Lefter Stadyumu
Uzun süre oturduğum evin bulunduğu sokağın adı birden değişti. Yılların Aslanyatağı Sokağı, bir sabah Mehmet Öz oluverdi. Hiç kimse sormadı bana. Ben niye "Çocuklarınızı tişörtle denize sokun. Asla kebap yemeyin" gibi laflar eden bir vücut teknisyenin adıyla alt alta olmak zorunda olayım ki her zarfta? Bu ülkede herkesin adı sokaklara verildi de Mehmet Öz mü kaldı geriye? Sokağın adı en başında Mehmet Öz olsa hiç taşınmazdım ki ben oraya!Bu ülkede böyle bir anda değişiyor her şey. Mehmet Öz'ün yaşadığı kentte böyle bir şey mümkün mü? Hayır!
Evet, bu ülkede bir isimlendirme sorunu da var. Bakın statlara misal.
Bu yıl 18 takımın 8'inin oynadıkları stadın adı Atatürk'tü. Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi maçlarını da katarsak 9 takım eder. Ligin yarısı...
Bu statlardan birinin bile (Olimpiyat dahil) Gazi'nin adına yakışan bir yapı olmaması bir yana, isminin bu kadar çok ve kolay kullanılışına da hayret etmemek mümkün değil...
Öte yandan 4 takım da 19 Mayıs'ları evi yaparak lige merhaba dedi. Ki, Samsun da 2. Lig'de yani, düşünün...
Bir takım İnönü, biri Sivas Kongresi'nin tarihi olan 4 Eylül'ü stat ismi olarak kabul etmişti. Bir takımın stadı, eski bir devlet bakanı Kamil Ocak'ın ismini almıştı.
Bu 15 takımın statlarına verilen ismin sporla özellikle de futbolla, kulüplerle ilişkisi sıfıra yakın gördüğünüz gibi.
Garip duruyor
Geriye kalan 3 kulübe bakalım.Trabzonspor, şehrin ilk beden eğitimi öğretmeni ve stadın yapılmasında temel çabası olan Hüseyin Avni Aker'in ismini vermiş olduğu statta oynuyor. Şık bir seçim!
Galatasaray'ın tartışmalı stadı 1 numaralı kurucu üye, kaptan ve başkanın, adını taşıyor. Direkt sağlam bir ilişki.
Ve Fenerbahçe... Sanırım Aziz Yıldırım, rahmetliyi geçecek, ama şimdilik en uzun süre kulübün başkanlığını yapmış bir başbakanın ismi var Papazın Plazası'nda. Saracoğlu'nun stadın Fenerbahçe'ye kazandırılmasında da direkt bir rolü var.
Ama ne olursa olsun garip duruyor. Bir gönül bağı yok. Stadın haşmetinin, duygusunun, renginin altında eziliyor. Rüştü Saracoğlu diyen çok. C'yle mi, Ç'yle mi yazılıyor bilinmiyor vs.
Lafı uzatmayacağım. Biliyorum ki, kurulduğundan bu yana bir iktidar takımıdır Fenerbahçe. Stada bu ismin verilmesi de bu geleneğin doğal bir sonucu. Ama Fenerbahçe değişiyorsa ki, değişiyor. Artık zayıf geliyor stadının ismi. Daha ruh taşıyan, daha duygu yaratan, daha kalplere hitap eden bir isme ihtiyaç var.
Sağken, gülen yüzü Ada'dan şehri aydınlatırken, Lefter'in ismi verilmeli stada.
Lefter Küçükandonyanidis değil, babalarımızdan duyduğumuz gibi, efsane olduğu gibi sadece Lefter.
Lefter Stadyumu.
İnanın, bu, tribünleri çevreleyen ısıtma fanlarından daha büyük bir sıcaklık yayar hem Kadıköy'e, hem ülkeye.
Beşiktaş'ın hocası Sağlam mı?Beşiktaş'ın 1 milyon dolarlık bir hocaya mı ihtiyacı var, 3 milyon euroluk mu? Bu pozisyonun karşılığı ne? Yani Del Bosque mi, Rıza Çalımbay mı? Tigana mı, Ertuğrul Sağlam mı?
