Gerçek Aziz Yıldırım hangisi?
Ankaragücü maçının bitiminde Fenerbahçeli futbolcular şampiyonluk coşkusu yaşarken, Başkan Aziz Yıldırım soyunma odasınının yolunu tutmuştu bile.Hızlı adımlarla aşağıya inmiş, faal oyunculuk yaşamını noktalayan Ankaragücü takım kaptanı Hakan Kutlu'yu yakalayarak sitem etmeye başlamıştı;
"Niçin haberim olmadı son maçına çıktığından? Yöneticilerin son anda söyledi, çok üzüldüm. Bilseydim statta anons ettirir senin gibi bir centilmeni tüm Fenerbahçe tribünlerine alkışlatarak uğurlardım..."
Hakan da şaşırmıştı, yanındakiler de...
Birkaç hafta önce aynı koridorlarda hakem Selçuk Dereli'ye hakaretler yağdıran Aziz Yıldırım'ın eli bu kez baba şefkati ile Hakan Kutlu'nun yanağına uzanmıştı.
Aynı Yıldırım, çarşamba günü yapılan Kulüpler Birliği toplantısı öncesi de insanları hayretler içinde bırakmıştı.
Kendi kullandığı özel aracı ile bir süredir ilişkileri gergin olan Cemal Aydın'ın kaldığı otelin kapısına kadar gelmiş, Şekip Mosturoğlu ve Ali Koç ile birlikte Ankaragücü Başkanı'nı alıp gitmişti.
Ardından soluğu uzun zamandır katılmadığı Kulüpler Birliği toplantısında almıştı.
Yıldırım'ın en büyük sürprizi ise, geçen yıl mahkemelik olduğu Gençlerbirliği Kulübü Başkanı İlhan Cavcav ile el sıkışıp bir dargınlığa daha son vermek olmuştu.
Yanıtı başkanda
Fenerbahçe Kulübü Başkanlığı'na seçildikten sonra geçimsiz, uzlaşılmaz, agresif bir karakter çizen ve pek çok kişinin antipatisini toplayan Yıldırım'ın bu alışılmadık yüzü, çok kişiye "garip" veya "manidar" gelebilir."Cemal Aydın ve İlhan Cavcav ile arasının düzelmesi kimseyi yanıltmasın" diyen olabilir.
"Yüzüncü yılda şampiyonluğu kazandı ya, olur böyle jestler" diyen çıkabilir.
Veya "Aziz bey özünde böyledir" savunması yapanlar da...
Hangisinin doğru olduğunu sadece Aziz Yıldırım bilebilir.
Ancak Türk futbolunun fair-play'e böylesi gereksinim duyduğu bir dönemde Yıldırım'ın uzlaşmacı, gülen yüzünü göstermesi sevindirici bir gelişmedir.
Ben Yıldırım'dan, milyonlarca taraftarını sadece başarılı olunan dönemde değil, her daim centilmenliğe teşvik etmesini bekliyorum.
Ben yıllardır izlediğim değil, Ankaragücü maçından sonra ki tavırlarını sürdürecek bir Aziz Yıldırım'ın spordaki barış ortamına katkı sağlayacağına inanıyorum.
Ve Yıldırım'daki bu değişimin kalıcı olmasının, futbolumuzdaki karmaşa ortamına son vermek için kaçırılmaz bir fırsat olduğunu düşünüyorum.
Ama ne yalan söyleyeyim...
Hangisinin gerçek Aziz Yıldırım olduğuna bir türlü karar veremiyorum.
Sportif başarısızlığın sorumluluğunu üstlenmekten kaçan, şampiyonluk kupasını kaldıran takım kaptanı Ümit Özat'ın elini sıkmayarak şaşkınlık yaratan Aziz Yıldırım mı?
Yoksa Hakan Kutlu'ya sevgiyle yaklaşan, dargınlıkları unutup barış çubuğu içmeye hazır olduğu izlenimi veren mi?
Başbakan ayrım yaptıBaşbakan Recep Tayyip Erdoğan önce İstanbul Büyükşehir Belediyesporlu, ardından Süper Lig'e son bileti alan Kasımpaşasporlu futbolcuları terleri bile kurumadan kabul edip ödüllendirdi.
