
Ece TEMELKURAN
Kıyıdan
Kadınların 'uyum' yeteneği
Sabahın köründe elleri titreyerek geçiyordu yoldan. Makyajlıydı, amenna. Saçları fönlüydü, şöylemesine böylemesine. Giydikleri pek havalıydı, yürüyüşü daha da havalı. Son derece prezentabl bir gülümsemeyle "Merhaba" dedi. Yürüyüşüne bakılırsa bir yere yetişiyordu, gözlerine bakılırsa "Otur da bir çay iç" denmesini bekliyordu. Herhalde dedim, "Bir çay iç" diye, belki demedim bile, oturdu nihayetinde.
Belki "Nasılsın?" dememi bekledi, belki de beklemeden söyledi:
"Berbat durumdayım."
Terk edecekti tabii ki...
Kadınların pek iyi öğrendiği bir gülümsemeyi berbat durumunun dudağına eklemeyi çok iyi becerdi.
"Tatile gitmem gerek" dedi, "Boğuluyorum artık." Belki başka bir zamanda veya yerde bizim yaşımızdaki iki kadın konuşuyor olsaydı bu boğulmanın nedeninin evdeki adam olduğu düşünülürdü, ama bu zamanda ve bu yerde elbette "iş bugünlerde çok kötü gidiyordu". Son yaptığı iki iş "elinde patlamış", elbette "kazık yemiş" ve tabii ki elbette "yıvış yıvış adamlarla konuşması gerekiyormuş" sabahın köründe.
Çay gelmeden bir, çay gelince iki sigara içti. Galiba üçüncü sigaranın sonundaydı, "Niye ben böyle yapıyorum ki?" dedi. İnsanların ve bilhassa kadınların aslında biriyle değil kendi kendileriyle konuşmaya ihtiyacı olduğundan, o sabah işte, o da kendi kendine soruyordu:
"Ben niye böyleyim ki?"
Nasıldı? Hepimiz, çoğumuz ya da belki bazılarımız gibiydi.
"Çok âşık oldum, kaybetmekten korkumdan nelerin yanlış gittiğini söylemedim. Şimdi de çok geç. Bir yap-boz'un bir parçasını yanlış bir yere tepiştirmeye çalışıyorum" dedi. "Hep öyle yaptım zaten."
Son iki yıldır nasıl "uyum" sağladığını, gerilim çıkmasın diye söylemediklerinin şimdi içinde bir ur gibi büyüdüğünü, artık tahammül edemediğini anlattı.
Dördüncü sigarasını içiyordu, elleri müthiş titriyordu. Ağzı gülmeye çalıştıkça gözleri daha beter doluyordu. Terk edecekti tabii ki. Ve kendisi yüzünden olup bitiyordu bütün bunlar. Uyum sağladığı için, tahammül ettiği için ve şimdi tahammülünün sonuna geldiği için. Adamın elbette olup bitenlerden haberi bile yoktu.
En iyisi susup gitmek!
Sağladığımız "uyumlar", küçük küçük biriktirdiğimiz "Her şey iyi gidiyor aslında" yalanları tahammülümüzden nasıl yiyorsa yalanımızı da büyütüyor aslında. Kadın olmaktan dolayı uyum sağlamak bilgimiz bize sessiz, zararsız, küçük yalanlar söyletiyor oysa.
Küçük kavgalar etmek konusundaki cesaretsizliğimiz nihayetinde gelip dayanıp göğsümüze bir taş gibi oturuyor. Artık bizin neyi rahatsız ettiğini anlatmak imkânsız gibi olduğundan, artık bir şey söylersek o zamana kadar yalandan "uyum" sağladığımız ortaya çıkacağından, bir tür yalancı durumuna düşeceğimizden susup gitmek en iyisi oluyor.
Böyle böyle ilişkiler bitiyor, böyle böyle yeni yalanlar söyleyeceğimiz, yeni uyumlar göstereceğimiz yeni ilişkilere doğru gidiyoruz. Ve işin komik tarafı, adamların bütün bunlardan haberi bile olmuyor...
Baştan neye tahammül etmeye karar verdiyseniz sonunda mutlaka, ama mutlaka hikâyeyi bitiren o şey oluyor. Tahammül sonu gelen bir madde çünkü, vücutta sınırlı miktarda bulunuyor. Tahammüle dayanan her ilişki sonunda, anlatılmamış binlerce hikâyeyle birlikte bitip gidiyor. O bitmezse sende bir şey bitiyor zaten, hiç bitmemesi gereken şeyler bitiyor sende. Suyu çekiliyor insanın, rengi soluyor.
ecetem@hotmail.com

