
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Gece başlarken ışıklar içinde kalkan bir transatlantik
Dünyanın en büyük transatlantikleri de, gelip yanaşır Tophane rıhtımına ve yine kalkar oradan.
Geçen hafta cumartesi akşamı gece başlarken, tüm ışıklarını yakmış "muhteşem" sözcüğünün somut bir görüntüsü gibi, bir transatlantik kalkıyordu Tophane rıhtımından.
Ve içinde ne ondan bundan beş-on kuruş rica eden Mehmet Akif'in oğlu vardı, ne de Enver Paşa'nın kız kardeşi...
***
Ankara'da; vatanı, milleti, devleti, laikliği, demokrasiyi, cumhuriyeti, özgürlüğü kurtarmaya sıvanmış yiğitler vardı.
Işıklar içinde Tophane rıhtımından yavaş yavaş açılan transatlantiğin içinde kim bilir kimler vardı.
***
Fellini'nin, çocukluk anılarından esintiler taşıyan "Amercord" filminde de, ışıklarını yakmış öyle bir transatlantik vardı.
Kürsülerde, ışıklarını yakmış transatlantiklere burun kıvıran nutuklar vardı:
- Şanlı tarihimizin, dünyayı şamarlayan yanardağlarından fışkıran kahramanlıklar; turist gezdirmek için dolaşıp duran süslü püslü gemilere bin basar.
Ve tabii alkışlar...
***
Ne kadar kolay ve hızlı bir manevrayla açılıverdi rıhtımdan, ışıklarını yakmış o koskocaman da kocaman beyaz transatlantik.
Transatlantiğin süvarisi de, kaptanları da, teknik adamları da, doktorları da; vatanı, milleti, devleti, laikliği, demokrasiyi, cumhuriyeti, özgürlüğü kurtarma aşkıyla hiç nutuk söylememişlerdi.
***
Vatanı, milleti, devleti, laikliği, demokrasiyi, cumhuriyeti, özgürlüğü kurtarma aşkıyla nutuk söyleyenlerin; sık sık gönderleri yükseltilen ve her fırsatta çarşaf çarşaf açılıp, ellerde taşınan kırmızı-beyaz güzelim bayrakları da; hiçbir zaman dünya denizlerinde, sahibi oldukları koskocamandan da kocaman transatlantiklerle dolaşmamışlardı.
***
Acaba dolaşabilmiş olsalardı; Hazine'den geçinmeli atanmış kamu görevlilerinin "devlet"; seçilmiş siyasetçilerin parlamentodan aldıkları güvenoyuyla kurdukları yürütme erkinin "hükümet" sayılması gibi, garip bir tanımlama ve ayrım olur muydu?
Acaba trafik kazalarında ve su baskınlarında, yine bu kadar çok insan ölür müydü?
***
Tüm ışıklarını yakmış koskocamandan da kocaman transatlantik, gecenin içinde Marmara'ya doğru usulca uzaklaşıyordu.
Hiç görülmemiş rüyaların, ancak tadına varıldığında okşanabilen gizemli bir şiiri gibi uzaklaşıyordu.
Ve şiirlerin, yazıların, müziklerin, resimlerin, binlerce yıllık yapıların tadına varıldığında; zaten kendiliğinden gerçekleşiverip ortaya çıkıyordu o ışıklı gemiler.
***
Kürsü nutuklarındaki kurtarıcılar da; o tür lezzetlerin emzirdiği kuşaklardan yetişmiş olsalardı; tapındıkları o güzelim bayraklar da, sahip oldukları ışıklı transatlantiklerle dolaşıp duracaklardı dünya denizlerinde.
***
İnsanların enerjisi, belirli bir donanım sonucu; örneğin bir geminin iç yerleşim planlarının nasıl hesap edilmesi gerektiğini öğrenme sonucu, yahut bir gemideki dümen mekanizmasının elektronikle nasıl denetlebileceğini öğrenme sonucu, somuta dönüşür. Ve böylece insan enerjisi, koskocaman somut bir gemiye dönüşür.
***
Nutuk atarken harcanan enerjiler ise, marangozun yaptığı merdiven, terzinin diktiği giysi, aşçının pişirdiği yemek gibi somuta dönüşmez.
Salt nutuk söyleyerek, dünya denizlerinde gemiler yüzdürülemez.
***
Son 100 yıl içinde de, Türkiye'de kim bilir ne kadar nutuk söylendi.
Berrak Türkçeli, hukukun evrensel kriterlerine uygun bir anayasayı dahi henüz somutlaştıramadık. "Gelişmekte olmak"tan, "gelişmiş"liğe de bir türlü atlayamadık.
Bu tür beceriksizliklerin nedenlerini bilimsel olarak kurcalamaya kalkanların ise, başlarına neler ve neler gelmedi!
***
Bir gün gece başlarken, tüm ışıklarını yakmış Tophane rıhtımından kalkan koskocamandan da kocaman bir transatlantiğe bakan yaşlanmış bir çocuk gibi; yaşlanmış bir başka çocuk da, ışıklar içinde göklere doğru uçan bir uzay gemisine bakacak.
***
Tek değişmeyen şey "değişim"dir.
Gönül isterdi ki, değişmemekte inatlaşmanın bedelleri, yine çok acılı olmasın.
c.altan@prizma.net.tr

