
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Dön baba dönelim, yol almadan hep yürüyelim
Seçim kampanyalarında, parti liderlerinin birbirine karşı gitgide sertleşen nutukları hakkında ne düşündüğünü sormuşlar İncili Çavuş'a.
İncili Çavuş:
- Bana, karayolları trafiğiyle ilgili matrak bir fıkrayı anımsatıyor, demiş ve anlatmış fıkrayı:
- Motosikletli trafik polisleri, saatte 180 km hızla giden bir arabanın peşine takılmışlar. Bir ara araba, bir köy pazarının içine dalmış; sıra sıra duran tezgâhlar devrilmiş; gömlekler, ayakkabılar, kot pantolonlar, eşarplar, ucuzca kol saatleri, domatesler, salatalıklar, lahmacunlar sağa sola savrulmuş. Araba hep aynı hızla geçip pazardan, nihayet köyün bitimindeki bir yokuşun başında durmuş. Şoför, yanına gelen trafik polislerine doğru başını çıkarmış yan pencereden:
"- Sayın görevlilerimiz, demiş; ne yapıyorsam halkımızın, milletimizin, vatanımızın iyiliği için yapıyorum. Frenlerim tutmadığından, sürekli gaza basmak zorunda kaldım; halkımıza zararı dokunacak herhangi bir kazaya neden olmadan, bir an önce eve dönebilmek için.
* * *
Anlattığı fıkradan sonra da, İncili Çavuş şunu eklemiş:
- Siz isterseniz, frensiz şoförün sözünü ettiği "evi", "parlamento" olarak da değerlendirebilirsiniz.
* * *
Bir maymunla bir papağan, karşılıklı bir övünme yarışına girmişler.
Maymun:
- Ben, diyormuş; dilediğim ağaca hemen tırmanabilirim.
Papağan da:
- Evet ama, diyormuş; ben de, dilediğim daldan dilediğim dala uçuyorum.
- Sen benim ayaklarıma bak ayaklarıma, ellerim gibi kullanabiliyorum onları da.
- Tamam da; benim de, şu yeşil mavi tüylerime bak. Sende var mı böyle bir güzellik.
- Evet ama, ben de tıpkı insan gibi ayakta durabiliyorum.
- Ya ben, ben de insan gibi konuşuyorum.
- Ulan papağan, saçmalamaya başladın sen. Peki şu sırada ben ne yapıyorum seninle?
* * *
Maymunla papağanın, seçim kampanyalarıyla hiçbir ilgisi bulunmadığından; fıkra da, siyasetçilere karşı hiçbir ima taşımıyor. Kimse alınmaya...
* * *
Aşırı derecede şaşı biri, topal bir dostuna rastlamış:
- Nasılsın bakalım, demiş; herhangi bir aksaklık var mı durumda?
Topal da, yanıt vermiş şaşı dostuna:
- Ne diyeyim bilmem ki, her şey gördüğün gibi...
* * *
Kim isterse, beğenmediği politikacılara da, pekâlâ yakıştırabilir bu fıkrayı.
* * *
Nasreddin Hoca, 1 Mayıs'ta işçi sendikalarının Taksim'de engellenen toplantısı hakkında, görüşlerini şöyle açıklıyordu:
- "Devlet"in işleviyle, "garson"un işlevi taban tabana zıttır. Birincisi, ne kadar kendini kaba kuvvetiyle göstermiyorsa; ikincisi de ne kadar, her an tetikte gösteriyorsa, o kadar mükemmeldirler.
* * *
Her fırsattan yararlanmak isteyen bir politikacı, bir gün yolda yürürken, açılmamış bir tüp halinde bir nasır ilacı bulmuş.
Ve ne yapmış biliyor musunuz?
Hemen bir ayakkabıcı dükkânına girip, ayaklarına küçük gelen bir çift ayakkabı almış.
* * *
Bektaşi babasına sormuşlar:
- Yahu erenler, neden bu kadar siyasal partiyle, parti lideri yani parti başı var; milletvekili olmaya can atan aday adaylarının sayısı da, on binleri aşmaya başlamış. Sen ne diyorsun bu duruma?
Baba erenler:
- Ne var bunda şaşacak, demiş; unuttun mu bizdeki ünlü halk deyimini; "Baş ol da, istersen soğan başı ol." Besbelli ki millet usanmaya başladı kıç olmaktan.
* * *
1923'te Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan, İngiliz şairi William Butler Yeats'in bir şiiriyle bitirelim yazıyı: (A. Turan Oflazoğlu çevirisi)
Siyaset
Bu kız burada dururken
Nasıl olur da
Dikkatimi verebilirim
İspanyol, Rus siyasetine.
Ama işte ne dediğini bilen
Çok gezmiş birisi;
Ve hayli okumuş,
Kafa yormuş bir siyasetçi,
Belki doğrudur söyledikleri
Harbin dehşeti hakkında.
Ah, bir daha gençleşip
Sıksam şu kızı kollarımda.
c.altan@prizma.net.tr

