde bakılırsa da, hangi nedenle olursa olsun, iktidar partisi istediklerini elde edemedi.
- Gül'ü Cumhurbaşkanı seçtiremedi.
- Bir an önce gitmesi için dua ettiği Sezer'in görev süresinin uzaması durumuyla karşı karşıya kaldı.
- Cumhurbaşkanı'nı halka seçtirmek için harekete geçti, ancak ne zaman gerçekleşeceği belli değil.
- Anayasa değişikliklerini kamuoyuna anlatamadı ve genelde karmakarışık bir görüntü verdi.
- Erken seçim olmaz, dedi, erken seçime gitmek zorunda kaldı.
Politika böyledir, size doğru gelen başkalarına ters gelebilir. Yukarıda saydıklarımı Ak Partililer birer "başarı" olarak da görebilirler. Ancak ne olursa olsun, genel bir karmaşanın bulunduğu da ortada. Tekrar ediyorum, -gerekçeleri ne olursa olsun- sorunsuz bir geçiş sağlanamadı. Sokaktaki vatandaş "Asker muhtıra verdi - Muhalefet gerginlik yarattı - Anayasa Mahkemesi politik bir karar verdi" gibi gerekçeleri dinlemez.
Genel resme bakar.
Bu resim bir süre sonra değişebilir veya aynı verilere rağmen farklı şekilde yorumlanabilir. Örneğin, seçimlerden sonra veya ilerde yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarına göre "AKP'nin büyük başarısı" olarak da nitelenebilir. Ancak bugünkü manzara böyle. Yani karışık. Krizin bugünkü durumuna bakılırsa, iktidar tarafından iyi yönetilmedi izlenimi hakim.
Pekala kim iyi yönetti?
Muhalefet gerilim yaratmak ve sürekli kavga yaratmak açısından iyi puan aldı. İşin bu yanı yadsınamaz. Ancak kontrolü elinde tutamadı. Onlar da fırtına sırasında bir oradan bir oraya savruldular durdular…
CHP de, muhtıra karşısında ne diyeceğini bilemedi. DSP ile "birleşme" veya "işbirliği" çalışmalarında zigzaglar yaptı
DYP ve ANAP'ın hem muhtıra, hem de Cumhurbaşkanlığı seçimi konularındaki tutumları teşkilatlarında her iki partiye de önemli puanlar kaybettirdi. "Birleşme" çalışmaları da, oldukça yaka-döke gitti. Sonuçları da henüz belli değil. Her kafadan bir ses çıkıyor.
Ancak kamuoyunda yapılan anketlerin büyük bir bölümü, 367 ile ilgili kararın pek inandırıcı görülmediğini anlatıyor. Kamuoyu vicdanı, bu kararın gerekçesi veya içeriğiyle ilgili değil. Onlar kendi görüşleriyle ve etraftan edindikleri bilgilerle hareket ettiler. Genel izlenim, bu kararın AKP'yi durdurmak için alındığı şeklinde. Kabul edelim veya etmeyelim, genel anlayış böyle.
Kamuoyundaki inanca göre, Genelkurmay açıklaması ve CHP liderinin "367 olmazsa çatışma çıkabileceğini söylemesi", kamuoyunun gözünde mahkeme üstünde baskı yaratmış, yargıçlar da hukuk yerine siyasi bir karar almışlardır.
Yani onlar da bu krizi iyi yönetememişlerdir.
Peki bundan sonrası ne olacak?
Her şeyden önce seçimlerin sonucunu beklememiz gerekecek. Bakalım, Genelkurmay açıklaması, AKP'ye oy mu kazandıracak, yoksa oy mu kaybettirecek?
Sonucu beklememiz gereken diğer nokta da, son Anayasa değişikliklerinin akıbeti.
Acaba kesinleşecek mi?
Daha da önemlisi, Cumhurbaşkanı adayı kim olacak ve kim seçilecek?
Eğer bütün bu tartışmalar sonunda, yine Abdullah Gül aday olup seçilirse, o zaman Genelkurmay'a dönüp "Bu açıklamayı neden yaptınız ?" diye sorulacaktır.
Kriz süresince sürekli yanıldık.
Askerin ne yapacağını iyi okumasını bilemedik.
Medyanın tamamında inişli çıkışlı tutumlar alındı.
Bir bölümümüz gözü kapalı Ak Parti'yi tuttu. Bir diğer bölümümüz ise gözü kapalı şekilde AKP düşmanlığı yaptı. Tarafsız olamadık.
Öyle tahminler ve bu tahminler sırasında öylesine gaflar yapıldı ki, kriz yönetimini yüzümüze gözümüze bulaştırdık.
Bu açıdan baktığımız zaman, şimdi kalkıp başkalarını suçlamaya hiç hakkımız olmadığına inanıyorum.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net

