Nikopolidis ve Mhyre laneti
Deplasmanda iki kez öne geçip, rakipten baskı yemeden ardı ardına gol yemenin anlattıkları var kuşkusuz.
Sabri, Tuncay, Gökdeniz, Arda (Marco ilk yarıda savunma oyuncusu gibiydi) orta sahası isim isim heyecan verici bir hat olsa da, hep kaçan, driplingci oyuncularından müteşekkildi. Onları kaçıracak, topa basacak bir soğukkanlı oyuncu takımda olmayınca, oyunu kontrollü bir şekilde yönlendirmek mümkün olmadı. Yani topu kontrol etmek, topu çevirmek, rakibin boşluğunu aramak yapılamayanlardı. Yapılabilen ise ayağına top gelen oyuncunun ileri koşmasından ibaretti. Buna savunma 4'lüsünün Hamit dışında topla oyundan çok rakiple oyunda yetenekli bir hat oluşunu ekleyin. Ve tabii Hakan Şükür'ün attığı müthiş gol ve iyi niyetli çabalarına rağmen kolay kontrol edilebilir, rakibi zorlamayan bir performans sergileyişini. Galibiyeti isteyen yenilgisiz bir lider takımın iktidarı yoktu sahada. Fazlaca sarsak ve topa hükmetmekte zorlanan bir 11'di daha çok.
Basit hatalar
Top özellikle ikinci yarıda sürekli Milli Takım'da olmasına rağmen topu dolaştırmada, boşluk aramada, gerekli tempo ve işlerliğe ulaşılamadı. Terim'in sorunu tespit edip, önce Hüseyin ardından Yıldıray'ı oyuna sürüşünün de çok büyük bir değişikliğe yol açtığını söylemek zor.Her şey bir yana bütün olmayanlar, zayıflıklar şunlar bunlar bir yana yenilen 3 gol, özellikle de 2 ve 3. gollerdeki Servet ve Rüştü'nün akıl almaz hatalarını yapınca kazanmak mucize olurdu. İnsan kendine soruyor tabii: "Futbolun adaleti yoksa var mı?" diye.
Bunlar Nikopolidis ve Mhyre'nin hatalarıyla gelen 4 puanın bedeli mi yoksa!
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

