
Hasan CEMAL
Kaçak!
Dünyanın suratına tükürmek!
Paul Auster'ın Ay Sarayı romanından. Umutsuzluğa kapılır, akla gelebilecek en aykırı şeyi yapmayı düşünür adam...
Bazen benim de içimden geçmiyor değil.
Ne yazayım?
Andre Gide'ın, "Tanrım! Kimi ruhlarda mutluluk barınamıyor!" sözü...
Olabilir mi?
Ama bir pazar günü böyle bir yazı insanın içinde kasvet ve kasavet titreşimleri yaratmaz mı?..
Önümde bir meslektaşımın, yakın bir dostun son kitabı, yeni çıktı. Üstelik bir parçacık benim hayatımdan da var, sayfaların arasında bir yerde...
Hürriyet ve Günaydın gazetelerinin parlak dönemlerine imza atmış bir Genel Yayın Yönetmeni'nin, gerçek bir gazetecinin, Necati Zincirkıran'ın 55 yıllık meslek anıları.(*)
Yıl 1972 idi, kaçaktım.
12 Mart askeri dönemi.
Hapis cezam, 44 ay kesinleşmiş. Öymen kardeşlerin ANKA ajansında haberci olarak çalışıyorum.
Yeni evli, çaylak muhabir.
Bir akşam vakti Ankara'da yakalanıp hapse atılmaktan kıl payı kurtuluyorum. Ama canım sıkkın! Sanki hapse girsem, devrimciliğim kanıtlanacak...
Bunun üzerine Altan Öymen, hapse girmenin hiç de akıl kârı bir iş olmadığına beni ikna ettikten sonra, gece geç vakit elime bir uçak bileti tutuşturup beni İstanbul'a, Necati Zincirkıran'ın yanına postalıyor.
Böylece kendimi Günaydın gazetesinde, bambaşka bir gazetecilik ekolünün içinde buluyorum.
Eski deyişle, Umum Neşriyat Müdürü Necati Bey, kaçağı kolluyor, saklıyor. Her gün yanına oturtup bana popüler gazeteciliğin heyecan verici kapısını aralıyor.
Hem mutfakta, yani sekreteryada çalışıyorum. Hem habere ve röportaja çıkıyorum.
Ekose Eteklikli Levrek, Acı Pirinç, Annesi Ecevit'i Anlatıyor gibi başlıkları bugün bile aklımda kalabilen röportajlarım, kaçak olduğum için takma isimle yayımlanıyor.
Bu arada öğreniyorum:
Haber başlığı nasıl çıkarılır? Haberi daha çok okutmak ve revnaklı kılmak için Günaydın ekolünde haberin başlığı ve haberin yazımı bazen ölçüsü yerinde, bazen dozu kaçırılarak nasıl esnetilir? Fotoğraf altı nasıl yazılır, fotoğrafa başlık nasıl çıkarılır? Haber spotları nasıl ayarlanır, nasıl bloklaştırılır?
Tabii daha önemlisi:
Güler yüzlü ve keyifli bir gazete yapmanın yolları...
Çok şey öğrenmiştim 1972 ve 1973 yıllarında. Güle oynaya, kah kah, kih kih gazete çıkarmanın keyfine, her gün mutfakta yeni bir şeyler pişirmenin tadına varmıştım Günaydın'da.
Rahmi Turan, rahmetli Akgün Tekin, Aydın, Mazlum, Ahmet Vardar, daha başkaları...
Başta Necati Bey olmak üzere hepsi zor günlerimde bana el uzatmışlardı. Böylece hem hapisten, hem işsizlikten kurtulmuş, hem de gazetecilikte kendime bambaşka pencereler açmıştım.
Necati Zincirkıran'ın yarım asırlık hatıraları arasında dolaşırken yılların ne çabuk geçtiğini, her şeyin daha ne kadar dün gibi olduğunu bir defa daha fark ettim.
Güzeldi, kaçaklık günlerim de...
Ve dünyanın suratına tükürmekten vazgeçtim.
İyi pazarlar!
——————-
* Olaylar, Anılar ve Gerçekler; Necati Zincirkıran; Epsilon; Nisan 2007.
Yetti artık!
h.cemal@milliyet.com.tr

