Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 20 Mayıs 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Ada
Ordu, Türkçe perde açışının 100'üncü yılını kutluyor
Anadolu'da bir tiyatro mucizesi

Ordu, Karadeniz'de hep ilericilerden yana oy vermiş bir kent... Karadeniz Otoyolu'na sahilini dokundurtmayan yegane kent... Türkiye'nin ilk köy gazetesinin yayımlandığı kent... Bu köklü bilincin arkasında kentin asırlık sanat geleneği ile tiyatro gönüllülerinin payı var


can.dundar@e-kolay.net

Mütareke yılları... Ordu... Rumlar Düzmahalle'deki kilisenin ahşap okulunu tiyatroya çevirmişler, Rumca temsiller veriyorlar. Türk gençleri bunu görüp imreniyor.
"Biz de yapamaz mıyız?" diye hevesleniyorlar. Ne de olsa, 10 yıl önce, 1908'de Namık Kemal'in "Vatan Yahut Silistre"si oynamış Ordu'da... Tiyatroyu tanıyorlar. Oynamak istiyorlar ama nerede? Salon yok ki?
Gençler "Ne yapsak, nasıl etsek?" derken bir fikir gelişiyor: "Rumlardan tiyatro binasını ara sıra ödünç istesek?"
"Neden olmasın?" deyip soluğu Metropolit'in makamında alıyorlar.
Metropolit, Türk gençleri nezaketle dinliyor. "Tabii olur" diyor. Diledikleri zaman kullanmaları için binanın anahtarını veriyor.
Türkler iki gün sonra binaya girip tiyatro hazırlıklarına başlıyorlar.
İlk temsil: "İntibah-ı Milli" (Ulusal Uyanış)...
Hilal-i Ahmer yararına düzenlenen temsil akşamı tiyatro hıncahınç doluyor. 5 bin lira hasılat toplanıyor. Büyük asma gaz lambalarıyla aydınlatılan salon alkışlarla inliyor.
Sonra mütareke bitiyor. Rumlar göçüyor.
O günden sonra binanın anahtarı hep Türklerde kalıyor ("Fevzi Güvemli'nin Anıları: Bir Zamanlar Ordu", Yayıma hazırlayan: İbrahim Dizman, Orsev Yayınları, 1996).

Asırlık tiyatro binasında
Ordu'daydım geçen hafta sonu...
Dostum Zeki Özel'in Ordu Olay gazetesinin davetlisiydim.
Yukarıda bahsettiğim kilise yanındaki tiyatro salonunda Ordulularla söyleştik. Ardından da "Anadolu'da Tiyatro" panelini izledik.
Panel, Aydın Üstüntaş anısınaydı.
Bu ismi duymamış olabilirsiniz. Ben de oldukça geç tanıştım. Oğlumla birlikte kaleme aldığımız "Duvar" adlı masalı oyunlaştırmıştı.
Geçen yıl, aramızdan ayrıldı.
Ailesi, anısına bir "tiyatro eleştirmeni ödülü" kondu. Onun gibi yüzünü Anadolu'ya dönen eleştirmenlere ödül verildi.

Tiyatrocu imamlar
Panelden sonra bir izleyici yanıma geldi. İmammış. Dedi ki:
"Biz bir dönem 15 kadar din adamı, daha iyi ezan okuyabilmek için konservatuvarda kurs alıyorduk. Orada Aydın beyle tanıştık. Kendisi de bize tiyatro kursu vermeyi önerdi. Memnuniyetle kabul ettik. Ve Çanakkale direnişi üzerine bir oyun sahneledik."
Bu tecrübeden o kadar yararlanmışlar ki, "Eskiden vaaz verirken hep yere bakardım, şimdi dört bir yanıma bakıp cemaatin tepkisini ölçüyorum" diyordu tiyatrocu imam...
Talihe bakın ki, tiyatro hocası Aydın Üstüntaş'ın cenaze namazını kıldırmak da ona kısmet olmuş.

