Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 03 Haziran 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Anne-babası gibi polis olacaktı

Semih Kaplanoğlu'nun Cannes'da gösterilen "Yumurta" filmindeki başrolüyle dikkat çeken Saadet Işıl Aksoy'un hem annesi hem babası polis. Liseyi bitirdiği dönemde o da polis olmayı düşündü

MELİS ALPHAN


Saadet Işıl Aksoy, Semih Kaplanoğlu'nun bu yıl Cannes Film Festivali'nde yarışan "Yumurta" adlı filmin başrol oyuncularından. Henüz 23 yaşında. "Yumurta"dan önce iki dizide ve birkaç reklam filminde rol almış. Ben ise onu daha önce hiç görmemiştim. Bu kadar güzel bir kızın medyanın gözünden kaçmış olmasına şaşırdım.
Aksoy filmde başrolleri ödüllü oyuncular Nejat İşler ve Ufuk Bayraktar ile paylaşıyor: "Bana çok yardımcı oldular. Nejat İşler 'Şu şöyledir, bu böyledir' demese bile ondan çok şey öğrendim. Ufuk Bayraktar ise hep benimle empati kurmaya çalıştı."
Ünlüler genelde röportaja gelmeden önce saçına ve makyajına bir mesai harcar. Aksoy'un böyle bir derdi yoktu sanırım. Makyajını arabada yaptı, fotoğraf çekilirken rüzgarın dağıttığı saçlarını elinin tersiyle itmekle yetindi. Zaten güzel olduğu için mi dert etmiyordu yoksa bunları dert etmediği için mi güzeldi, bilemiyorum.
"Yumurta" Cannes'da çok iyi eleştiriler aldı, Yönetmenlerin 15 Günü bölümünde mansiyon kazandı. Fransa'nın saygın gazetesi Liberation, Aksoy'la ilgili olarak "Çok yetenekli ve çok güzel" diye yazdı. Filmin Türkiye'de gösterilmesine hayli zaman var. Ama siz Saadet Işıl Aksoy'u şimdiden tanıyın.

Anneniz bir dönem İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı'ymış. Böyle bir annenin kızı olmak nasıl bir şey?
10-15 yaşlarındayken annem hep görevde oluyordu. Sürekli bir yerlere koşturuyordu. Evi de aynı düzende götürmeye çabalıyordu. Annemi bu yüzden takdir ederim. Liseyi bitirirken acaba polis olsam nasıl olur diye düşünmüştüm. Sonra vazgeçtim. İnsanlara annemin ne iş yaptığını söylediğimde "Aaa çok serttir o" gibi tepkiler geliyordu ama değildi. Sokakları bildiği için içinde telaşa kapılmış olabilir ama bana yansıtmadı. Hem annem hem de babam da beni kendi halime bıraktı, kendi kararlarımı vermemi istediler ama uzaktan beni izliyorlardı sanırım.

İki abiniz var. Aynı zamanda çok güzelsiniz. Size yaklaşmak o kadar kolay olmamalı.
Millet "Tamam ya, biz uzak duralım" diyebilir ama öyle bir durum yok. Erkeklerle büyümenin üzerimde olumlu etkileri olduğunu şimdi görüyorum. Evde hep kalabalık ve gürültülü bir ortam, eğlence vardı. Kalabalık bir ortamda büyümenin sonucunda insanlarla kolay diyaloğa girebiliyorum. İki erkekle büyümek çok zevkliydi. Evde futbol falan oynuyorduk.

Babanız ne iş yapıyor?
Emekli oldu. O da başkomiserdi.

Evde silah vardı muhtemelen.
Evet. Annemle babamın odasında duruyordu. Silahtan çok korkarım, dokunamam, çok rahatsız olurum. Küçükken annemle babam eline silah aldığında odadan çıkıp gidiyordum.

Babanızla ilişkiniz nasıl?
Bana hep kendi ayaklarım üzerinde durmam gerektiğini hissettirdi, çok destek oldu. Beni küçüklüğümden beri yaz aylarında yurtdışına gönderdi. Çocukken bana acayip düşkündü, evin küçük kızıydım. Annem dengeyi sağlıyordu.

"Replik ezberlerdim"
Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunusunuz. Oyunculuğa nasıl bulaştınız?
Sinemaya çok ilgim vardı. Replik ezberleyen bir tiptim. Üniversitede seçmeli film dersleri almaya başladım. Pera Güzel Sanatlar'da kamera önü oyunculuk eğitimi olduğunu duydum. Harun Özakıncı "Derslere katılabilirsin. Seversen devam edersin" dedi. Gittim ve ortam çok hoşuma gitti. Sürekli doğaçlamalar ve kendi çapımızda film analizleri yapıyorduk. Atölye çalışmaları bittikten sonra Harun Özakıncı bizi ajanslara yolladı. Harika Uygur'un ajansına girdim.

