|
 |
|
|
''Taban istiyor, değişim şart'' diyen bir genel başkan
Satır Arası / Deniz Sipahi
Biliyorum günlerdir siyasetten başka bir şey konuşmuyoruz, yazmıyoruz. Ama Türkiye’nin gerçekleri bizi buna mecbur bırakıyor.
''İthal aday istemiyoruz'' derken İzmir Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı İlknur Denizli’den bir başka yorum daha geldi.
Denizli, ''Yama aday istemiyoruz'' dedi.
''İzmir’e yama olarak kalan milletvekilleri istemiyoruz. Taşıma adaylara listelerinde yer verecek partiler, İzmirli seçmenler tarafından hoş karşılanmayacaklarını iyi bilmelidir. Yerel renklere sahip, yetiştiği topraklara karşı sorumluluk sahibi olan ve her şey bittiğinde İzmir’e, kendi topraklarına dönüp hesap vereceğini iyi bilen adaylar istiyoruz...''
Bence çok güzel anlatılmış, İzmirlilerin ne istediğini açıkça ortaya koyan bir mesaj...
Her gün mail kutuma onlarca benzer yorum geliyor. Bir çok kurumun, odanın, derneğin, sivil toplum örgütünün, istedikleri aday profilini genel merkezlere ilettiğini biliyorum.
Aslında CHP lideri Deniz Baykal’ın önceki gün çok önemli bir açıklaması oldu. Satır aralarını okursanız Baykal’ın partide önemli değişim adımlarını başlatacağını görebilirsiniz.
''Taban istiyor, değişim şart'' diyor Baykal ve devam ediyor.
''Herkes daha önce seçildiği seçim bölgesinden tekrar aday olsun. Kimse eski yerinden alınıp Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlere gönderilmeyecek. Örgüt ve taban değişim istiyor. Kim kırılırsa kırılsın, kim küserse küssün, değişim isteniyor, yapacağım. Üstelik şimdi küsme ve kırılma zamanı değil. Özveri istiyorum...''
Baykal, bu düşüncelerini listelere yansıtabilirse beklediğinden daha iyi sonuç alabilir.
Aslında bu bütün partiler için de geçerli.
Keşke AKP de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden ders çıkarsa ve gelecek politikalarını buna uygun şekilde planlasa...
Bu stratejileri uygulayacak kadrolarla seçime gitse...
Partinin gidişini merkeze oturtabilse...
Demokrat Parti, sadece Anadolu’nun değil, büyük şehirlerin de ilgisini çekecek.
Flaş isimlerle 22 Temmuz’a hazırlanabilse...
''Taban istiyor, değişim şart...''
Bu sözleri önemsiyorum.
Baykal’ın bu çıkışını listelerde de bekliyorum.
Daha doğrusu arzu ediyorum...
‘Baş giysileri’ arasındaki savaşın tarihçesi (1)
Geçtiğimiz hafta Mavişehir Rotary Kulübü Başkanı Dr. Eser Ok’un eşi sıfatı ile katıldığım Bodrum’daki Uluslararası Rotary 2440. Bölge Konferansı’nda davetli konuşmacı, ''Atatürk Modern Türkiye’nin Kurucusu'' kitabının yazarı Dr. Andrew Mango’ya konuşmasının ardından şu soruyu sordum:
''Atatürk yaptığı devrimlerin ardından bize hedef olarak çağdaş uygarlık düzeyini gösterdi. Biz de Avrupa Birliği’ne girmek istedik. Ancak Avrupa Birliği’nin bazı yetkilileri bizim Atatürk’ten vazgeçmemizi istiyorlar. Neden?''
Sayın Mango’nun güzel Türkçe’siyle ''Bunu söyleyenler uygar değil de ondan'' şeklindeki yanıtının ardından salon alkışlarla çınladı.
* * *
Yabancı yazarlar bağımsızlıklarını, özgürlüklerini ve çağdaş yaşantılarını borçlu olmadıkları için Atatürk konusunda bizden daha objektif olabilirler. Atatürk’ün devrimlerini ve yaşadığımız ''türban sorunu''nu daha iyi anlayabilmek için, önceden yaşanmış bazı olayları, 1922-1927 yılları arasında Fransız Temps Gazetesi adına Türkiye’de çalışmış Paul Gentizon’un, devrimlerin ardından, 1929’da yazdığı ''Mustafa Kemal ve Uyanan Doğu'' kitabından (Bilgi Yayınevi) özetlemeye çalışacağım.
Gentizon’a göre baş giysileri Türk toplumunda hep önemli rol oynar ve ilk baş giysisi reformu 1829’da II. Mahmut tarafından gerçekleştirilir. Dinsel görev yapanların dışındakilere kavuk giymenin yasaklanmasıyla isyanlar çıkar, II. Mahmut İstanbul’da taşlanır, Beyoğlu’nda on bin ev yakılır, gazeteler, ''Sultan, imansızlar gibi ters davranışına devam ederse saray da yanacaktır'' diye yazar. Ancak, II. Mahmut geri adım atmaz ve kavuğun yerini, adını ''Fez'' şehrinden alan, ilk kez Kuzey Afrika halkı tarafından kullanılan ''fes'' alır. Tutucu kesim tarafından başlangıçta hor görülen ''fes'' zamanla bu kesim için bir ''bayrak'' niteliği kazanır; bundan ayrılmak adeta Kur’an inancına saldırı sayılır.
* * *
Peygamber’in ''alçaklıktan ve cesaretsizlikten çekin'' anlamında söylediği ''Güneşe dönük savaşacaksın'' sözleri ise güneş siperliğine izin vermeyen bir emir gibi kabul edilirdi. Sadece Bulgar ve Sırp Müslüman askerleri siperlik kullanır, namaz kılarken siperlik bir yönde ise arkaya, iki yöndeyse yana çevrilirdi.
Devrim öncesi Batılı anlamda şapka takmak da hoş karşılanmazdı; gazetede yayımlanan şapkalı bir fotoğraf bir siyasetçinin itibarını sıfırlamak için yeterliydi. Kadınların durumuysa daha kötüydü. 1907’de saçları örten ve birkaç toka ile saça iliştiren pelerin biçiminde bir çarşaf ile onun ayrılmaz bir parçası olan yüzü bütünüyle örtebilen kalınca bir bezden yapılmış peçe bütün kadınlar tarafından kullanılmaktaydı.
Haftaya şapka ve kıyafet devrimi ile sonrası.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden,ulgenok@ulgenok.net)
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|