Klişelere 'derin' sorular!
Maç anlatan spikerlerimizin artık klişe haline gelmiş sözleri vardır... Komik olsa da, o cümleleri duyduğumuzda artık şaşırmıyoruz. Hayatımıza girmiş cümleler... O cümlelerden birkaçı için "derin" sorular sordum: Orta yarı alanın kendi sahasına bakan bölümünden topu soktu: Nasıl bir bölümdür burası böyle? Daha kısa bir tanımlaması olamaz mıydı? Ayrıca topu o bölümden oyuna sokan oyuncu ne kadar karmaşık bir bölgeden o işi yaptığını farketse heyecandan eli ayağına dolanmaz mı?
'Ben ne yaptım hocam' der gibisinden hakeme baktı: Niye "der" gibisinden baksın? Hadi yurt dışı maçları neyse, peki yurt içi maçlarında hakeme bizzat söyleyemez mi? Ayrıca "Hocam rakibe 3 kırmızı göstersene", "Hocam bize bir penaltı ayarlayamaz mısın" gibisinden bakışlar da var mıdır? Varsa ne gibidir?
Arkadaşının 'Al da at' dercesine verdiği pası cömertçe harcadı: O pası atanın hissiyatından nasıl bu kadar emin olunmaktadır? Peki o pası gol yapamayan takım arkadaşının kamuoyu nezdindeki itibarı ne olacaktır? Ayrıca o da arkadaşına şimdiye kadar hiç mi güzel pas atmamıştır? İki arkadaşın arası bozulmaya mı çalışılmaktadır? Yazık değil midir?
Yüzde 100 kesin gol fırsatını kaçırdı: Yüzde 100 olduğu nereden bilinmektedir? Bunun aynısı 100 pozisyonda 100 gol olduğu mu gözlenmiştir? Ayrıca fırsat zaten önceden değerlendirilip değerlendirilemeyeceği belli olmayan şey değil midir? Kesin fırsat ne ola ki?
Filelerin tozunu aldı adeta: Filelerin tozlu olduğu yönünde istihbarat mı alınmıştır? File çabuk toz tutan bir cisimden mi imal edilmektedir? Teknoloji, filelerin toz tutma sorununu aşıp toz tutmayan fileyi imal edecek düzeye gelememiş midir? Fileden toz kalktığını gören olmuş mudur şimdiye kadar? Ya da evsahibi kulüp yöneticileri fileleri kirli ve tozlu bıraktıkları imasıyla töhmet altında bırakılmamakta mıdır? Nedir?
Doksan diye "tabir" edilen noktaya topu bıraktı: O noktanın başka ne gibi tabirleri vardır? Doksan bir halk tabiriyse, "uzmanlar" nasıl tabir etmektedir? Farklı tabirleri öğrenmek halkımızın hakkı değil midir? Veya o noktanın amiyane tabiri vardır da ayıp olur diye mi "doksan" diye tabir edilmektedir?
Yenildiğinizi düşünüyorsanız, yenilmişsinizdir... Cesur olmadığınızı düşünüyorsanız, korkaksınızdır... Kazanmak istiyor ve kazanamayacağınızı düşünüyorsanız, kesinlikle kazanamazsınız demektir... Kaybedeceğinizi düşünüyorsanız, çoktan kaybetmişsinizdir... Dışarıdaki dünyaya çıktığınızda anlayacaksınız ki başarı, ancak onu gerçekten ve her şeyiyle isterseniz gelecektir... Her şey insanın kafasında biter... Alt edildiğinizi düşünüyorsanız alt edilmişsinizdir.. Yükselmek için yüksek düşünmelisiniz... Bir ödülü kazanmadan önce, kendinizden emin olmalısınız... Yaşam savaşını kazanan, her zaman en güçlü ya da en hızlı olan değildir... Er ya da geç kazanan kişi, kazanacağını önceden düşünebilen kişidir...