Ahırda tiyatro
Gaz lambalı tiyatrolar; kilisede salonlar, sahnede imamlar... Anadolu'nun bir başka yüzü bu...
Bakmayın İstanbul'da kimilerinin tiyatroyu ucuz vodvillerden ibaret sandığına, yaşayabilmek için devlet desteğine bel bağladığına; "Anadolu'da tiyatro"nun, tamamen fedakarlığa dayanan ve insana umut aşılayan bir dinamizmi var.
Oradayken bu sanat emekçilerine dair öyle çok öykü dinledim, öyle inançlı yüzler gördüm ki, size onları anlatmak istedim.
Ordu'da Türk tiyatrosu 100'üncü yılını kutluyor. Metropolit'in anahtarını artık yeni kuşaklar devralmış.
Aydın Üstüntaş, Kıyı dergisinde İbrahim Dizman'la yaptığı söyleşide daha çocuk yaşta arkadaşlarının ahırına sahne kurup oyun sahnelediklerini, hatta arkadaşlarının annesi tarafından "Çocuklar, ineği sağacağım, haydi dışarı" diye kovalandıklarını anımsıyor.
Tiyatronun ahıra kadar girdiği yıllar..
Bu gençlerin tiyatro sevdasını Halkevleri büyütüyor. Halkevleri kapandıktan sonra bile oradan yetişenlerin gayreti ile tiyatro yaşıyor.
Tabii taşrada sahne almanın bütün zorluklarıyla birlikte...

"Müsamere bu, sahici değil ki"
Tek parti döneminde Moliere'in "Scapin'in Dolapları"nı oynarken emniyetin yasaklama kararıyla karşılaşmışlar.
Aydın Üstüntaş, İstanbul'a eğitime gittiğinde cebindeki son parasını Cevat Fehmi Başkut'un "Harput'ta bir Amerikalı" oyununun tekstine harcamış. Hemen Ordu'ya gelip oyunu sahnelemiş. Halkevi Gençlik Tiyatrosu böyle doğmuş.
Bir gün Çehov'un "Teklif"ini oynarken rol icabı Natalya rolündeki sahne arkadaşına evlenme teklif edince kızın babası kızmış.
"Rol bu" dedilerse de dinlememiş, sormuş:
"Ben rol mol bilmem; mahallelinin ağzını nasıl kapatacağız?"
Bir başka skandal, "Göç"ü oynarken yaşanmış. Polis rolündeki oyuncu Aydın Üstüntaş'ı tutuklayıp götürürken seyirciler arasındaki halası haykırmış:
"Oğlum, götürme onu; benim yeğenimdir. Burada müsamere yapıyorlar. Sahici değil ki!"
Sonra fark etmiş durumu... Yüzüne bakıp "polis"e gülümsemiş: "Hay Allah iyiliğini versin. Sen de bizim kasap Mahir'in oğluymuşsun."

Muhsin Ertuğrul Ordu'da
Böyle başlayan bir serüven 1964'te Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu'nun (OBKT) kuruluşuyla kurumsallaşmış.
Ordu Valisi, Muhsin Ertuğrul'a yazmış. Büyük usta Ordu'ya gelmiş. Ve OBKT kurulmuş.
Ordu, sanat dünyasının dikkatini çekmiş.
Aydın Üstüntaş'ın öğrencilerinden Ertuğrul Günay, Bizim Sanat dergisinde, 60'lardaki çocukluk yıllarını şöyle anlatıyor:
"Ordu'da Cevat Fehmi Başkut, Tunç Yalman, Zihni Küçümen, Recep Bilginer, Ergun Köknar, Suna Pekuysal gibi birçok sanatçıyı alkışladığımızı, bugün bile çocuksu bir heyecan duyarak anımsıyorum."

