Fare gider, dağ kalır!
Yıl boyunca karman çorman stratejik kararlarla hepimize papatya falları baktırdılar. Bir yandan "Hocamızın yanındayız, arkasındayız" diyerek "duruş" gösterdiler, bir yandan da o hocaların kazanlarını kaynatıp altına odun attırdılar...
Sinan Engin, geçenlerde açıkladı... Yönetimin isteği doğrultusunda Beşiktaş TV'de Tigana'nın aleyhine yorumlar yapmış. O yorumlardan birine rastlamak talihsizliğine uğradım... Sinan Engin, Tigana'nın her şeyini eleştirdi... Sistemini, tekniğini, taktiğini, tavır ve davranışlarını... Ama yetmedi, hızını kesemedi, son ahkamını "deriden ve derinden" kesti: "Dünyada bu renk bir antrenör hiçbir yerde yok, bir tek bizde var!"
O gün zaten fişi çektim... Sinan Engin'in fikri, kişiliği, kimliği, futbol bilgisi, becerisi, sürekli yönetim erkinin yanında oluşu, iktidardan hep bir pay isteyen, rol isteyen duruşu filan hiç ilgilendirmedi beni... Oh be! Rahat ettim. Onu ciddiye almamaya karar verdim!
Sonraki süreci biliyorsunuz, Tigana hiçbirimize hiçbir şekilde gurur vermeyen dramatik vedayla gözyaşlarıyla - çekip gitti futbol alemimizden!
Galatasaray'da da benzer görüntülere tanık oluyorduk. En başta Adnan Polat, Gerets'e dipten temelden karşıydı. Yuvarlak masa muhabbetlerinde o karşıtlığı herkesle paylaşıyor, sonra da teknik direktörle beraber olduklarına dair "resmi" görüş beyan ediyordu. Özhan (Canaydın) Abi de her iki tarafı idare ediyordu. Malum, başkanlık böyle bir misyonu gerektiriyordu. Adamla ligin devre arasında anlaşma yapmadılar. Gerets birkaç kez dile getirdi bu yerine getirilmeyen sözü... Sonra durumuna razı oldu. Derken, tam da Fortis Türkiye Kupası çeyrek finalinden önce Belçikalı ile masaya oturup sözleşme imzaladılar. Kendilerini bağladılar...
Ertesi gün de Bülent Korkmaz'ın takımı Erciyesspor, Kupa'yı en çok kazanan takımın ipini Kupa'dan çözüverdi.
Sonraki süreci biliyorsunuz...
Gerets de tıpkı Tigana gibi göz yaşlarıyla veda etti. Yazılı imzalı sözleşme de 700 bin euroya yırtılıp atıldı....
Her iki kulübün başarılı yöneticilerini kutlamak elbette (!) görevimizdir.
Giden gider... Gelenlere bakalım.
Beşiktaş canibinde Başkan Yıldırım Demirören, "ille de yabancı" duruşu gösterip, yönetiminde bir fikir ve ilke beraberliği aramaya bile zahmet etmeden her gün farklı bir isimle kamuoyunu oyaladı...
Elindeki en geçerli kart, Lucescu oldu...
Romen'in Shakthar Donetsk'teki mesaisi, başarısı filan hiç tartıya gelmedi. Yılda 3,5 milyon euroya el üstünde tutularak lütfen çalıştığı, artık yorgun ve kaprisli bir kurt olduğu da düşünülmedi.
Galatasaray, Karl-Heinz Feldkamp'la, Beşiktaş da Lucescu ile ayrı ayrı "muhteşem dönüş" senaryoları sahnelerken, ben özellikle büyük kulüplerde dönüşlerin o kadar da muhteşem olmadığını hatırladım birden.
Elhak, Kalli büyük hocadır... Galatasaray'a Derwall'den daha fazlasını kazandırdığına inanırım... Ama geriye dönüp baktığımda sadece 1 sezon çalıştığını, sonra nöbeti Holmann'a devrettiğini, danışman pozisyonuna geçtiğini biliyorum... Beşiktaş'a geldiğinde Briegel onun antrenörüydü. Bir ay geçmedi, sağlık nedeniyle sahneden çekildi... Kalli şimdi 73 yaşında... Demanslar falan başlamış mıdır, bilemem. Kendisine hâlâ saygı duyarım da bu derme çatma, zoraki yapılanma bende Dağ'ın fare doğurduğu izlenimi yarattı... Hayır bu iyi bir proje değil... Ahmet Akcan'la ya da başka biriyle...Olmaz!
