
Meral TAMER
Yoksullukla mücadelede AKP-CHP farkı
Türkiye'de hem büyük bir sosyal dönüşüm söz konusu, hem de üretimin küreselleşmesi sonucu ortaya çıkan yeni durumda, sosyal politikalarda köklü değişikliklere gidilmesi şart.
Resmi istatistiklere göre 15 milyon vatandaşımızın yoksulluk sınırının altında yaşadığı ülkemizde yoksullukla mücadele, iş dünyası için aslında piyasalardan çok daha önemli bir konu. Ama işadamlarımız maalesef bu konuya çok duyarsız.
AKP hükümetinin sosyal politika uygulamalarında ise maalesef hayırseverlik -bir diğer deyişle keyfilik- öne çıkmış bulunuyor. Hükümet yoksullukla mücadeleyi evlere gıda, giysi ve kömür dağıtmak suretiyle "Ne kadar yardım, o kadar oy" mantığıyla sadaka kültürünün bir parçası haline dönüştürmüş durumda -ki bu, son derecede tehlikeli.
Konunun uzmanlarının dilinde tüy bitti: Hayırseverlik, yoksulluğa çare olamaz. Yoksulların da vatandaşlık hakkı olduğunu teslim eden bir sistemin, mutlaka devreye sokulması lazım.
Murat Karayalçın'ın SHP'si, yoksulluk üzerine epey kafa yormuş, hatta bir program taslağı bile hazırlamıştı; ama % 10'luk barajı geçemeyeceği için solu bölmemek adına yarıştan çekildi.
Sıfır açlık programı
CHP lideri Deniz Baykal da, AKP'nin bugün uyguladığından hayli farklı, SHP'ninkine çok benzer bir sosyal yardım politikasının ipuçlarını veriyor.
CHP'nin yoksullukla mücadele politikası, Brezilya Devlet Başkanı Lula de Silva'nın uyguladığı modeli esas alıyor: "Türkiye'de hiç kimse yatağa aç girmeyecek!"
CHP'nin sosyal yardım programı, devletin işsizlere, toplumun en yoksul kesimlerine aile bazında her ay 250 YTL gibi düzenli bir gelir desteği sağlamasını öngörüyor. Aileyi esas alan ve ailenin merkezine de kadını oturtan bir sosyal yardım politikası izlenecek ve para, doğrudan evin hanımı adına açılacak hesaba ödenecek.
"Kaynağı nasıl bulunacak?" diye sorulduğunda "Yüzde 6.5 olarak öngörülen kamu kesimi faiz dışı fazla oranının yüzde 5 - 5.5'e indirilmesiyle, özelleştirme gelirlerinden ve İşsizlik Fonu'ndan aktarılacak belli oranlarla" deniyor.
Yoksula ayda 250 YTL
Yoksullukla mücadele üzerine çalışan Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ayşe Buğra her fırsatta uyarıyor:
Sosyal politikanın 2 önemli ayağından biri sosyal güvenlik, diğeri sosyal yardım. Sosyal güvenlik, insanların çalışma hayatındaki statülerine bağlı olarak sahip oldukları haklar. Sosyal yardım ise kişinin statüsünden bağımsız, hiç çalışmamış olsa bile hayatını devam ettirmesine yardım edecek maddi destek.
Türkiye gibi geç sanayileşmiş ülkelerde sosyal güvenlik yeterince gelişmiş; sosyal yardımın işlevini ise bugüne kadar aile, kişisel ilişkiler ve hayır kurumları üstlenmiş.
Ancak unutmayalım ki artık nüfusumuzun büyük bölümü kentlerde yaşıyor. Köyden kente yoğun göç sonucu ne geniş aile kaldı, ne de tarım toplumunun kendine özgü aile-komşuluk gibi dayanışma ağları... Dolayısıyla sayıları giderek artan yoksullarımızı, hayır kurumlarına ve aileye havale etmek de artık mümkün değil.
Vatandaşlık geliri bir an önce hayata geçirilmeli. İş bulamayan, çalışamayan insanımızın -salt Türkiye vatandaşı olduğu için- hayatını asgari koşullarda idame ettirme hakkı olmalı.
mtamer@milliyet.com.tr

