DEMOKRAT PARTİ (DP) GENEL BAŞKANI MEHMET AĞAR MİLLİYET'İN SORULARINI YANITLADI
Demokrasi, kan kalkarsa gelişir
Terörist üreten Türkiye olamaz. Mesele, toplumsal hayatın terörist yetiştirmesine engel olmak. Siyaset, terörist üreten sosyolojik yapıyı değiştirmek zorunda, Kan giren yerde demokrasi gelişmez, kan ortadan kalkarsa demokrasi gelişir. Halk hem beraberlik hem itibarlı vatandaş olmanın rahatlığını yaşamak istiyor
Serpil Çevikcan
Türkiye'nin bölünme korkusundan vazgeçmesi gerektiğini anlatırken, "Dağda silahla dolaşacağına düz ovada siyaset yapsın" yaklaşımı büyük tartışma yaratan Demokrat Parti Genel Başkanı Mehmet Ağar, son dönemde tırmanan terör olaylarının, söyleminin haklılığını ortaya çıkardığını belirtti. Ağar, "Türkiye'de siyasetin görevi ovanın dağa çıkmamasını başarmak. Bu, toplumsal yumuşaklığı beraberinde getirir. Türkiye, AKP-CHP zıtlaşmasını yaşıyor. Bu gerginlik terör eylemlerinin etkisini yüzle çarpıyor" dedi.
Milliyet'in konuğu olan Ağar, gündemdeki sıcak konulara ilişkin şu değerlendirmeleri yaptı:
Amaçları çatışma
"Asimetrik terör tehdidiyle karşı karşıya kalan bir ülkede Anafartalar Çarşısı'ndaki eylemde gördüğümüz gibi, bir kişi kendi boyutunun çok üstünde zarar verebiliyor. Mesele, oradaki can kayıplarının da ötesinde bir başka toplumsal çatışmayı tetiklemeye yönelik olarak organize edildi.Benim siyasetteki misyonum bu etnisite çatışmasını var edecek alanı ortadan kaldırmak. Bunu siyasette söylediğimiz zaman birileri bunu oy hesabı olarak gördüler. Bunun ne kadar önemli ve tehlikeli olduğunu görmediler. Mesele, toplumsal hayatın terörist yetiştirmesine engel olmayı başarmak. Terörist üreten bir Türkiye olamaz. Siyasetin terörist üreten sosyolojik yapıyı değiştirme mecburiyeti var. Eline silah almış terörist varsa onun muhatabı zaten asker, polis. Orada bir tereddüt yok."
Zıtlaşma etkiyi artırıyor
Mehmet Ağar, "Dağ-ova söyleminin arkasında mısınız?" sorusu üzerine şöyle devam etti:"Evet, tam da bunun için işte. Türkiye'de siyasetin görevi ovanın dağa çıkmamasını başarmak. Dağda zaten adam var. Mümkünse onları da aşağıya indirmek.
Siyasetçinin yapacağı iş ülkenin gençlerini, bu topraklarda yaşayan insanlarını kendi ülkesinin güvenlik gücüne silah çekmeme noktasına getirtmek. Bu neyi getirir; toplumsal yumuşaklığı getirir.
Türkiye AKP-CHP ekseninde bir zıtlaşma yaşıyor. Bu tür gerginlikler, ortaya çıkan terör eylemlerinin etkisini onla, yüzle çarpıyor. Ancak böyle bir olayda (Ulus'taki saldırı) herkes kendine geliyor. Ne kadar doğru yerlerde durduğumuz bellidir."
'Toplum bu gerginliği taşıyamaz'
"Büyükşehirlerde eylemin büyük bir psikolojik etkisinin olacağını hesaplıyorlar. Doğrudan sivil hedefler yerine resmi hedefler üzerine eylem gerçekleştiriyorlardı. Doğrudan masum halkı hedef aldılar. Bu karar İmralı'dan, Kandilli'den geçiyor. Bu çılgınlığın faturası ağır olur.Türkiye'de 1990'lı, 1995'li yıllardan beri, bizim olduğumuz dönemden beri bu alanda çok gelişkin bir istihbarat sağlandı. Tabii bir de bunun siyasi irade ve iklimle örtüşmesi lazım. Ayrışmaya dayalı bir toplumsal yapı terörün istifade edeceği ortamı kendiliğinden var eder.
Etnik kökene ya da dini değerlere bağlı siyasette olduğu gibi devlet yönetim değerlerine dayalı siyasetin halk nezdinde bir değeri, karşılığı yok. Türkiye, bütün bu değerleri bir arada uyum içinde yürütebilecek, gerçekten demokrasiye inanmış bir yapıyı bu seçimlerde var edecek. Bu gerginliği toplumun taşıyabilmesi mümkün değil."
