
Semih İDİZ
Hırvatistan AB'de niçin Türkiye'nin önüne geçti?
Gazetemizin dünkü manşeti, Hırvatistan'ın AB müzakerelerinde Türkiye'nin önüne geçtiğini gösteriyordu. Bu ülkenin AB üyesi olmasının fazla zaman almayacağı kesin. Oysa Türkiye için 20 ile 50 yıl arasında bir zaman biçiliyor.
Hırvatistan "hızlı ray"a yerleştirilirken, Türkiye'nin kasıtlı olarak yavaşlatılmış bir raya oturtulması haksızlık olarak görülüyor. Zira iki ülke arasındaki müzakereler eşzamanlı olarak başlamıştı. Türkiye'nin üyelik başvurusu ise çok eskilere dayanıyor.
Peki, bu neden böyle? Çünkü bazı temel ekonomik göstergelere baktığımızda iki ülke arasındaki fark zannedildiği kadar büyük değil. Örneğin, satın alma paritesine göre 13 bin dolarlık kişi başına düşen gelir açısından Hırvatistan Türkiye'nin önünde görünüyor.
Ayrımcılığın temel nedeni nüfus
Ancak uluslararası kaynaklar Türkiye için aynı rakamın 9 bin dolara yakın olduğunu belirtiyorlar. Yani burada aşılamayacak bir "uçurum" söz konusu değil. Aynı kaynaklara göre Hırvatistan'daki işsizlik oranı yüzde 17'lerdeyken, Türkiye'deki oran sadece yüzde 10 civarında.
Öte yandan, Hırvatistan'da okuma yazma oranı yüzde 98 olarak belirtilirken, Türkiye için aynı oran yüzde 86 olarak gösteriliyor. Burada da bir "uçurum" gözükmüyor. Bu örnekleri çoğaltmak da mümkün. Bu arada, söz konusu rakamlar da tartışılabilir tabii. Ancak önemli olan, bunların uluslararası kurumlar tarafından esas alınmasıdır.
O zaman bu ayrımcılığın temelinde yatan sorun nedir? Akla ilk etapta "din ve kültür farkı" geliyor. Doğrudur. Fakat bundan önce nüfus faktörü var. Türkiye'nin 75 milyonluk nüfusuna karşılık, Hırvatistan'ın nüfusu Ankara'nın nüfusundan fazla değil.
Sosyal yaşam biçimi ve âdetler
Bu durumda, sadece bir örnek verecek olursak, Türkiye'nin yüzde 10 civarındaki işsizlik oranı karşısında, Hırvatistan'ın yüzde 17'lik işsizlik oranı farklı bir anlam kazanıyor.
Özetle AB, Türkiye için oluşturduğu "hazmetme kapasitesi" kavramı çerçevesinde, Hırvatistan'ı "kolay entegre edilebilecek ülke" olarak görüyor.
Çok yönlü sorunları olan Türkiye'nin büyüklüğü ise gözleri korkutuyor. Din ve kültür farkı da bu korkuyu besliyor. Avrupa, dini bir yana bırakıp laiklik perspektifinden baktığında bile, sosyal yaşam biçimi ve âdetler açısından Hırvatistan'ı "Avrupalı" sayılıyor.
Türkiye ise bu açılardan karışık sinyaller veriyor. "Avrupalı olmanın" Türkiye'nin kolektif bilinçaltında din, kültür ve kimlik açısından "sakıncalı" görülmeye başlandığı da not ediliyor. En önemli AB kriterlerinin ulusal çıkar açısından "tehdit" olarak algılandığı da gözden kaçmıyor.
'Avrupalı olup olamama'
Bazıları, Lahey'deki Savaş Suçları Mahkemesi'nin taleplerinin, koyu milliyetçi olan Hırvatlarda da yaygın AB karşıtlığına neden olduğunu hatırlatacaklardır. Doğrudur.
Ancak bu siyasi tepki "aidiyet" ve "kimlik" ile ilgili değildir. Oysa Türkiye'de "Avrupalı olup olmama" tartışması hâlâ sürüyor. Uzun bir süre daha süreceğe de benziyor.
Bu sıraladıklarımız, Hırvatistan'ın niçin AB tarafından "hızlı ray"a oturtulduğunu, Türkiye'nin ise niçin AB'den uzaklaşmaya başladığını ortaya koyan faktörlerden sadece bazılarıdır. Ama bunlar bile meseleyi anlamamız için yetiyor.
sidiz@milliyet.com.tr

