Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 30 Mayıs 2007 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Avrupa kimliği

Batı Avrupa cemiyetinin hızlı değişiminde itici rolü olan akım Protestanlıktır

Fax: (0312) 427 20 64

Antropoloji Derneği bu hafta cuma ve cumartesi günleri Avrupa kimliği üzerinde bir konferans tertipledi. Avrupa, Prof. Nedret Kuran'ın dökümünde de belirtildiği gibi, klasik Yunan dünyasında mitolojiye istinaden sınırları çizilen bir kıta. Ovidius o ismi daha da vurgulamış.
Orta zamanların İslam dünyasında sanıldığının aksine "dar'ül harb-dar'ül İslam" ayrımı o kadar güçlü değil. Orta zaman Müslümanları Ortadoğu ve Akdeniz dünyasını kapsayan bir medeniyet kuşağından söz ediyorlar. 11'inci asırda Endülüslü Kadı Ahmet'in "Kitab-ı Tabakat ve'l umem" adlı kitabında da saydığı gibi Yunan, Romalı, Eski Mısırlı, Kaldani, İbrani, İranlı ve Hintli ve Araplar medeniyeti inşa eden milletler, Türkler ve Çinliler pratik zekalı fakat bu uygarlığı yaratmakta doğrudan payı olmayanlar.
Avrupa, Afrika ve Asya kıtasındaki diğer kavimler coğrafya şartları dolayısıyla gelişememiştir. İslamın medeniyet kuşağında dinden çok, anane ve yaratıcılık önemli.
Ortaçağ Hıristiyanlığı Avrupa'nın sınırlarını kendi dinine belirledi. Buna rağmen Balkanlar'daki Hıristiyanların kimliğinden haberleri yoktu; Bulgarları unutuyorlardı veya Türk ile Yunanı karıştırıyorlardı. Ruslar hiç sevilen ve istenen bir grup değildi. 18'inci yüzyıl aydınlanması Avrupa'yı "düşünen, gelişen ve bu gelişmeyi bilgisiyle sağlayan bir kıta" olarak tarif etti. Dünyanın öbür kısımları durgunluk içindeydi. Nihayet bu tasnif öbür kısımlar üzerinde "Medenileştirme görevi" edinmelerine neden oldu.
Avrupa medeniyetinin kendini tarif edişi doğrusu çok tartışılır. Helen-Hıristiyan uygarlık deniyor; Helenizmin Ortadoğu ve Akdeniz uygarlıklarının ürünü olduğu gerçeği bir yana, Yunan felsefesi ve ilmini Yahudiler, Sami milletler ve Müslüman dünya Avrupa'dan çok evvel benimsemiştir. Hıristiyanlık da gene aynı durumdadır. Doğuda doğup gelişmiştir.

Medeniyetin ayırıcı vasfı
Batı medeniyeti Sanayi Devrimi'ni yaratan bir dünyadır. Fakat iki asır içinde sanayi medeniyeti de evrenselleşmiştir. O zaman Batı'nın ayırıcı kıstasının ne felsefe, ne matematik, ne coğrafyacılık, ne tarihçilik, ne fizik, ne kimya ne de tıp olduğunu söylemek mümkündür. Bunlar Batı'dan önce Akdeniz dünyasında çok önceden vardı ve kurumlaşmıştı.
Bugünkü Batı'nın ayırıcı özelliği İtalya'nın 12'nci yüzyıl Rönesans'ıyla başlar; o da musiki, filoloji ve Hıristiyanlık dogmasına karşı çıkan hareketlerdir. İtalya'dan doğan Batı musikisi Akdeniz'in diğer bölgelerinde görülmez ve Avrupa medeniyetinin ayırıcı bir niteliğidir. Filoloji yani dilbilimi, eski çağlardan beri Doğu'da vardı; Asurlular ve Kaldeliler gibi Sami ırktan, hatta Hititler gibi İndo-Avrupa kavimler apayrı bir karakteri olan Sümer dili ve edebiyatını hep muhafaza ediyorlardı.
İslam dünyası hadis ve fıkıh metinleri dolayısıyla filolojik dalda uzmanlaşmıştı. Ama yerküreyi fetheden bir dilbilim Avrupa medeniyetinin ayırıcı vasfıdır. Nihayet kilisenin kurumlaşmış dogmalarını Floransalı Savanorole, Bohemyalı Ian Huss gibi din savaşçıları veya Floransalı Pietro Ponponazzi gibi düşünürlerle alttan alta oyan hareketler Avrupa tarihine damgasını vurur.
Avrupa kendisi Katoliklikten vazgeçemese de Kitab-ı Mukaddes metinlerini filolojik olarak sorgulayan, tashih eden Rotterdamlı Erasmus ve muhtelif cephelerde Roma kilisesini dışlayan Protestanlığın ülkesidir. İşin ilginç tarafı bu sorgulama ve düzenleme eğilimi Roma kilisesi içinde de başlamıştı.
Gerçekten Protestanlık son beş asrın Avrupa tarihinin en önemli veçhesidir. Dini parçalanma ve laisizmin getirdiği erimede birinci derecede rolü vardır; kıtada Katolik-Protestan çatışması alttan alta hep sürer ama şurası bir gerçek ki Katolik kilisesi bu akımın karşısında gerilemiştir ve Protestanlık da bu gerilemeden etkilenmektedir.