Diyarbakır'da AKP'yi geçeriz
"Güneydoğu politikamızın ana ekseni bir toplumsal seferberlik. Lafta kalmayan, meseleyi sadece güvenlik çerçevesinde bırakmayan paketler. Planlarımız, programlarımız var. Süratle uygulama alanına giren, kaynakları bulunmuş projeler, umutsuz gençlerin yeniden hayata döndürülmesi. Mesleki teknik eğitim, hobi odaklı kalkınma projeleri, entegre sanayi projeleri gibi. Güneydoğu'da mesele zaten asker, polis çerçevesine bırakılmış. Lafta var olan paketler halka bıkkınlık getirmiş.Kan giren yerde demokrasi gelişmez. Kanı ortadan kaldırdığınızda demokrasi gelişir. Bireysel özgürlükler temelinde açılımlar yapıldı. Artık bunların uygulamaları olacak. Halk, birlik beraberliği güçlendirecek hizmetlerin beklentisinde. Bir yandan da itibarlı bir vatandaş olmanın rahatını da yaşamak istiyor. Hükümet olduğumuzda sadece oy aldığımız kitlelerin değil, oy almadıklarımızın da güvenini kazanmak bizim için daha önemli bir mesele. Zaten merkez sağın en önemli vasfı bu. Diyarbakır'da AKP'den daha fazla oy alabiliriz."
Üç ayda bütün teori çöktü
"Türkiye cumhuriyetle birlikte kurduğu modern devlet yönetimine hâkim olan değerlerde uzlaşıyı sağladığı her dönemde istikrarlı iktidarlar olmuştur. Merkez sağ iktidarların temeli bu. Buralarda dengeyi bozduğunuz vakit rejim tartışmaları gündeme geliyor. Türkiye önümüzdeki günlerde farklı bir seçim yaşayacak. Tek başına sayısal çoğunluğun siyasi iktidar anlamına gelmediği görüldü. O teori üç ayda çöktü gitti. İstikrar sadece sayısal değil."
Cumhurbaşkanını halk seçebilirTemel mesele parlamenter sistem mi, başkanlık mı olacağı. Parlamenter olursa cumhurbaşkanının yetkileri sembolik hale getirilecek. O zaman halkın seçmesi olumlu görünüyor "Biz halkın seçimine karşı çıkabilir miyiz? Demokrat Parti geleneği, yani her yerde millet. Ama bunu geniş bir çarpışma alanı içinde var ederek gerçekleştirmeyi çok doğru bir şey olarak görmüyorum.
Türkiye'de cumhurbaşkanlığı seçimleri tartışmalı olduğunda, parlamenter sistemin gerektirdiği yetki dahiline çekildiğinde halkın seçmesi olumlu bir model olarak görünüyor. Genel prensip olarak sıcak bakıyorum. Bütün bunları gelecek dönemde de sağlıklı bir tartışma ortamı içinde yaparak, sistem olarak da oturtabiliriz. Temel meselemiz sistemin adıdır. Parlamenter sistem mi, başkanlık mı?
Türkiye 'Anayasa'sındaki yetkileri bu iki temel prensipten birisine göre şekillendirecektir. Parlamenteri tercih ediyorsa cumhurbaşkanının yetkileri sembolik hale getirilecektir. Bu halkın seçmesini engeller mi, engellemez. O da bir başka demokratik supaptır. Cumhurbaşkanlığının yetkileri az olsa da makam nedeniyle çok ciddi bir ağırlığı vardır. Seçimle gelmesi de ona bu ilave gücü ortaya koyar. Ancak geçmiş dönemlerde görülen birtakım parlamento içi tıkanmaların anahtarı olması konusunda cumhurbaşkanına yetki verilmesi de bir ihtiyaç halinde görülmüş. Yarın da Türkiye'nin böyle ihtiyaçları olabilir. Dolayısıyla cumhurbaşkanına demokrasinin sıkıntıya girmemesi anlamında böyle bir bir yetkiyi kullanabileceği bir alan var edilebilir.
Cumhurbaşkanlığı makamının benim gördüğüm bir tek meselesi var; toplumun yarısından fazlasına güven veren bir yapı. Türkiye'de iç çatışma alanlarının ortadan kaldırılmasına önayak olan bir liderlik gerekiyor."
Sivil demokratik anayasa
"Türkiye'de önümüzdeki seçimin en önemli meselesi sivil demokratik anayasadır. Yeni bir anayasaya Türkiye'nin ihtiyacı olduğu açık. 1980'den bu yana 27 yıl geçti. Dünya değişti. Farklı bir Türkiye var. Türkiye farklı bir anayasaya doğru gidebilir temel ilkelerinde sabit kalmak suretiyle. Bu Anayasa içinde her yer yerli yerine oturabilir."Cumhuriyet ve demokrasi esastır
"Halka ana vaadimiz Türkiye'yi normalleştirmek, kutuplaşmadan çıkarmak. Herkes kendi işinde, yetkilerinde. İki temel mesele var. Cumhuriyetle beraber modern yaşam tarzını benimsemiş kitleler, kendilerini tehdit altında algılıyor. Bu algılama ortadan kaldırılacağı gibi, muhafazakâr ve geleneksel yaşamı benimsemiş olanlar da yönetenlerce örselendikleri kanaatinde. Bir kırıklıkları var.
