|
 |
|
|
MÜZİK
Süheyl abisiz zamanlar
Türk cazının tartışmasız en önemli isimlerinden Süheyl Denizci öleli iki aydan fazla zaman geçti. Altın kalpli huysuz ustanın gidişi de hayatı gibi reklamsız ve sessiz oldu
MURAT BEŞER
Zaman, şelaleden çağlayan azgın köpüklü sular gibi acımasızca akıyor. Suyun içine dalan, yeşilin maviye çaldığı derinliklerde yitip gidiyor.
Hafta başı aceleci bir heyecanla çalan telefonun öteki ucundaki yayın yönetmenimiz Sedat Ergin, Süheyl Denizci'nin ardından bir yazı yazmamış olmamızı anımsattığında fark ettim. Döndüm hemen takvime baktım ve "O kadar oldu mu?" dedim içimden.
Takvimin yan yana dizilmiş günlük kutucuklarından 70 tanesi geride kalmış; iki ayı aşkın bir süre geçmişti, Süheyl abinin yaşamındaki son huysuzluğu gerçekleştirişinin üzerinden.
Memleketi salladı ama para kazanamadı
Acaba bu büyük insanın meziyet ve sıfatlarını, şu küçücük kağıt alana sığdırmak için nereden başlamalı?
Süheyl abi Türk hafif müziğinin ve cazının tartışmasız en önemli üç-beş hüviyetinden biriydi. Müzisyen, aranjör, solist, repertuvar adamı, orkestra şefi ve yönetici olarak sahip olduğu veçhelerden her birinden muhteşem varsıllıklar sergiliyordu. Öncelikle TRT İstanbul Hafif Müzik ve Caz Orkestrası kurucusu ve şefi sıfatı, tüm diğer hayırlı işlerinin üzerine açılmış bir şemsiyeydi.
Bu efsane orkestrayı kurduğu günlerin çok gerisinde, birlikte yaptıkları Ayten Alpman'lı plaklar memleketi sallıyordu. Ama korsan baskıları yüzünden Süheyl abinin kazanamadığı paralar, omuzlarına çöken geçim sıkıntısıyla sonlanmıştı. Bu yüzden onun sanatı bazen bir temizlik maddesi reklamındaki blues, bazen bir banka şubesinin bekleme salonundaki caz, bazen de yemeklik bir margarinin tavada eriyen pop tınılarıyla karşımıza çıkıyordu.
Avrupa yollarında
1957'de kurduğu toplulukla Almanya, Fransa, Hollanda ve Danimarka yollarını tuttu. Festivallere katıldı, jüri üyeliği yaptı.
Kimini profesyonel, kimini amatör çalmak koşuluyla bir multi-enstrümantalistti Süheyl abi. Saksofon, flüt, vibrafon, piyano, bandoneon, çello, bas ve davul çalıyordu.
1982 yılında, büyük bir titizlikle seçtiği müzisyenleri bir araya getirerek kurduğu TRT İstanbul Hafif Müzik ve Caz Orkestrası şefliğine atandığında, neredeyse hemen herkes emindi bu oluşumun onun mahir ellerinde 15 yıl kesintisiz bir çalışma dönemi sonunda teknik, müzikal ve repertuvar olarak uluslararası standartlara ulaşacağından. Orkestrasının adıyla ve emeği geçen müzisyenlere vefa borcunu ödeyen bir albüm yaptı.
Süheyl abi 15 Şubat 1997'de bu kutsal vazifeyi, ustalıkla yerine getireceğinden hiç şüphe duymadan Neşet Ruacan'a gözünü kırpmadan emanet ederek emekli olduğunda da, eleğini duvara asmayı reddetti. Eleyecek daha çok unu vardı.
Edebi sonsuzluğa üç yıl kala İstanbul Caz Festivali'nin yaşam boyu başarı ödülünü kaldırırken bile anlamsız bakıyordu Süheyl abi.
Memleketin tüm cazcılarının örnek alacağı bir büyük olarak, sadece onlara ışık tutmakla kalmayan bu gönül insanı, o kadar çok insana caz müziğini sevdirmiş ve iyi bir dinleyici yapmıştı ki, her kuşaktan müzikseverin örnek insanlığı mertebesine yükselmişti.
Demeç vermez, söyleşi yapmak istemezdi
Huysuzluğunun ardına gizlenmiş duygu yüklü kalbi, caz müziğinin mavi notasıyla çarparken; pırasa bıyıkları, patlıcan burnu ve kalın çerçeveli gözlüklerinin gerisindeki hilal kaşları, disiplinli, çalışkan, tavizsiz ve mükemmeliyetçi mizacını kolaylıkla ele veriyordu.