Arnold Palmer (Efsanevi golfçü)
SEVDİK BİR KEREOSCAR CORDOBA
Lorca'nın şiirindeki gibi uzakta ve tek başına. Tüm kaleciler ve kaderleri gibi; ama daha derinden akıp giden sevgiler ve acılarla... Torbamızdaki kara bir zeytin gibi, üzerine yapışmış ve sökülemez bir leke gibi anılır adı. Kollarını iki yana açıp isyan etmekle sökülmez bir acının ve iftiranın hedefi... En yakınımızdan uzaklaştırır onu denize ve tenini yakan güneşe doğru... Biliriz yolları; ama bir türlü varamayız Cordoba'ya… Uzakta ve tek başına... Lorca'nın şiiri gibi... Beklediği kalenin surları Endülüs'ü anımsatırken, her daim tetikte elleri. Ve elleri bir martıdır, iftiralarla telaşlanmış ve ürkekleşmiş. Bu yüzden ayaklarına verir kalan gücünü. Kaleden kaleye şahin uçurur gibi gönderir meşin yuvarlağı... Kalbimizin en derin yerinde yüz yılın anısını barındırır. Coşku, sevinç, şampiyonluk turları… Ve utancımız, ıslıklar, küfürler; iftiralar ve kesilen biletler... Tüm kalecilerden daha uzakta ve bir başınadır Cordoba… Surlarından bütün bir Endülüs akar gider. Ve düşen bir kaledir, kalbe serpilen nifaklarla. Kalbimizde yüzyılın hatırası durur. Bir kere sevince silinmeyen hatıralar... İçinde acıyı da taşıyan cinsten. Ne yapalım sevdik bir kere ve birkaç satırda anlattığımız şeye belki de şöyle denir: Historia de un amor.*
* Bu bir aşk hikayesi
Sen kimsin?
Sinan Engin: Fenerbahçe Kulübü'nün Rüştü'yü göndereceğine ihtimal vermiyorum.İlker Yasin: Ya öyleyse?
Sinan Engin: Öyleyse, Fenerbahçe çok yanlış yapıyor. Hemen, sabah Beşiktaş'a alırım.
(3. Devre - Kanal D)
Deme!
Gol atıp kendi kalende savruk bir savunma anlayışıyla aynı şekilde goller görüyorsan bunun karşılığı, Fatih Terim'in bakış açısının dikkattine derim. Başka da birşey demem!..(Ziya Şengül - Star)
Abartmasak!
Feldkamp, 92'yle 2007 arasında futbol adına hiç kıymeti harbiyesi olmayan biri, belki de kitap bile okumamıştır.(Faik Gürses - Futbolmania, CNNTürk)
Estağfirullah!
Yılmaz Vural: Ben maçtan sonra intihar ediyordum az daha. Elimden aldılar silahı!Ahmet Çakar. Hocam sen benim canımsın. Sen manyak mısın hocam?
Yılmaz Vural: Manyağım ben.
(Santra - ATV)
Spor yazarı mısın, sen nesin?
Siz hâlâ Zico'nun stajerliğinden, Alex'in koşmadığından, Deivid'in futbolculuğundan bahsedin. Yalnız anlamadığınız noktanın, koskoca Fenerbahçe dünyasının küçücük ayrıntıları olduğunu bilin. Bilmeden, yaşamadan atıp tutmanızın asla bir sonucu olmaz, olmayacak. Benim sizlere söyleyeceğim tek bir söz var. O da, hazmededurun...(Selçuk Yula - Pas Fotomaç)
Spor yazarı mısın, sen nesin?-2
F.Bahçe'nin şampiyonluk kutlamalarına laf edenler kendi durumlarına baksalar iyi olur F.Bahçe farklıdır, kutlamaları da çok farklı olur. Bunu hazmetmeye çalışsınlar diyorum.(Selçuk Yula - Pas Fotomaç)
Komikmiş!
Geçenlerde Başbakan'ın doğum günüydü. Fenerbahçeli futbolcuların imzaladığı formayı Başbakan'a göndermişler. Bu formayı alırken ben de Başbakan'a seslendim, 'O forma Antalya forması mı?' diye laf attım. O hafta Beşiktaş da Trabzonspor'a yenilmişti. Başbakan da 'Bu Trabzon forması' dedi.(Maliye Bakanı Kemal Unakıtan)
yakantop@gmail.com

