Zordur Zorlu gibi başkan olmak
Cumartesi günü açtım telefonu Cemal Ersen'i kutladım!.. Türkiye, Kasımpaşa'nın Süper Lig'e çıkmasına odaklanmış, ortalık "Kasımpaşa kalecisi sevdiği kızı istemesi için Başbakan'a rica etti" haberleriyle çalkalanırken futbol sahasında yaşanan "Altay dramı"nı görebildiği, o dramdan dersler çıkarabildiği ve köşesine taşıdığı için."Cemalciğim" dedim, "Benden sonraki gün yazıp, nasıl benden çabuk davranabiliyorsun"?
Her zamanki nezaketiyle "estağfurullah" falan gibi bir şeyler geveledi.
Evet... Kasımpaşa-Altay maçında, başkan Nafiz Zorlu'nun şahsında gelişen muhteşem insanlık örneği "şu içinde yaşadığımız futbol tezgahında zaten yer bulamaz" diye bugüne saklamıştım ben.
Kızdım diyemem... Hatta sevindim Cemal gibi meslektaşlarımın henüz tükenmemiş olmasına.
Peki kaldıracak mıyım dosyayı rafa?
Hayır... Çünkü bu olay tekrarı ayıp olmayanlardan.
***
Kazanan Süper Lig'de maçında, Altay önde. Hakem bitiş düdüğünü öttürmek için her ağzına götürdüğünde talihsizlik gol olup giriyor Altay ağlarına.
Normal sürede de öyle, uzatmada da.
İzmir'in Altay'ına bir sene nostaljiyi bile çok görüyor kader.
Bizim bildiğimiz futbol üslubuna göre ne olur böyle durumlarda?
Altaylı futbolcular, Kasımpaşalılar'ı bir temiz döver değil mi? Hakem de bir iki yumruk alır. Soyunma odası koridorlarında linç girişimleri yaşanır. Altay'ın başkanı yakaladığı kameraya bağırır:
"Şerefsizler, hırsızlar"!..
***
Ama o da ne?
Altay Başkanı Nafiz Zorlu sahaya iniyor. Dayanılmaz hayal kırıklığı ile çimlerin üzerine serilmiş, tükenmiş futbolcularını ellerinden tutup kaldırıyor, öpüp teselli ediyor. Kasımpaşalı futbolculara yönelip tek tek kutluyor.
Nafiz Zorlu, "Bu kadarı bile bana yeter" diyebilecek müteahhit başkanlardan falan değil. Altay'ın efsanevi başkanı Rahmetli Mazhar ağabeyimizin oğlu. O ve biraderi Kemal Zorlu, baba emaneti olarak gördükleri Altay'a öz evlat muamelesi yapıyorlar.
Lakin, Türkiye'de gittikçe çoğalan sonradan görme zenginlerde, futbolun üzerinden şöhret yakalamaya çalışan para sahiplerinde, sporun ruhunu kavrayamamış fanatiklerde olmayan bir şeyler var Zorlu'larda...
Kazanılması zor, izlenmesi muhteşem bir şey.
Adını koyamıyorum, çoktan unutmuş olmalıyız bilsek bile.
Her neyse...
Futbola lazım olan bu.
Özetini ve hikmetlerini Altay- Kasımpaşa maçı sonuçlandığında gördük.
Öyle şaşırdık ki, anlamlandıramadık.
Cemal ıskalamadı.
Yeter ki olsun böyle vakalar, başkanlar, gazeteciler... İkinciliğe de razıyım sonunculuğa da.
Terim'in sezgisi yanıltmadı!Şu kadarını söyleyeyim; "Fatih Terim bu işi biliyor".
Aylardır "Bosna'ya dikkat" deyip durmadı mı... İşte anlaşıldı nedeni.
Şaka bir yana, Fatih Hoca neden çekiniyordu Bosna Hersek'den?
Çünkü negatif futbolun biz ve bizim gibi "oynamaya çalışanlar karşısında iyi oynayan" takımları bozacağını biliyordu.
Sert mücadele, sıkı savunma, oyunu teknik ayaklara emanet eden takımlara duvara çarpmış etkisi yapıyordu.
Buna bir de kendini ispatlama çabasındaki genç Boşnakları ekleyin.
Alın size tipik bir Fatih Terim takımı.
Yani kendi fikrine yenildi Fatih Hoca Bosna'da.
Rüştü'ye gelince...
Bir söz vardır, "Kılıçla gezen, kılıçla ölür" diye...
Yunanistan ve Norveç kalecilerini saygıyla anıyoruz buradan. Kaleciyle kazanan da kaleciyle kaybediyor kimi zaman.
Asıl soru şu.
Form durumundan takımında bile "üçüncü kaleci" olan Rüştü, neden kaledeydi?
Buna "Fatih Terim tarzı" diyoruz kısaca.
İçinde delikanlılıktan tutun da vefa, nostalji, aykırılık, yüksek ego, ne ararsanız var. Fatih Terim'in başarısını getiren unsurlar bunun tümü.
Gülü sevene diken hadiseler.
Ve Terim ne zaman başaramadıysa, hepsinin arkasında bir nesil futbolculara duyduğu bağlılık yatar.
Neyse ki, yaşlanıyorlar o futbolcular. Çoğunun son sezonları.
Akdeniz Oyunlarında şampiyon olan ve bir anlamda Fatih Terim'in kariyerine payanda olan o nesil emekli olduğunda, Terim büyük bir yükten kurtulacaktır emin olun.
eguven@milliyet.com.tr