Ve yönetim ne oynamasını istiyor takımın? Del Bosque'ninki gibi klasik bir alan oyunu mu, Çalımbay'ınki gibi bir adam adama mı? Tigana gibi garanti mi, Sağlam'ınki gibi hücum temelli mi?
Ne var aklında yönetimin?
Ve Ertuğrul Sağlam... Futbolcu olarak zor gelmişti İstanbul'a. Bir transfer rekoru kırarak. Sonuna kadar hak ediyordu! Büyük oynuyordu Samsun'da. Liberodan santrfora kadar kanatlar hariç her yerde!
Şimdi yine parlak bir performansı var. Yine zor gelmeli İstanbul'a, peşinde koşulmalı. Peki 3 milyon euroluk hocanın yerine 1 milyon dolarlık adam olarak gelmek, neredeyse bir açık indirme sonucu Beşiktaş'ın hocalığını almak gururunu incitmiyor mu?
Hepimiz biliyoruz ki, ne kadar reddedilirse edilsin, eşi hakkındaki tartışmalar oldu yönetimde. Böyle bir ortamda çalışacak olmak ruhunu incitmiyor mu? Biz yanlış bir Ertuğrul Sağlam mı tanıdık! Hangisi doğru?
Ve bilmiyor mu acaba? Beşiktaş'a Seba sonrası yerleşmiş opportunist pragmatist zihniyet aslında onun değil, en azından öncelikle onun değil Gökhan ve Mehmet Topuz'un peşinde. Onu bir hocadan çok bir bilet olarak görüyor.
Sağlam, Kayseri'yle belki şampiyon olabilirdi.
Beşiktaş'la şampiyon olsa ne olur ki! İşte Lucescu. Oldu da ne oldu ki!
Tello'nun uçak korkusu olmasın
Yine son derece sıradan bir oyuncuya, Sttutgart'ın Yıldıray'a vermediği parayı vererek aldı Beşiktaş. Bir bildikleri var mı? Ertuğrul Sağlam onu tanır mı? Kim bilir! Ama en azından bu kez uçaktan korkup korkmadığını araştırmışlardır herhalde.
Delgado'nun korkusunu kaçıncı haftada fark ettiler? Ettiler mi?. E korkuyorsa nasıl oluyor da Arjantin'e gidebiliyor Mathias? Bu uçak korkusu çeşit çeşittir.
Kendimden biliyorum. Karlı havada binemem, yağmurlu havada beynim döner. Hatta havaalanı seçerim. Umalım Delgado'da olan, Tello'da yoktur.
Kalli'nin kariyeriKalli'nin yaşı üzerinden konuşmak hem ayıp, hem ayrımcılıktır. Sir Alex Ferguson'dan sadece 6 yaş büyüktür. Mesele yaşı değildir.
Ama ortada bir sorun var. Sorun Kalli'nin kariyeri. Feldkamp, 90 yılından bu yana sadece Galatasaray ve Beşiktaş'ta çalıştı. 17 yılda 1.5 sezonu yok. Tüm kayıtlarda kariyeri sonlanmış, emekli olmuş görünüyor. Teknik direktörlükle ilişkisi Coşkun Özarı'dan farklı değil.
Teknik direktörlük de futbolculuk gibi form işidir. Kulübede olmak başka bir haldir. 17 yılda 1.5 sezon seviyeden maç izlememiş, birisi ister istemez körelir.
Uzun süre milli takım hocalığı yapmış yani rahat fikstürde mücadele etmiş bir hocanın bile kulüp takımı fikstürüne uyum sağlaması meseledir. Böyle olunca Kalli'yi kulübede sürekli bir teknik adam olarak kullanmak Canaydın yönetiminin yaptığı en riskli iş olur (düşünün artık).
Yazıyı yazdığım sırada Galatasaray, Kalli'nin poziyonunun ne olduğunu henüz açıklamamıştı. Eğer sportif direktör olarak tepede bir akil adam olacaksa her zaman faydalıdır. Ama Terim Milli Takım'ın başına daha yeni geçtiğinde kariyerini noktalamış bir hocanın şimdi Galatasaray'ın başına geçmesi kadar büyük garabet olamaz.
mdemirkol@milliyet.com.tr