Lucescu'ya gelince... Bursaspor dergisini okuyan bir arkadaşım anlattı. Romen futbolcu Pancu, 2003 -2004 krizinde Lucescu'nun Türkiye'den ayrılmak için her türlü gerilimi ve gerginliği yarattığını, çenesini bir türlü kapatmadığını, hakemlere ve federasyona veryansın ederek kovulmak için mümkün olan her şeyi yaptığını söylemiş ve eklemiş : "Cem Papila bana gösterdiği kırmızı kartta haklıydı! "
Bence bu kadar dans ve oyalanma yeter! Sağlıksız bir finalin ardından kötü bir start, her iki takıma zarar verebilir...
Fareler gider...
...Ve dağ, olanca sorunuyla bize kalır!
Bilgin(!) AliAntalyaspor'un yıldız adayı Ali Bilgin, geçen hafta Perşembe akşamı hamburger yemek için Ahmet Dursun'un arabasına atlayıp kampı terk etmiş.
Ertesi gün bir hastanenin radyoloji laboratuarından alınmış bir rapor göndermiş kulübe... Sonra sözleşmesinin fesih ihbarnamesini sunmuş avukatı aracılığıyla... Antalyasporlu dostlar, parasını alamadığı için sözleşmesinin feshini isteyen Ali Bilgin'in gönderdiği yazıda bir avukat becerisinin çok üstüne çıkan futbol mevzuatıyla ilgili derinliğe ve zenginliğe hayran olmuşlar... Ali Bilgin'in gerekçesi 35 bin Euro'luk alacağının zamanında ödenmemesi... Oysa para 21 Mayıs Pazartesi günü, zamanında, bankaya yatmış. Bankanın , durumu bildirmek için yaptığı aramalara da telefonunu hiç açmamış Ali Bilgin...
Bu arada Antalyaspor yılın en sürpriz maçıyla Gençlerbirliği'ne 3-1 yenilip İkinci Lig'e düştü. Ali Bilgin olsaydı, oynar mıydı ? Oynamaz mıydı? Düşer miydi, kalır mıydı? Burası hiç önemli değil!
Önemli olan, hangi akıl hocasının, hukuk ve futbol uzmanı sihirbazın bu senaryoyu yazdığı ve başrolünü Ali Bilgin'e oynattığıdır...
Ali Bilgin'e biçtiği rol "transfer prensliği" olsa da, bu rolün pek de ahlaklı ve sportmence olmadığı açıktır!
Kartal'ın potasıAkatlar'daki o güzelim salona rağmen, Beşiktaş'ın potası her geçen yıl soğuyor. Basketbolda, Beşiktaş'a hiç de yakışmayan başarısızlıklar peş peşe geliyor.
Üç yıl önce Beşiktaş finali kaybetti. Geçen yıl yarı finali... Bu yıl Play-Off'tan elendiler. Ezeli rakipleri Galatasaray'a 3-0 kaybederek havlu attılar.
Murat Didin döneminde yaşananlar şimdi aynen tekrarlanıyor....
İyi bir hoca, zayıf bir kadro...
Hocayı getirirken, güçlü bir takım oluşturmadılar. Para harcamadılar, zahmet etmediler... Hedefe ulaşamayınca da hocayı suçlayıp işin içinden sıyrıldılar.
Şimdi bu kolay ezber aynen yürürlükte.
Beşiktaş Ergin Ataman'ın peşinde... Başarısı ve yeteneği tartışılmayacak Ergin Ataman seçimi elbette yerinde. Ama o hocanın da eline sağlam bir kadro veremezseniz, sonuç hayalkırıklığıdır.
Demirören, futboldan başını kaldırıp potaya dikkatli bakarsa, kolay ezberi belki bozar!
agokce@milliyet.com.tr
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