"Rahşan Ecevit'i etkilediğime dair iddialara yanıtım"

Bundan birkaç iki hafta önce Hürriyet gazetesinde çokbilmiş bir muhabir müthiş bir buluşla bir yorum yaptı. İlber Ortaylı yani bendeniz, Hasan Ünal, Ahmet Tan, Aytunç Altındal bir araya gelmiş ve Rahşan Ecevit'i etkilemişiz. Rahşan hanım misyonerlerin faaliyetleri aleyhinde demeç vermiş ve ne kadar zaman geçtikten sonra da Malatya'dan birileri bu demeçten aldıkları ilham ile misyonerleri öldürmüşler.
Maalesef Hürriyet'teki başyazı da bu habere istinaden isim vermeden yorum yapıyordu; anlaşılan yazarın geniş hürriyetçiliği Rahşan Ecevit'in ifade hürriyetini kapsamıyordu. Rahşan Ecevit'in bu demeci başkalarının diktesinin değil, tamamen kendi düşünce ve görüşünün ifadesidir.
Derken Türkiye Kiliseler Birliği Başkanı ve Ankara Kurtuluş Kilisesi pastörü (yani papazı diyebiliriz) İhsan Özbek bu isimleri sayarak Sayın Rahşan Ecevit'in açıklamasından iki hafta önce benim ve ismi sayılanların Ecevit ile bir araya geldiğimizi ve kendisini bu demece ikna ettiğimizi ileri sürüyor.
İnternetteki sitesi ile dünyaya yaydığı bu itham için şunu derim; dünyadan haberi olmayan insanlar çok kolay komplo teorileri üretirler. Türkiye Protestanlarının şefi de bu ucuzluğun istisnası değil. Bülent ve Rahşan Ecevit ile çok sık görüşürdüm ve görüşürüm. Protestan misyoner faaliyetlere de entelektüel açıdan sevecenlikle baktığım söylenemez.
Bişkek'teki bir kongrede bizzat Orta Asya vladikası (Arşepiskop) diğer ruhaniler ve Protestan misyon temsilcilerinin önünde Batı ülkelerinde ilgisizlikten her gün bir kilisesi kapanan Protestan cemaatlerin propaganda hürriyetleri olduğunu; fakat tarihi, kültürü ve bünyesi itibariyle, Dostoyevski'leri, Tutçev'leri, Rublev'leri çıkaran Rusya'nın Ortodoks kültürüne ve inancına saygı duymanın ön planda geldiğini söylemişimdir.

Aforoz etme imtiyazı
İhsan Özbek'in ve başkanı olduğu birliğin kendilerini Ortaçağ papaları gibi aforoz görev ve imtiyazıyla donattıkları anlaşılıyor. Mantık ve edebe uymayan suçlamalarını bir de dünyadaki Protestan kardeşlerine ilan ediyorlar. Bizim bildiğimiz Protestan hareketler bu tavra ve zihniyete karşı doğup gelişmiştir. Ne yapmak istedikleri beni fazla ilgilendirmiyor. Bu tavırlara ancak gülünür.
Elbette burası sizin de vatanınız ama bu keyfiyet ve hak; edep ve hukuk dışı davranmayı gerektirmiyor. Sizleri tanımıyorum ve bu ithamlara nasıl ulaştığınızı bilmiyorum bile. Şu kadarını söyleyeyim. Protestan olmak akıl, izan, nezaket ve hukuk dışı davranmak değildir. Hiç şüphesiz tanıdığım her mezhepten ve milletten saygın Hıristiyan din adamlarının arasında böylelerinin yeri yoktur.


PAZAR
Nuh'un Gemisi'nde yer ayırdınız mı?
Türkiye artık küresel ısınmaya kafa yoruyor
Al Gore geliyor, Cameron Diaz bekleniyor
"Kitap 1000 sayfaydı, uzunluğu beni korkuttu"
Bilim insanları onun için "Dünyanın en akıllı kadını" diyor
Modern Türk kahvesinin köpüğü var mı?
SHREK'e ilham verdi mi?
Skandal haberini internetten öğren
neler konuşuluyor?
Nostaljiye nokta konacak
Korkuları yenen adam
Darbellek
"Birinci görevim, tarafların birbirini anlamasına yardımcı olmak"
İkizlere öneriler
Tavaları iyi, ızgaraları başarısız
Avrupa kimliği
Fethiye'de iki gün
Bir OSRAM iki ağaç ediyor
Mezede devrim!





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

   
© 2006 Milliyet