Futbol ve Polis
İşte budur. İster futbol maçı, ister bale gösterisi, ister ilkokul müsameresi... Eylemin yerine, zamanına bakılmadan her kim ki suç işler, cezasını bulur.
Medeni toplumlar medeni ilkeler üzerine kurulur.
Bu yüzden sıradan bir zanlıyı ortaya çıkarmak için beş yüz polis, beş yıl boyunca trilyonlar harcayarak uğraşır durur çağdaş toplumlarda.
Bizde de.
Suç ve ceza kavramlarını yapışık tutmak vazgeçilmez kurallardandır.
Düne kadar, futbol istisna olsa da!..
* * *
Gördünüz medyada kelepçeli futbol zanlılarını.
Neden?
Şöyle bir fikir yürütmek olası:
"Sıra Polis'e geldi."
Peki, futbolda suç kapsamına giren tek eylem Polis'e karşı yapılan mıdır? Neden saldırılar Polis'e uzanana kadar, yapılanlar suçtan sayılmadı?
Sıradan vatandaş dövülüp, vatandaşın parasıyla alınan otobüsler tahrip edilirken, eli taşlı-beli bıçaklı adamları neden evlerine gitmeleri için ikna etmeye çalışıyordu güvenlik güçleri?
İstese, tribündeki holiganı evinden bile alabiliyormuş işte.
Doğru olabilir mi, Polis'in dayak yiyince polisliğini hatırladığı?
Daha neler yani!
* * *
Bakın ben anlatayım size...
11 Eylül 1980'e kadar günde kırk kişinin boğazı kesilir, ensesi kurşunlanırken, ertesi gün terörün freni kazıklamasında olduğu gibi "art niyet" aramadan durumu ortaya koymaya çalışayım:
19 Mayıs derbisine kadar her takımın ihtiyacı vardı tribünlerdeki silahlı sivil güçlerine.
Bir milis gibi, bir terör taşeronu gibi el altında tutuluyorlardı.
Futboldaki "orman kanunu" kaba güçle desteklenmek zorundaydı.
"Bilet verdi, bilet vermedi". "Darıldı, barıştı". "Kızdı, sevdi". Yöneticilerle tribün milisleri arasındaki böylesi "ilişki tanımlamaları", aslında derinlerdeki "ilişki düğümlerinin" kamuoyuna mesafeli sunumlarından başka bir şey değildi.
Yönetimler, hafiften şikayet ederek, hem böyle bir "güç"ün varlığını resmen kabul ediyorlar; hem de kullanıp kullanmayacaklarını rakiplerin, federasyonun, medyanın "anlayışına" bırakıyorlardı.
Kulüplerin koruması altındaydı silahlı sivil milisler.
Kulüplerin, "kimlerin" koruması altında olduğunu söylemeye gerek bile yok. Şeref tribünlerine bakmak yeter.
Bize de Polis'e de öyle geliyordu belki!..
Adı geçen her kesim'in "Asla" itirazlarını duyar gibiyim.
Ama en azından algılama böyleydi ve "Şuyuu vukuundan beterdi" durumun.
* * *
Ne zaman ki "Türk Holiganlığı" hayatının en büyük hatasını yapıp "milli nefret"e nail oldu. Ki, böylesi sivrilikler aşırı zayıflayan veya aşırı güçlenen illegal kuvvetlerin kaçınılmaz dışa vurumuydu; önce kulüpleri koruyanların güç çemberi kalktı.
Siyaset ve bürokrasi, sokağın ortak sıkıntısını frenlemeye çalışıp, sıkıntı ve nefretten pay almak istemezdi elbet. Hele Çağlayan-Tandoğan-Gündoğdu günlerinde.
Tepeden gelen mesaj, futbol teröründen bıkan halkın kulvarındaydı.
Artık kulüpler illegal kuvvetleri korumayı bırakın, kendilerini savunmak durumundaydı.
Böylece Emniyet'in elini kolunu bağlayan görünmez torpiller yok olup gitti bir anda.
Devamı ekranda, sayfalarda, haberlerde.
Gözaltılar sürüyor. Türkiye ilk defa holigan profilini okuyor:
Üniversite mezunu ve üst düzey yöneticilerin eski zanlılarla ortak eylemine hayret ediyor.
