
Sami KOHEN
Yorum
Kıbrıs unutuldu!
LEFKOŞA
Kıbrıs sorununu unuttuk sanki... Bunun çeşitli nedenleri var: Türkiye'nin dikkatleri şimdi içte seçimler, dışta da Kuzey Irak üzerinde odaklanmış durumda... Ayrıca Kıbrıs konusunda önemli bir gelişme de yok. Ne BM'den ne ABD'den ne de AB'den yeni bir müzakere sürecinin başlatılması yönünde bir hareket görülmüyor. Kaldı ki Rum kesimi de daha şimdiden önümüzdeki şubatta yapılacak başkanlık seçimlerine hazırlanıyor...
Bu şartlarda Kıbrıs'ta çözüm konusunun sadece Türkiye'de değil, dünyada da gündemden düşmüş olmasına şaşmamak lazım. Bu durum Kıbrıs Türkleri açısından iyi mi, kötü mü?
Kalkınma var, ama...
Lefkoşa'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda görüştüğümüz KKTC lideri Mehmet Ali Talat'ın deyişiyle, Kıbrıs sorununun dünya gündeminden düşmesi "iyi olmadı". Çünkü "çözümsüzlük Kıbrıs Türklerinin işine gelmez. Örneğin KKTC'ye karşı tecrit politikası devam ediyor, kısıtlamalar kalkmıyor, dolayısıyla Kıbrıs Türklerinin dünyayla entegrasyonu mümkün olmuyor"...
Bununla beraber, Talat bugünkü durumun (yani statüko'nun) Türklerin tamamen aleyhinde olmadığını belirtiyor ve son zamanlarda KKTC'nin -özellikle ekonomik alanda- kaydettiği ilerlemelere işaret ediyor. Örneğin fert başına milli gelir 10 bin doları geçti... Turizmde, inşaat sektöründe, yabancılara emlak satımında büyük bir gelişme var...
Dış dünyanın uyguladığı kısıtlamalara rağmen, ekonomideki bu canlılığın yeni bir örneği adanın altın sahili sayılan Bafra bölgesinde, Artemis Oteli'nin geçen cumartesi gecesi törenle açılışıyla görüldü. Artemis tapınağının mimari konseptiyle inşa edilen bu 2 bin 500 yatak kapasiteli otel, Talat'ın da belirttiği gibi, ambargolara rağmen, Türk tarafının neleri başarabileceğini gözlerin önüne seriyor...
Çözüm olsa da, olmasa da...
Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının çözüm konusunda herhangi bir isteklilik göstermemesi, uluslararası camianın da ilgisiz davranması karşısında, Kıbrıs sorununun "zamana terk edildiğini" söylüyor.
Gerçekten Kıbrıs sorununda bir durgunluk dönemine girildi. Yakın bir gelecek için bir hareketlilik ve hele bir uzlaşma olasılığı da yok.
Dolayısıyla, Türk tarafının yapacağı şey, bu zamanı iyi kullanmak, yani kurumlarını sağlamlaştırmak, iç yapısını güçlendirmek, ekonomik ve sosyal standartlarını yükseltmektir.
Şimdiye kadar bu konuda neden "gevşek" davranıldığı, bürokraside görülen ciddi aksamaların neden düzeltilemediği, günlük yaşamla ilgili idari düzenlemelerin neden yapılmadığı sorulmaya değer.
Talat bu soruya "Ben de bilmiyorum" diyor, ama şöyle devam ediyor: "İç yapıyı düzeltmenin zamanı şimdidir. Çözüm olsa da, olmasa da sağlam bir yapıya kavuşmak için çalışmalıyız"...
Birleşme hayal oldu
Kuşkusuz çözüm olsa, bu işler daha hızlı ve düzenli bir şekilde gerçekleşecek. Ama, Talat gibi, iktidara geldiğinden beri çözüm ve uzlaşmadan yana bir tavır alan bir lider dahi, bu konuda eski heyecan ve umudunu yitirmiş görünüyor. Talat iki kesimin eşitliğine dayalı birleşik bir devlet vizyonunu terk etmemiş de olsa, bunun "gerçekleşmesinin artık zor olduğunu" kabul ediyor.
Bizim de gözlemimiz genelde (politikacısından sokaktaki adama kadar) Kıbrıs Türklerinin çoğunun "birleşme" umudunu yitirdiğidir. Kamuoyu araştırmaları da zaten bunu gösteriyor.
Bu durumda önümüzdeki dönemde statüko devam edeceğine ve Türkiye dahil, dünya başka dertlerle uğraşacağına göre, Kıbrıs Türklerinin yapacağı en iyi şey, kendi ayakları üzerinde kalabilmelerini sağlayacak ve durumlarını pekiştirecek adımları atmaktır.
skohen@milliyet.com.tr