Sonra dizilerde rol aldınız.
Ritmix reklamıyla başladım. Sonra sırasıyla "Güz Yangını" adlı dizide, Nescafe reklamında ve "Esir Kalpler" dizisinde oynadım. Ondan sonra uzun bir süre bir şey yapmadım. Tezimle uğraşıyordum.

Hem okul hem oyunculuk zor olmuyor muydu?
Çok zor oluyordu. Okul biraz uzadı ama sırf bu yüzden değil. Florida'ya öğrenci değişim programına gittim bir dönem. Orada daha az ders alabildim. Okul bitince "Yumurta" filmi gündeme geldi.

Semih Kaplanoğlu'nun sizi seçme nedeni neydi?
"Fotoğrafına baktığımda bana çok gerçek göründün" dedi. Bir monolog yapmamı istediler. Oradan çıktığımda "Herhalde olmaz" diye düşünüyordum. Ama tekrar çağırdılar. En son Semih Kaplanoğlu'yla görüştüm. "Kafamdaki kıza çok benziyorsun" dedi. Konuşkanımdır ama bazen çok çekingen oluyorum. O durumum onu etkilemiş, onu kafasındaki kıza benzetmiş. Tipimden de etkilenmiş. Bir yıl ara ara görüştük, bana karakterle ilgili ipuçları verdi.

"Mutlu ve huzurluyum"
Oyunculuktan para kazanıyor musunuz?
Henüz değil. Kazanıyorum ama proje olmadığında kazanmıyorum.

Bu size riskli gelmiyor mu?
Aklıma geliyor tabii ama kafaya takmıyorum. "Beş yıl sonra para kazanamazsam ne yaparım?" diyerek yaşayamıyorum. Şu an oyunculuk yaptığım için mutlu ve huzurluyum.

Genç bir oyuncu olarak Cannes'da bulunmak nasıl bir şeydi?
Cannes'a yaklaştığımızda uçağın camından dışarı baktım. Bulutlar bambaşkaydı, sanki dünyaya ait değildi. Öyle bir psikolojideydim. Bir şeye binmişim ve o beni gerçek dışı bir yere götürmüş gibi hissettim. Cannes'da hep çok heyecanlıydım. Hiç oradaymışım gibi değildi. O kadar heyecanlıydım ki kendimi heyecansız hissetmeye başlamıştım.

Filmde küçük bir hayat yaşayan bir kızı canlandırıyorsunuz. Bu role nasıl girdiniz?
Hep büyük şehirde yaşadım ama küçük yerlerde de çok zaman geçirdim. Anneannemle dedemin yaşadığı köye gittim. Orada yaşamanın insanı nasıl hissettirdiğini az çok biliyordum. Bunun bana faydası oldu.

"Hâlâ 'Baba' serisini heyecanla izlerim"

Sinemayı takip ediyor, bol bol film izliyor musunuz?
Birçok Amerikan filmini bilmem ama bağımsız Amerikan sinemasını, David Lynch'in filmlerini çok seviyorum. Richard Linklater'ın "Gün Doğmadan" ve "Gün Batmadan" filmlerini severim. Fransız yönetmen Patrice Leconte'un filmlerini beğenirim.

Bir numaralı filminiz hangisi?
"Baba" serisinin tamamını defalarca görmüş olsam da hâlâ heyecanla izlerim. "Dönüş" filmini, Makedon yönetmen Milcho Manchevski'nin "Yağmurdan Önce" adlı filmini çok seviyorum.

Hangi oyuncular favoriniz?
Juliette Binoche, Nicole Kidman, Cate Blanchett, Johnny Depp.

Hayalinizdeki rol nedir?
İzlediğim filmlerden bir karakter var. "Mavi"de Juliette Binoche'un oynadığı karakter gibi birini canlandırmayı isterdim.

İstanbul'da nasıl vakit geçirir, nerelere gidersiniz?
Arkadaşlarımla evde oturup muhabbet etmeyi daha çok seviyorum. Caddebostan'a gidip paten kayıyorum sürekli. Bunun dışında Beyoğlu'na giderim.


CUMARTESİ
Anne-babası gibi polis olacaktı
Görülmesi gereken 101 yeri yazdılar
Tülin Çin'e moda götürdü
En moda En yeni
ne var, ne yok
Miniklerin festivali yeniden
Urban cool'ların tercihleri
Louis Vuitton denize ve modaya yelken açtı
İstiklal Caddesi'ne artık zincir mağazalar hakim oldu
Gökyüzünde yarış
Kitapları oku ama içinden geleni yap!





Melis Alphan
Ali Rıza Kardüz
Cemal Saydam
Tuba Akyol
Süha Umar

   
© 2006 Milliyet