Sanki "önemli adam" olmuş ama "adam" olamamış hiç kimseye rastlamamış gibi.
* * *
Emniyet elini çabuk tutmalı.
Çünkü birçok yönetim kurulunda birçok yönetici, taraftar ilişkileri ortaya çıkmasın diye "ahbap çavuşlarını" aramaya başlamıştır bile.
Lakin "tavır" büyük yerden... Torpil sürüncemede.
İlk telefonda 18 Mayıs'a geri döneceğiz emin olun.
İlk telefon gelene kadar yöneticileri birbirleriyle kucaklaştırabilirsek ne ala...
Yoksa eski tas eski hamama hazır olun.
Yapma Ali (Şen) abi!
Sayın Ali Şen, duayeni olduğu yöneticilikte rakiple nasıl dalga geçileceğini de öğretmek istemiş Fenerbahçeliler'e...
İnce ince:
"Alpet, Galatasaray forması getirene % 20 indirim yapsın"!..
Neden?..
"İhtiyacı var".
Yapma be Ali abi...
Galatasaray her işini kendi yapar, her zorluğun altından kalkar.
Muhtaç olduğu kudret, damarlarındaki asil kanda var!
Onların birlik ve beraberlik ruhu yeter.
Baksana; yeni stat yapılacak diye Ali Sami Yen'i yıkmaya başladılar imece ile.
İki derbi daha oynansa hafriyat parası cepte.
Canaydın'ın saçmalama hakkı!
Sayın Özhan Canaydın'ın Galatasaray'ı tribün inisiyatifine terk edip yıllar boyu sürecek bir kaosa teslim olmamasını isteyenlerden biri de benim ve basın toplantısında bu kararını açıklamasına sevindim.
Ancak aynı basın toplantısında büyük bir hata yaptı Canaydın. Hıncal Uluç'u hedef gösterdi.
Ben ki, sayın Uluç'un Galatasaray fikirlerinin büyük çoğunluğuna katılmam, kişisel itibar amaçlı olduğuna inanırım. Ama Galatasaray Başkanı tarafından hedefe konması ile dehşete kapıldım.
Şimdi sayın Canaydın'a sormak lazım.
İçinde yaşadığımız bu büyük futbol hengamesinde Hıncal Uluç'un kılına zarar gelirse vicdan azabı çeker mi?
İkincisi ve çok daha önemlisi... Galatasaray'daki gerilim ve yaşanan olumsuzluklar Uluç'un eseriyse, yani koskoca yönetim kurulunun istediği değil de bir medya mensubunun planları yürürlükteyse... O zaman ne işleri var o koltuklarda?
Canaydın saçmalama hakkını kullandı galiba.
Aptal katil ve düşman sevgili!
Yılın haberi tek sütun geçti:
ABD'nin Los Angeles kentinde bir adam, hayat arkadaşını "yok etmeye" karar vermişti.
Yıllarca aynı yatağı paylaştığı sevgilisi, artık "düşmanıydı" ve ortadan kaldırılmalıydı.
Önce kadını sarhoş etti.
Şuurunu iyice yitirmişti kadın. Adam tarafından kucaklanıp arabanın şoför koltuğuna yerleştirildi. Araba ise tren yolunda duruyordu. İlk tren, kadını paramparça edecek, düşman yok edilecek her şey adamın olacaktı.
İyice keyiflenmişti katil adayı. Şöyle geri geri yürüdü ve eserine baktı.
Lakin, ecel treni onun rayındaydı. Karanlıkta bastığı yeri göremiyor, ve paralel hatta bekliyordu.
Kadın mışıl mışıl uyurken 450 tonluk tren, diğer hattan gelerek adamı "ünlü Amerikalılar" listesine kattı. Biliyorsunuz, ABD'de "en aptal" kategorisinden ünlü olmak da mümkündü.
Ölü ve ünlü.
Şimdi alın bu trajediyi, kadınla adamın yerlerine istediğinizi koyun. Artık kulüp yöneticileri mi istersiniz, yönetici ile amigolar mı, federasyon-kulüp ikilisi mi...
Kim kimin ipini çeker, hangi "uyanık" yanlış rayda bekleyip trene lokomotiften biner; belli mi olur.
Hayat sürprizlerle doludur.
eguven@milliyet.com.tr

