|
 |
|
|
Uzlaşma kültürü
Bence / Fatih Tanfer
Kulüplerimizin son günlerde çektiği ekonomik sıkıntılar dayanılmaz noktaya geldi. Hacizler birbirini kovalıyor, kulüpler küçük yaşta alıp genç takımlarında yetiştirip bir noktaya getirdiği yetenekleri bir çırpıda elinden kaçırıyor. (Elbette profesyonel futbolcuların haklarının sonuna kadar savunucusuyuz. Kendilerine hakedişlerinin ödenmesi şarttır.
Asıl gelişen tehlike de her geçen gün kirlenen ve teröre yenik düşen futbol, yakın gelecekte önce tribündeki seyirciyi, sonra da kendisine güç veren yöneticisini kaybetmek üzeredir. Anlamakta güçlük çekiyorum. Zamanlarını ve paralarını kulüpleri adına harcayan yöneticiler bu işi yapmasa, kulüpleri kim yönetecek? Sorun bir değil ki?
Kulüpte yöneticisinden teknik direktörüne ve transfer edilen oyuncusuna kadar herkes kurallar çerçevesinde disiplin içinde çalışmak zorunda. Özellikle transfer döneminde yapılan anlaşmalar, bir süre sonra uygulanmıyor ya da suistimal yoluyla birileri mağdur oluyor.
Kim haklı, kim haksız?
Bir bakıyorsunuz ki yönetenle teknik direktör karşı karşıya gelmiş. Böyle bir lükse hiçbir spor kulübü sahip değil. Elbette yöneticiler, teknik adamın başarıya ulaşması için en iyi şartları sağlamalı. Artık yöneticiler, taraftarlar, teknik adamlar, futbolcular hep birlikte ortak doğrularda buluşmalı. Doğru önlemler alınmazsa İzmir’deki futbolun hali bugünkünden de kötü olacak.
Son günlerde gazetelerde sürekli Karşıyaka kulübünün içinde bulunduğu ekonomik krizi yansıtan haberler yayınlanıyor. DYO Karşıyaka bu sezon filede ilki gerçekleştirik Türkiye Üçüncüsü oluyor, ancak hakedişlerini alamayan oyuncular yaprak dökümü yaşıyor. Pınar Karşıyaka basketbol takımında da durum bundan farklı değil. Eski bir basketbolcunun KSK’ye gönderdiği haciz nedeniyle kulüpteki eşyaların apar topar götürülmesi ise elbette yaralayıcı. Peki kim haklı, kim haksız?
Acaba sistemin yanlışlığından mı bu noktalara gelindi? Yoksa, bu sistemden beslenip düzelmesini istemeyen kişiler ayak bağı olup, doğruların bulunmasına engel mi oluyor? Bu duruma esprili bir örnek verelim:
Çözüm üretmeyi sevmeyiz
''Bakkalın oğlu, kafaya koymuş, babasını soyacak. Önce ekmek arası kaşar peyniri yemiş gizlice. Hızını kesmeyip, bir teker kaşarın arasına ekmeği koyup nefsini köreltmiş.'' Bunu az önce bahsettiğimiz sisteme uyarlamak mümkün.
Spor kulüplerinin yönetimi ile ilgili her zaman şikayet duyarız. Ama maalesef çözüm üretmeyi sevmeyiz. Bence, bu kötü gidişin sebeplerini iyi saptamalı, olumlu sonuçlar almak için çalışmalar yapılmalı, her türlü etki ve tepkiden, söylenenlerden yarar çıkarmalıdır. Kulübün ve şehrin kanaat önderleri ile birlikte doğru tesbit, teşhis ve tedavilere önem verilmelidir. İşler kötü gittikçe taraftar grupları da gelişen bu olumsuzluklar yüzünden hızlı tepki veriyor, panikleyip sonucunda da kontrolü kaybediyorlar. Oluşan kayıplar hızla gelişiyor, istenilmeyen sonuçlar ortaya çıkıyor. Aslında doğru çözüm için ortak hareket etmeli, olaylara mantıklı bakmalıyız. İnanıyorum ki, çağdaş İzmir’de bu konuların başarılmasında rol alacak gençler ve bu işe gönül vermiş başarılı insanlarımız mevcuttur. Hep olumsuz düşünüp, hiçbir şey olmaz gibi negatiflikler üzerinde odaklanmak zarar verir. Kulüplerin menafaatine uygun işlemleri yapmamakta direnen kişilere önerim, ''yapılamayacak diye düşünüyorsanız, lütfen kenarda durun. Başkalarının sağlayacağı desteğe mani olmayın.''
Gelin uzlaşma kültürümüzü üst noktaya çıkarıp, doğrularda birleşelim. Sonrasını düşünmek bile istemiyorum...
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|