
Serpil YILMAZ
Eczacıbaşı'nın koalisyon sorusuna yanıtı...
Bir yaşına basan İstanbul Kanyon'un ortakları Eczacıbaşı Grubu ve İş Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı yöneticileri önceki akşam basına özel bir kutlama programı hazırladılar. Kanyon Genel Müdürü Markus Lehto, alışveriş merkezine, açıldıktan sonra; 8 bin metrekarelik Harvey Nichols mağazasını ve 4 bin metrekarelik MAC Spor Merkezi'ni de eklediklerini vurguluyor ve "İyi bir yıl geçirdik" diyor.
Ekonomi olumsuz etkilenmez
Kanyon'daki kutlama ile aynı dakikalarda yaşanan iç ve dış politikadaki gelişmeler, pek de rahat olmadığımız bir sabaha uyandığımızın sinyallerini veriyor.
Anavatan kongresinden DP ile birleşmeme yönünde bir karar çıkacağına işaret edilmiş, AKP'yi "merkezden" çatlatan Devlet Bakanı Abdüllatif Şener'in "22 Temmuz'da aday olmayacağım" açıklaması gelmiş ve seçim ortamının getirdiği belirsizliklerin sürdüğü bir yoğunluktayız.
Gilt Restaurant'da Buz Bar'daki yemekte, Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı'na "Zorlu bir süreçten geçiyoruz" diyerek konuya giriyorumÖ
Büroda paltoyla oturuyorduk
"Her zaman zordu, ne dönemler geçirdik" diyerek içinden mevcut durumu "normalleştiren" bir yorum yapıyor ve ekliyor: "Türkiye'nin seçim sonuçlarının ekonomiyi olumsuz etkileyeceğini düşünmüyorum."
Eczacıbaşı grup olarak yeni bir rota çiziyor. Kartal'da 320 dönüm (Kanyon 30 dönüm arazide kurulmuştu.) arazide faaliyet gösteren Vitra tesislerini Bozüyük ve Moskova yakınlarına taşıyıp, buraya konut ve alışveriş merkezi yapacak. İlaçta lisanslı ürünlerini muhafaza ederken, eşdeğer ilacın büyük kısmını devrediyor. Kanyon'da ofislerdeki yüzde 50 payını yüzde 100'e çıkarıyor.
1952 yılında İstanbul'da Türkiye'nin ilk ilaç fabrikasını kurarak sanayiciliğe adım atan Eczacıbaşı'na, "Bugün sanayici olmak nasıl bir durum?" sorusunu yöneltiyorum; geçmişten başlıyor anlatmaya:
"1970'li yıllarda Türkiye'nin 70 cent'e muhtaç olduğunun ifade edildiği bir dönem yaşadık. Döviz yok, enerji yok, bürolarımızda paltoyla oturuyoruz, işgücü kayıpları, grevler. 1980'lerde çok önemli değişim yaşıyoruz. Türkiye dışa açılıyor, ithalat serbestleşiyor, rekabet artıyor, kolay bir süreç değil. Bütün bunlara karşılık 1980'li yıllar parlaktı. Hepimiz ihracatın heyecanını yaşadık, büyümeyi hissettik."
Varlıklarımız arttı
Bugün için "parlak bir dönem" diyebilir miyiz? Eczacıbaşı, "Aynı şekilde parlak bir dönem. Özelleştirme yapılabiliyor, yabancı sermaye geliyor. Satış kârlılıkları bütün dünyada düşüyor, Türkiye'ye özel bir durum değil. Küresel ekonomide herkes kazanmaz. En rekabetçi, en yenilikçi kurumlar sürdürülebilir büyüme gösterebilir. Göreceli olarak istikrar sürüyor. Dünya standartlarında ideal olmasa da enflasyon oranı yüzde 10'larda. Kriz üstüne kriz yaşayan sanayi, istikrarı görüyor. Sanayinin gerçeklerini bilen bir yönetim bulunuyor" sözleriyle, 1980'leri aratmayan bir tablo çiziyor.
Sanayinin sorunları giderilmiş mi?
Bu soru Eczacıbaşı'nda iddialı bir karşılık buluyor: "Sanayi için ideal bir ortam hiç olmadı. Enflasyonun düşük olması tek başına yeterli değil, faizlerin de düşmesi gerekir. Tutarlı sanayi politikaları hiçbir dönem uygulanmadı. Her şeyin teşvik edildiği bir ortamda, hiçbir şey teşvik edilmiyor demektir."
AKP dönemine ilişkin yapılan "En zenginler ve en yoksullar bu hükümetten memnun" yorumunu anımsatıyorum; "Varlıklarımız arttı" diyor.
Liderler ve TÜSİAD
İş çevrelerinde endişeyle yaklaşılan bir sonuca doğru götürüyorum sohbeti: "Olası bir koalisyona hazır mısınız?"
Kafamda CHP'nin içinde yer alacağı bir modeli taşıyarak bu soruyu yönelttiğim belli. Eczacıbaşı, "Koalisyon da olabilir, önemli olan yönetebilir olmak" karşılığını veriyor.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin TÜSİAD'ın davetini kabul etmemesini nasıl değerlendiriyor?
Eczacıbaşı, "1991 yılında TÜSİAD Başkanı olduğum sırada, seçim öncesi liderleri konuşmacı olarak davet etmiştik. O dönemde Süleyman Demirel'in yaptığı konuşmadan sonra çok sayıda TÜSİAD üyesi beni arayarak, "Demirel ile ilgili bütün görüşlerim değişti, çok etkilendim" dedi. TÜSİAD, siyasi parti liderlerinin kamuoyuna da kendilerini ifade edebilmeleri için bir platformdur. Ben siyasetçi olsam hemen giderim" derken, gözümün önünde Demirel'in kürsüde 2.5 saat kaldığı ve "devlet adamlığı" tezinin altını çizdiği o etkileyici konuşması canlanıyor.
Değişimin yönünü toplumun ihtiyaçları belirliyor. Liderlere de bunu kavramak düşüyor.
syilmaz@milliyet.com.tr

