
Güneri CIVAOĞLU
Bugün
Haydi Samsun'a...
Çocukluk yıllarımızda 19 Mayıs bayramlarını iple çekerdik. 19 Mayıs Stadyumu'ndaki törenler için çok sayıda davetiye almak marifetti. Birkaç aile ve çocuklar, kapalı tribünde yerlerimizi alırdık.
Liseli genç kızlar ve delikanlılardan sonra sahaya çıkan Kara Harp Okulu öğrencileri en ilginç gösterileri yaparlardı.
Beyaz atletler ve bembeyaz dar eşofmanlarla sahada Türkiye haritası çizerler, "ATATÜRK" kelimesini oluştururlar, sonra da birbirlerinin omuzlarında yükselerek simgesel bir kuleyi yükseltirlerdi. En tepedeki Harp Okullu gencin elinde Türk bayrağı dalgalanırdı.
Bütün stat, ayakta alkışlardı.
Bandolardan marşlar, tribünlerde yankılanırdı.
10 binler, ayaklarıyla "rap rap" tempo tutarlardı.
Büyük heyecan ise Atatürk'ün kendi sesinden yayımlanan söyleminde yaşanırdı.
Eve dönerken başım bulutlardaymış gibi hissederdim.
Atatürk'ün, cumhuriyeti emanet ettiği nesillerden olmanın gururunu hissederdim.
Yıllar geçti... 19 Mayıs kutlamaları ve törenleri, sıradan bir formaliteye dönüştü.
Gösterilerin ruhu uzaklaşmıştı.
İlk kez dün 19 Mayıs gösterilerinden gene o nabız atışı yansıdı.
Tandoğan, Çağlayan, Manisa, Çanakkale, İzmir mitinglerinin rüzgârı, tribünlerde ve sahalarda esiyordu.
Bugün de -inanıyorum ki- Samsun'da aynı duygular doruklara taşınacak.
Gazetecilerin, "Anayasa değişikliği yürürlüğe girerse aday olup olmayacağı" sorusuna; "Adaylığım sürüyor" cevabını vermişti.
Mesajı açıktı.
Pazara kadar değil, mezara kadar...
Yani... AKP'nin "3 eşit arasındaki ikinci eşit" adamını, hiç aklında yokken bir gece önce "Bu işi sen yükleneceksin" diyerek cumhurbaşkanı adayı yap... Meclis turları dönsün... Anayasa Mahkemesi kararı ile turlar tıkanınca çekilsin...
Bu durumda elbette 22 Temmuz Meclisi'nde veya Anayasa değişikliğiyle halk seçecekse, her iki halde de AKP'nin adayı, gene Gül olmalıdır.
Siyasetin vefa ve etik kuralları bunu gerektirir.
Ama... Bir bakıyoruz ki, durum hiç de öyle değil.
TBMM Başkanı Bülent Arınç, "Sayın Gül'ün adaylığı, bugünden o güne (22 Temmuz sonrasına) geçerli değildir" diyor.
Hatta... Kendisi için de kapıyı açık tutuyor.
"Günü geldiğinde aday olmayabilirim, şartlar denk getirirse olabilirim de..."
Peki ya Erdoğan?..
Onun tavrı ne?
Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'e şöyle diyor:
"Halkın çoğunluğunun oyunu alacak, herkesin tanıdığı birini aday gösteririz. (.................) Seçilemeyecek bir kişiyi aday gösterebilir miyiz? Kesin seçilir. Karizmasıyla, tecrübesi ve devlet bilgisiyle bunu hak eden bir insan olacak..."
Peki kim?
Erdoğan'a göre, "karizmasıyla, tecrübesi ve bilgisiyle" Abdullah Gül bunu hak eden bir insan değil mi?
Arınç, açıktan "Gül'ün adaylığının noktalandığını ve artık geçerli olmadığını" ilan ediyor.
Erdoğan'ın ise 22 Temmuz'dan sonraki süreçte, AKP'nin cumhurbaşkanı adayı olarak Gül'ün adını anmaması çok ilginç.
İş hayatı için "Harvard'da Öğretilmeyenler" adlı kitap hayli satmıştı. Gül için de bir ad koyamadığım bu tavır, "siyasette öğretilmeyenler" diye bir teze önsöz olabilir.
Anayasa'ya göre "siyasi partiler, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır".
Siyasi partileri, çürük yumurtaya benzetmek mi demokrasiye saygıdır?..
Cumhurbaşkanı seçim sürecinde de siyasi partileri küçük görmek, belki de çürük yumurta gibi algılamak ve onlara danışmamak, Erdoğan'a tuzlu fatura çıkardı.
22 Temmuz'da bu yumurtalarla pişecek siyaset omleti, gene çok tuzlu olabilir.
gunericivaoglu@milliyet.com.tr

