
M. Ali BİRAND
Türkiye, Kuzet Irak tuzağına düşecek mi?
Özellikle bugünlerde yazılmaması gereken bir yazı yazdığımın farkındayım. Çok eleştiri alacağımı biliyorum. Ancak bu gerçekleri söylemek zorundayım. Kendimi sorumlu hissediyorum.
Türk kamoyunun önemli bir bölümü kesin kararlı: Türk Silahlı Kuvvetleri, Kuzey Irak'a müdahele ettiği taktirde PKK sorunu bitecektir.
Bu "müdahelenin" ne şekilde olduğu da belli değil.
- Bazı PKK kamplarına bombardıman mı?
- Sınır boyunda tampon bir bölgeye girip işgal etmek mi?
- Büyük bir kuvvetle Kuzey Irak'a girip, çıkmak mı?
Kamuoyu bunlarla ilgili değil. Onu ilgilendiren, PKK terörünün bitmesi. Hem askeri, hem de sivil yetkililer öylesine ısrar ettiler ve Kuzey Irak'taki PKK varlığını öylesine sorumlu gösterdiler ki, kamuoyu şimdi Askere ve İktidara dönüp "Hadi, gidin ve bu işi bitirin" diyor.
Resmi yetkililer aslında kendi oyunlarının mahkumu oldular. İsteyerek veya istemeyerek kendilerini düşürdükleri bu tuzaktan çıkaramıyorlar.
Tuzağa düştüler, zira onlar Kuzey Irak'a asker sokmanın ne kadar riskli olduğunu, girilse dahi PKK terörünün bitirilemeyeceğini gayet iyi biliyorlardı. Ancak, Kuzey Irak hedefini başka bir amaçla kullandılar. ABD'yı korkutmak, "Bak valla geliyoruz" deyip, askeri bir müdahalenin başlayacağı izlenimi vermek istediler. PKK'yı, Kuzey Irak'tan ABD'nin atması için bu politikayı tercih ettiler.
Doğru bir politikaydı, ancak ABD'yi hareketlendiremediler. Washington'un, PKK'ya müdahele etmeye hiç niyeti yok. Sonunda, biz kendi kendimizle baş başa kaldık.
Geri adım atmamız da imkansız. Kendimizi Kuzey Irak'a müdahele etmeye bağladık. Ya, ciddiyetimizi göstermek için birşeyler yapacağız veya inandırıcılığımızı kaybedeceğiz.
Bunlar yetmiyormuş gibi, bir de giderek artan kamuoyu baskısı var.
İşte tuzak bu...
Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kuzey Irak'a asker sokması, Washington ile hiçbir anlaşmaya varmadan harekat başlatması, kendini dev bir bataklığa atması demektir.
PKK terörünün, Kuzey Irak'a askeri müdahale ile kesilmeyeceği bilinmektedir. Konuya uzaktan ilgi duyanlar dahi, bu gerçeğin farkındalar.
Üstüne üstlük, TSK'nın Kuzey Irak'a girmesi konusunda herkesin bir hesabı var.
PKK, Türkiye'de yangın çıkartmak için istiyor. İran, kendileri yerine Türkiye'nin bu işi yapmasını tercih ediyor. ABD'de bile Türkiye'yi işe sokarak farklı bir hesap peşinde olanlar var.
Gelin, Askeri, iktidarı, muhalefeti, Sivil Toplum Örgütleri ve medyasıyla bu gidişe bir DUR diyelim.
PKK ile başka türlü mücadele edelim.
Kuzey Irak bataklığına, bu tuzağa düşmeyelim.
Bölükbaşı, Dışişleri bakanlığı adına müzakerelere katılmış ve Amerikalılar ile pazarlığı sürdürmüştü.
Tezkere'nin TBMM'den geçmemesini, AK Parti'nin beceriksizliğine bağladı. Tezkere geçmiş olsaydı, TSK'nın sınır boyunca bir tampon bölge kurabileceğini ve böylece PKK'nın giriş çıkışlarının daha çok kontrol altında tutulabilineceğini anlattı.
Tezkere'nin akibeti hala bir muammadır. Murat Yetkin ve Fikret Bila'nın kitapları bu esrar perdesini bir miktar aralamış olsalar dahi, yine de eksikler var. AKP'nin beceriksizliği kadar, dönemin Kara Kuvvetleri komutanı Aytaç Yalman Paşa'nın sert demeçleri, ABD aleyhtarı tutumu da, çok kimsenin kafasını karıştırmıştı.
Öylesine bir belirsizlik vardı ki, kimse neyin nasıl yapılması gerektiğini bir türlü anlayamadı. Birkaç ay önce yaşanan seçim ve AKP'nin iktidar oluşunun yarattığı şok, tam bunun üstüne gelen Irak'ın istila şaşkınlığı ve Güneydoğu'daki "OHAL'in yeniden başlama" korkusu birbirine girdi. Hiç kimse gerçekçi bir değerlendirme yapamadı. Her kafadan bir ses çıktı. AK Parti daha yeni partileşmişti. Başbakan Gül ile gölgedeki lider Erdoğan'ın olaya bakış açıları da farklıydı.
Tezkere, işte böylesine karışık ve kötü yönetilen bir süreç sonunda, tamamen teknik nedenlerle reddedildi. Yoksa salt oyların sayısı, tezkerenin kabulünü (EVET: 264, HAYIR: 250) gösteriyordu.
Acaba tezkerenin reddi, Türkiye açısından iyi mi oldu, yoksa kötü mü?
Bugün bakıldığında, bazı açılardan iyi, bazı açılardan kötü oldu, diyebiliriz. Ancak, bu konuda karar vermek için henüz erken. 10-15 yıl sonra, daha sağduyulu bir değerlendirme yapabiliriz.
Unutmayalım ki, ülkelerin tarihleri hep böyle kaçmış veya kaçırılmış fırsatlarla doludur. Bunlara bakıp dizlerimizi dövmenin de pek bir anlamı yok.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net