Türkiye'nin hem o tehdidi, hem de bu kırıklık algılamasını ortadan kaldıracak muktedir bir hükümete ihtiyacı var. Türkiye laik-antilaik çemberine sıkıştırıldı. Normalleşmenin özeti şudur; biz 1923'teki mutabakata varız, 1950'dekine de varız. Türkiye iki şeyden vazgeçemez; cumhuriyet ve onu güçlendiren demokrasi. Buralar milletin mutabakatıdır."
AB'de hedef 120 kilometre
"AB üyeliği, Demokrat Parti ile başlayan bir yolculuk. Katma protokol, Gümrük Birliği... İnşallah nihai sonuç da Demokrat Parti'ye nasip olacaktır. Bizim AB'ye Türkiye'yi istismar eden meselelerle ilgili eleştirilerimiz olacak. Ama bunlar AB konusundaki kararlılığımıza gölge düşürmez. Daha akılcı politikanın yollarını biliyoruz. Ben iyimserim. Türkiye bir yandan AB aday ülkesi, laik demokratik parlamenter düzeni var, Ortadoğulu bir yapısı var, Avrasya coğrafyası bağlantıları var. Bir yandan da İsrail-ABD ekseninde istikrarlı ilişkileri var.
Türkiye kendi çatışma alanlarını ortadan kaldırdıkça dünya siyaset arenasında belirleyici gücünü ortaya koyacak. Türkiye'nin AB yolundaki kilometresi artacak, 60 kilometre süratle gidiyorsa 100-120 kilometreye çıkacak."
Bize kentteki seçmen de sıcak
"Herkes Demokrat Parti şemsiyesi altında rahatlıkla siyaset yapabilecek. Partilerin diktacı yönetimlerini kıran bir demokratik yapılanma yapacağız. DYP-ANAP birleşmesinde benim beklediğimden daha iyi bir sıcaklık oldu. 1950'lerde Türkiye'nin yüzde 80'i köylerde yaşıyordu. Zaman içinde klasik taban erozyona uğradıysa da ağırlıklı olarak yine de en güvendiği parti bizimkidir. Bugün kentlerde de böyle bir sıcaklık olduğunu görüyorum. Daha özgürlükçü, daha dışa açık olan kesimlerde partimize karşı bir sempati gelişti."
Kent güvenliği 15 günde sağlanır
"Kent güvenliği sağlanacak, halkın can ve mal güvenliği teminat altına alınacak. Bunu yapacağız. Bunu yaparken de suça ve suçluya karşı müsamahasız davranış esas olacak. Bunu, demokrasi ve hukuk temelinde var edeceğiz. 15 günde sokaklar huzur içinde olacak. Bununla görevli kadroların neye ihtiyaçları olduğunu biliyorum. Arkalarında kale gibi duracağım ve başaracaklar. Bugün görevde olanlar da bunu başarır. Kimsenin şüphesi olmasın."
Yılmaz liderlik işini geçmiş
Ağar, "Mesut Yılmaz niye bağımsız aday oluyor, siz mi sıcak bakmadınız" sorusunu yanıtlarken, "Hayır. Millet eliyle bir gücün sahibi olabilmek için bir partinin kanatları altında değil kendi kanatları ile bunu sağlamak istedi. Yoksa bu parti oluşumuna hep sıcak baktı. Yüce Divan sonucundan sonra, doğrudan millet eliyle geri dönüşünü sağlamak, bir partiye yaslanmadan önemli bir siyasi performans göstermek olarak değerlendirmek lazım" dedi.
Ağar, "Yılmaz'ın partide potansiyel bir lider adayı olması tehlikesini görmüyor musunuz?" sorusuna da şu karşılığı verdi: "Ben oraları geçtiğini düşünüyorum. Başvekillik yapmış bir insanın tekrar mebus olmaya ihtiyacı olmayacağını düşünüyorum" dedi.
'Mumcu ile arkadaş olduk'
"Sayın Erkan Mumcu ile samimi, sıcak bir ilişki, arkadaşlık var. Kader birliği yapılacaksa samimiyet esastır. Sağlıklı bir yol yürüme amaçladık. O amacı gerçekleştirirken de kardeşlik, arkadaşlık önemlidir.
(Birbirinize güveniniz tam mı sorusu üzerine) Bu iş güven esasına dayalı olarak yürür. Siyaset öyle bir şey. Ticaret değil bu. Her dakika notere gidemezsin."
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