"İki kalas bir heves"
Aydın Üstüntaş kendisi gibi bir tiyatro sevdalısı olan eşi Gülçin'i istemeye gittiğinde müstakbel kayınvalidesi, "Benim kızım tiyatroyla evlidir. Onun bu aşkını kabullenebilecek misin?" diye sormuş.
O günden sonra ailece omuz vermişler tiyatroya... Üstüntaş 45 yılda 50 oyun yönetmiş, 36 oyunda rol almış, 26 oyun yazmış, pek çok insan yetiştirmiş.
Yarım asır hiçbir maddi beklenti olmadan "iki kalas, bir heves"e tutunmak... Aş yerine sahne tozu yutarak köylere kadar sanat taşımak...
Toplumların önünü, çoğu zaman adını bile duymadığımız bu fedakar aydınlar açıyor.
Ordu'daki panelde konuşan Tanju Cılızoğlu, sanata yatırım yapan, uzun yıllardır perde açan Eskişehir, Ordu gibi Anadolu kentlerinin hep demokrasiden yana oy verdiğini ve ilerici belediyelerce yönetildiğini anımsattı.
Bugün Ordu, Karadeniz'de "demokratların kalesi" diye anılıyorsa, Karadeniz'i "Kayadeniz"e çeviren otoyol sivil direniş sayesinde sadece Ordu sahillerine dokunamıyorsa, bunda asırlık sanat geleneğinin ve Aydın Üstüntaş gibi sanat gönüllülerinin payı vardır.

TRABZON'DA TİYATRO ŞENLİĞİ

Sanat Anadolu'da, medya nerede?
Yeri gelmişken bir özeleştiri yapalım:
İyi haberi haberden saymama huyumuz sürüyor.
Mesela Trabzon'da ne zaman kötü bir gelişme yaşansa, bir rahip kurşunlansa, Hrant'ın katili oradan çıksa ya da şehri sel bassa hemen çullanıyoruz. Bu, normal... Ama kentte iyi bir gelişme olduğunda görmezden geliyoruz. Kent halkı da, haklı olarak isyan ediyor.
Trabzon Devlet Tiyatrosu, sekiz yıldır her Mayıs'ta Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali düzenliyor.
Bu yılkine 12 ülkeden 16 grup katıldı. Çin'den, İran'dan, Rusya'dan, Romanya'dan, Fransa'dan gruplar sahne aldı.
Üstelik bir de sürpriz vardı: Ermeni yazar Hagop Baronyan'ın "Bağdasar Kardeş" adlı oyunu da sahnelendi.
Trabzon Sanat Tiyatrosu Genel Yönetmeni Necati Zengin, üç yıl önce benim de katıldığım bir Erivan gezisinde bu sanat köprüsünün ilk adımını atmıştı. Daha sonra oyunu yönetmesi için Erivan'dan Hrant Agopyan'la anlaşmış, onu Trabzon'da oyun koymaya ikna etmişti. Karşılığında bir Türk yönetmen de Erivan'da bir Türk yazarın oyununu sahneleyecekti.
Kasım ayında prömiyeri yapılan oyun, Trabzonlulardan büyük ilgi gördü.
Hatta İstanbul turnesi söz konusu olunca Zengin gidip Hrant Dink'le görüştü; yardım sözü aldı. Hrant bu sözden birkaç gün sonra öldürüldü. Katili Trabzon'dan çıktı. Ama Hrant'ın destek vaat ettiği oyun, Trabzon'da dört aydır oynuyor, alkış alıyor. Şimdi de Hrant'ın anısına turneye çıkmaya hazırlanıyor.
Ne yazık ki, maç için Anadolu'nun en ücra köşelerine sokulan yayın araçlarımızdan birisi yok oralarda...


PAZAR
Köprü ışıklanınca "yüksek işçilik" popüler oldu
"Türkiye'de ticaretle siyaset o kadar farklı değil"
"Heykeliniz de gösteriyor ki o burun size yakışmaz"
"Nasıl temizlik yaptığımı bilseler bana sosyetik güzel demezler"
"Ancak ölüm ayırdı bizi"
"Örgü öreyim dedim olmadı, illa şarkı söylemem gerek"
Katil Zodiac'ın gerçek hikayesi
Akıllıdır bu yolda Deli
Amerikan rüyası
Suuuuuuuuuuuuuu!
Anadolu'da bir tiyatro mucizesi
Kendini gerçekleştirmek
Usta aşçılı mütevazı restoran
Sekse akademik bakış
15 Mayıs 1919
Uzun vadeli düşünün
Şarkı söylemek lazım: "Salla salla... Yer yerinden oynasın"
Erguvanlar solmadan gel
J.L. Besson'un bilmedikleri





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
Nevsal Elevli
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural

   
© 2006 Milliyet