
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Henüz "1 saatlik" minicik Leyla ve "değişim"in dilinden kopuk nutukçu furyası
Hastane odasındaki yatağında, yarı beline kadar doğrulmuş yatan torunum Sanem Altan Seten ve kucağında, doğalı henüz 1 saat olmuş, yumucuk yüzü, kapalı gözleri ve tulumunun dışına çıkmış mini minicik eliyle şapur şupur meme emen bir bebek.
* * *
Dudaklarımda şaşkın bir sırıtkanlıkla gözlerimde bir iki damla yaş mı birikti, bilemiyorum.
Yatağın karşı tarafında Ahmet Altan, benim yanımda Solmaz...
Gözlerimi bebekten ayıramıyorum.
Ahmet Altan da doğduğunda, ilk memesini emerken, ona da öyle baka kalmıştım.
* * *
1950, 2 Mart'ında Ahmet Altan da doğduğu zaman yine nutuklar söyleniyordu. Bendeniz hem Ankara Hukuk Fakültesi'nin son sınıfında, hem de Ulus gazetesinin kadrosundaydım.
Bir yandan eski Meclis'teki toplantıları izleyip yazıyor, bir yandan ünlü yazarların öykülerini çeviriyor, bir yandan da haftalık Yeni Adam dergisindeki sayfamda, portre ağırlıklı gözlemlerimi yansıtıyordum satırlara.
Ahmet Altan'ın doğumu öncesinde, evde örülüp hazırlanmış parmak boyu mavi patikler için de, "bu patikleri giyecek ayaklar, bir ömür boyu kim bilir nerelerde dolaşacak" diye yazmıştım.
* * *
O yıllarda ne televizyon vardı, ne bilgisayar, ne cep telefonu. Radyo da sadece resmi kanallıydı.
Çok partili döneme geçileli 5 yıl kadar olmuştu. İstanbul basını canla başla muhalefeti tutuyor, tüm Türkiye değişik bir oksijenle solumaya başlıyordu.
Yoksul yığınların, öldükten sonra iyi yaşamaya layık olabilme inancı, muhalefetin nutuklarında da kutsallaştırılıyordu.
Ve yine kurtarıcı rolündeki hatipler:
- Kanımın son damlasına kadar...
Diye çınlatıyorlardı, kasabaların ufacık meydanlarını.
* * *
Henüz "sağ", "sol" kavramları, siyasal dilde bulamaca çevrilmemişti.
O zaman da "devlet" demek, Hazine'den geçinmeli sivil-üniformalı kesim, demekti.
Ne "ulusal gelir" dağılımındaki dengesizliklerden kimsenin haberi vardı, ne hangi yörelerin yolsuz, susuz ve elektriksiz olduğundan.
Bikini reklamlarıyla ilgili tartışmalar da yoktu, türbanla ilgili tartışmalar da.
* * *
İktidardaki CHP, önce "yobazlık" temasının üstüne gitmiş, büyük tepki alınca "yobazlık" suçlamasını hafifletmişti.
Ulus gazetesinin karikatüristi Ratip Tahir, daha önceden çizdiği kara sakallı yobaz karikatürlerinin kara sakallarını, yayımlanmadan önce beyaz boyayla kapatmaya başlamıştı.
* * *
Sanem, hastane odasındaki yatakta yarı beline kadar doğrulmuş yatıyordu, kucağında 1 saat önce doğmuş mini minicik bir bebek vardı.
Ahmet Altan, yatağın öteki tarafında karşımda duruyordu.
Ağzımda şaşkın bir sırıtkanlıkla bakıyordum yeni doğmuş Leyla'ya.
* * *
Yine bir seçim kampanyasıyla birlikte, nutuklar da atılmaya başladı.
Partilerin programları arasındaki farkların ne olduğunu, yine bilen de yoktu; hangi partinin iktidara gelirse "bütçe"yi nasıl yapacağını yine merak eden de yoktu.
* * *
En görmezlikten gelinen konu ise, neden Türkiye'nin "yaşam kalitesi" açısından 2. Dünya Savaşı'ndan da geçmiş olan Yunanistan'ın 65 basamak altında kalmış olduğu idi. Tepesinde atom bombaları patlamış olan Japonya'nın ise 85 basamak altında kalınmıştı.
* * *
Bunun nedenlerini, şeffaf bir kazanda, şeffaf bir kepçeyle kimse araştıramıyordu.
Nasıl ki son 80 yılda, resmi araba alımlarıyla bakımlarına kaç yüz milyar dolar harcandığıyla, aynı sürede itfaiye teşkilatına ne harcandığını da kimse araştıramıyordu.
Neden araştıramıyordu ki acaba?
* * *
Sözün kısası, Türkiye hâlâ daha -Durkheim'ın tanımlamasıyla- "topluluk" olmaktan "toplum" olmaya tam geçememişti.
Ne "devlet" kavramının, ne "sağ", "sol" kavramlarının; hangi "sosyo-ekonomik" tepsilerde tomurcuklanarak, ne tür bir içerik değişimine uğradığından da kimsenin haberi yoktu.
* * *
Siyasetçiler; kulaklarına uzaklardan çalınmış klişelerle, oynaşıp durmaya çalışıyorlardı içeride.
Ne var ki, 21. yüzyılın çarkları kocaman dişliydi ve şeffaflıktan yoksunluğun üstüne doğru dönüyordu.
* * *
Ben yazıyı bitirirken, Sanem'in kucağında şapur şupur meme emen Leyla da henüz "1 saatlik"ken, "13 saatlik" oldu.
Birden çok özledim onu. Gidip mini minicik eline şöyle bir dokunmak istiyorum.
c.altan@prizma.net.tr

