|
 |
|
|
Teller üstüne bir gevezelik
Benim Gözlü¤ümden / Nihat Demirkol
Birinci baskıya bakılırsa, 10 yılı geçmiş okuyalı... Ferhan Şensoy’un ''Oteller Kitabı''nın arka kapağında şöyle yazar: ''Oteller kitabı, bir kente ulaştığınızda, hangi otelde kalmamak gerektiği konusunda size bilgi vermekle birlikte, yalnız o telleri anlatmaz, başka tellerden de çalar...'' Meraklısı bu kısa ve öz tanıtımdan sonra okumaya niyetlenir mi bilemem ama ''başka teller'' üstüne gevezelik etmekte kararlıyım bugün. Bulmacalarda, ''eski dilde aydın...'' sorusuyla ''münevver'' işaret edilse bile günlük dile eşanlamlı sayılarak yerleşmiş ''entel'' ile başlayalım isterseniz. Diğer tellere oranla ''daha fazla bir tel'' anlamına gelmeyen bu sözcük, sözde, ''entelektüel''in kısaltması malûm. İşte ilk yanlış burada yapılıyor. Çünkü ''entelektüel'', ''bilim, teknik ve kültürün değişik dallarında öğrenim görmüş kimse; aydın, münevver'' olarak tanımlanırken ''entel'', ''entelektüel olmaya özenen ancak bunun için gerekli donanım ve niteliği kazanamamış kimse; sahte aydın'' açıklamasıyla yer buluyor sözlüklerde. İkinci yanlış ise genellikle sözcüğün yazarken de okurken de ''çift l harfi'' kullanılarak bozulması; ''entellektüel'' denmesi yani...
* * *
Arapça ''nûr'' sıfatından türetilmiş ve giderek daha az kullandığımız ''münevver'',''parlatılmış, aydınlatılmış, ışıklı'' anlamına gelir. Oysa (sadece meraklısı için ekliyorum) ''münevvir'', ''parlatan, aydınlatan'' şeklindeki içeriği ve yaşayan Türkçe’ye kolay çevrilebilir haliyle, sanki ''aydın'' sözcüğüne daha yakın düşer gibidir. Çünkü biraz daha eskilere gidersek, Aristo’ya göre, ''her varlığın erişmeye yöneldiği olgunluk durumu''nun adı, ''entelekya''dır.
Yani, aslında özlenen, ''aydınlatılmış, aydınlanmış olmanın da ötesine geçip, aydınlatabilir'' hale gelebilmektir. Aydınlık bir odadan yan odaya açılan kapı, ışığın ''eşiğin ötesi''ne geçmesi için vesiledir. Karanlığın ise açılan kapıdan yan odaya sızdığı görülmemiştir.
* * *
Toplumumuzda, aydın kimliği öylesine karmaşık tariflerle sarmalanmış ve kavram öylesine bir karmaşa yaratmış durumdadır ki, yukarıda değindiğimiz gibi, yetersizliği açık seçik vurgulayan ''entel'' kısaltması bile kâfi gelmemiş, ''bu gibiler''i topluca çağrıştırması için bir de ''entel-dantel'' sınıflandırmasına gidilmiştir. Amacını aşan bu genellemeyle, kişiliğin, ''İnceliği, zarafeti, el emeğini, göz nurunu, özen göstermeyi, titizlenmeyi, ayrıntıya sahip çıkmayı, kısaca estetiği çağrıştıran ‘dantel gibi işlenmiş’ olması hali'' de anonim bir aşağılama ve alay konusu olmuştur.
* * *
''Aydın'', zihnini özgürlüklere açabilmiş, tabuları, dogmatizmi, çağdaş endekslerle soluyabilen kişidir. Bütün ülkeler, cahilinden, hırsızından, uğursuzundan çok çekmiştir; daha çekecektir de... Ama hiçbir ülke, Türkiye kadar aydınlarından çektiği kadar çekmemiştir!
Çevreme baktıkça, yazılanlara, çizilenlere, konuşulanlara, gündemin oluşturuluş biçimine ve bunların ''aydın duruşu'' ile pazarlandığını gördükçe çok üzülüyorum. İçi boşaltılan kavramlar, kalite kaybeden kavramlar, tekrar tüpüne sokulamayacak diş macunlarına benziyor. ''Daha başka teller''den çalmaya yerimiz kalmadı efendim; gevezeliğime veriniz...
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|