Böyle bir kutlama iki takım adına da sevindirici!..
Ancaaak...
Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakan'ına ayrım yapmak, siyaseti insanın gözüne bu kadar sokmak hiç yakışmadı.
Gönül isterdi ki iki hafta önce Süper Lig'e yükselen ilk takım unvanını kazanan Gençlerbirliği Oftaşspor da aynı övgülere layık görülsün.
Vazgeçtik makamlarda kabul edilip ödüllendirilmeyi, bir telgrafla tebrik edilsin!
Üstelik onlar herkesten çok hak etmişlerdi kutlanmayı!
Çünkü arkalarında ne trilyonları su gibi harcayan bir Büyükşehir Belediyesi, ne de manevi (!) desteğini hiç eksik etmeyen devlet büyükleri vardı.
Kocaman yürekleri ve inançları yeterdi kürsünün zirvesine çıkmaya.
Öyle de oldu!
Şunu unutmayalım:
Halkın takdiri ve alkışı çok kıymetlidir.
Gençlerbirliği Oftaşspor'a da bu yeterlidir.
Zorlu'ya sorsunlar
Son penaltının ardından Kasımpaşasporlu futbolcular Süper Lig coşkusunu yaşarken, Altaylı oyuncular girdikleri şoktan kurtulmaya çalışıyordu.
O sırada Altay Başkanı Nafiz Zorlu protokol tribünündeki yerinden kalktı.
Kalp hastalarının izlememesi gereken bir maça gelerek ciddi bir riske girmişti.
Önce rakip takım futbolcularının yanına gitti. Sevinç yumağından koparabildiklerini kutladı.
Sonra kâbustan uyanmaya çalışan kendi oyuncularına yöneldi.
Hepsini tek tek teselli etmeye çalıştı. Başlarını okşadı, sporda her sonucun yaşanabileceğini anlattı.
Müthiş bir tabloydu...
Futbolu kaosa sokan kulüp yöneticilerine tavsiyem, önce bir aynaya baksınlar sonra gidip Zorlu'ya sorsunlar;
Böyle bir maçın bitimine nasıl adam gibi ayakta durabildiğini, beyefendilikten taviz vermeden nasıl yöneticilik yapılabileceğini öğrensinler.
Ahmaklar ve ölüm
FIFA kokartlı hakem Selçuk Dereli Fenerbahçe - Beşiktaş Fortis kupası maçından sonra ölüm tehditleri aldığını söylediğinde bazı ahmaklar bu iğrençliğe çanak tutmuştu.
Onlara göre Dereli'nin kötü yönettiği bir maçın faturasını canıyla ödemesi çok doğaldı.
Yani bir ruh hastasının sokak ortasında Dereli'yi bıçaklaması ya da alnına silahı dayaması yadırganacak bir durum değildi!
Önceki gün Galatasaray Kulübü Başkanı Özhan Canaydın da birçok kez ölümle tehdit edildiğini itiraf etti.
Üstelik başkan, kendi taraftarlarından almıştı tehdit mesajlarını.
Gerekçesi başarısız olmasıydı.
Sanki Galatasaray ilk kez şampiyonluk hedefinden şaşmış, ilk kez kötü yönetilmişti.
Ve bu suçun da cezası belliydi;
"Ölüm!"
Bu can sıkıcı örneklerden çıkarmamız gereken sonuç şu:
Ekonomik ve siyasal çöküntünün yol açtığı öfke birikimi sadece alt kültürü oluşturan kitleleri etkilemiyor artık.
Sosyal adaletsizliğin yaşandığı toplumlarda statü elde etmiş insanlar da bu birikimi öfkeye dönüştürecekleri ortamın futbol maçları olduğunu düşünüyor.
Eğitimlisi ile en sıradanı arasındaki sınır, ne yazık ki tribünlerde ortadan kalkıyor.
Gözü dönmüşler kâh polisin, kâh bir futbol hakeminin, kâh kulüp başkanının canına kastetmeyi doğal görebiliyor.
Ve futboldaki şiddet organize bir şekle dönüşüyor.
Sorumsuz yöneticiler ise sıranın kendilerine geldiğini hâlâ fark edemiyor.
cersen@milliyet.com.tr