Kendisi hakkında demeç vermekten zerrece hazzetmezdi. Öyle Süheyl abiden söyleşi almak, hoş sohbet koymak her babayiğidin harcı değildi.
Reklama, takdime, resepsiyona pek gelemez; hemen sıkılır ve kaçardı. Hastalığı bile yenemedi ummana açılmama inadını. Uzun süreden beri yaşadığı hastalığını da açmadı kimselere. Sonunda yaka paça hastaneye yatırıldığında sadece bir buçuk ay ömrü kalmıştı.
Evet, Süheyl abisiz geçmiş son iki buçuk ayımız. İki buçuk ay geçmiş altın kalbini huysuz mizacının ardına gizleyen insanların dünyadaki sayısından bir adet eksilişinin üzerinden.
Vurdumduymaz dünyaya yaptığı son huysuzluk, 75 yaşındayken kendini azgın çağlayan sonsuzluk sularına atışı. Ölümü de huysuz ve inatla oldu Süheyl abinin.
SÜHEYL DENİZCİ İÇİN NE DEDİLER?
"Birçok müzisyenin hocasıydı"
Fatih Erkoç
TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası'nda altı yıl çalıştım. Süheyl Denizci'yle hem orada hem de TRT'de ayrıca yayımlanan konserlerimiz, birçok caz çalışmamız ve performanslarımız oldu. Hepsi bizim için unutulmaz. Onun Türkiye'ye en büyük katkısı, ülkedeki ilk büyük caz orkestrasının kurucusu olması. Ayrıca birçok müzisyenin hocası oldu.
"Türkiye'de vibrafonu ilk o çaldı"
Hülya Tunçağ
Süheyl Denizci kendimi bildim bileli çalıştığım bir insandı. Çünkü TRT'nin eski yapımcılarından biriyim. Süheyl abi Türkiye'de vibrafonu çalabilen ilk insandı ve de bu çalgının ustasıydı. O ayaklı caz tarihiydi. Çok hoş sohbetleri vardı ve çok babacandı. Bazen yapımcılar ve müzisyenler olarak hafta sonları piknik yapıyorduk. Bu sohbetlerde Süheyl abiyi dinlemek inanılmaz bir zevkti. Onu dinlerken gülmekten kendinizi alamazdınız. Cüneyt Sermet önderliğinde Türkiye'deki ilk caz gruplarından birini kurmuştu. Bir de onun çok içinde kalmış bir olay vardı. ABD'deki müzik akademisi Berkeley'i kazanmış ancak ailevi durumlardan ötürü gidememiş. Onun yerine de sanırım Emin Fındıkoğlu gitmiş. Belki de Berkeley'e gidebilseydi orada kalırdı, dünyaca ünlü bir müzisyen olurdu.
"Her şeyden önce çok iyi bir dosttu"
Leyla Uzman
1982'de TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası'nın kuruluşundan vefatına kadar birlikte çalıştık. Süheyl benim hayatımda tanıdığım en mükemmellik düşkünü insanlardan biriydi. Çalışmaya çok önem verirdi, çok titizdi. Her zaman son derece kaliteli işler yapmış, çok seçkin ve saygın bir müzisyendi. Her şeyden önce çok iyi bir arkadaştı. Çalıştığı insanların arkadaşıydı, babasıydı ve gerçek bir dostuydu. TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası'na da ondan başka bir şef düşünülemezdi.
"Bu işe gönül verdiğinde yalnızdı"
Neşet Ruacan
Süheyl Denizci'yle 70'li yıllardan itibaren çalıştım. 1985'te İstanbul Hafif Müzik ve Caz Orkestrası'na girdiğimde oranın şefiydi. Dolayısıyla çok uzun yıllar beraber çalıştık. O ve arkadaşları caz müziğine gönül verdiklerinde bir avuç yalnız insandılar. 50'li ve 60'lı yıllarda gösterdikleri çaba hakikaten unutulmazdı. Ondan sonra gelen müzisyenler tabii ki daha rahat etti. Denizci, Türkiye'deki müziğe çok şeyler kattı. 60'lı yıllarda kurduğu orkestralar, ufak gruplar ve yaptığı müzik hakikaten inanılmaz düzgündü. Vibrafon ve tenor saksofonda büyük ustaydı.
|
|
|

|