Kaşınan hesap
Fatih Terim hocamız, Almanya'da düzenlediği basın toplantısında Milli Takım'ın Bosna Hersek yenilgisi üzerine yapılan eleştirilere değiniyor ve ekliyor: "Ben iletişimde iyiyim ama, bazen kaşınıyor bazıları."Buyrun, buradan yakın!
Hoca'nın amacını aşan, sert ve acımasız eleştirilere karşı tavrı da aynı kültürü yansıtıyor. Kaşınmanın ne olduğunu, bu ülkede elbette babaları tarafından çokça kaşınan çocuklar çok iyi biliyorlar.
Euro 2008 kampanyasında finallere katılmayı, hatta orada final oynamayı hedef olarak benimsemiş bir ülke, yine de kaşınma kültüründen soyutlayamıyor kendini...
Buradan yola çıkarsak, Bosna Hersek bizi fena halde kaşıdı, demek mi gerekiyor ? Yoksa "Futbol bu... Herkes herkesi kaşıyabilir!" dedikten sonra, Hoca'nın "okşama ve kaşıma" hakkına da saygı göstermek mi icap ediyor ?
Siz karar verin.
Şu son maça biraz daha ciddiyet penceresinden bakacak olursak...
Bosna Hersek yenilgisi, futbol kültürümüze çıkarılan bir faturadır... Ne veriyorsak, aynen karşılığını aldık...
Kendimizi avutuyoruz
Birincisi, biz futbolu değil, onunla birlikte gelen başarıyı seviyoruz. Kaybettiğimiz zaman, mutlaka bir haksızlığa uğradığımızı, bir komplonun kurbanı olduğumuzu ya da en azından bize yakışmayan çok basit hatalar yaptığımızı söyleyerek kendimizi avutuyoruz.Bu ülkede herkes kulübü için canını vermeye hazır olduğuna dair şarkılar söylüyor. İnsanlar kulüp formaları adına birbirlerine yaşamı zehir ediyor. Maalesef Milli Takım ve Milli forma kavramının futbol sevgisi içindeki yeri giderek azalıyor, sönüyor, soluyor... Bunda kesin olarak Milli Takım sorumlularının ve oyuncularının kabahati yok elbette. Kabahat bize ait... Önemli bir milli maça bir derbi maçı kadar yer vermeyen, özen göstermeyen medya mensubu olarak bunu itiraf ediyorum.
Bosna Hersek maçının zamanı da bize çok uymadı. Kulüp formalarıyla yaşanan aşkın (lig) mevsimi bitince, Milli Takım'a rehavet kaldı. Fizik ve mental yorgunluk Bosna Hersek maçını taşımaya yetmedi. Transfer ve tatil kaygılarından taktik düşünceye zaman kalmadı. Hayır, kimseyi suçlamıyorum. Çok doğal olarak bu böyle. Elbette bunlar Terim'in eleştirilmesi gereken konular değil.
Yine de dürüst bir eleştiri yapacaksak, hocamızın tercih ve kararlarına saygı göstererek Rüştü'yü oynatmakla çok doğru bir iş yapmadığını söylemeliyiz. Ne haddimize, kaleci için maç tecrübesinin önemini herhalde biz öğretecek değiliz. Ama gerçek ortada...
Tek ön libero, tek santrfor... Oyun taktiği de bizi tedirgin etmeye yetti... Dörtlü savunmanın önüne Aureilo, dört hücumcudan kurulu orta sahanın önüne de Hakan Şükür! Kusura bakma ama, olmadı hocam!
Yeniden hesap yapalım
Emre Belözoğlu ve Tümer Metin'in yokluğuna rağmen eldeki tek oyun kurucu lider Yıldıray Baştürk'ü de daha baştan oynatmıyorsan, hiç olmadı!Bunları dile getirenlere kızıp kaşıma refleksi göstermek, hiçbir sorunu çözmez. Aksine sorunları daha da derinleştirir.
Bir şey daha... "Bu grubun en iyi takımı" olmak, "en başarılı" olmaya yetmiyor...
..Ve son sözüm:
Darılmaca, gücenmece yok... Euro -2008 finallerine katılma şansımız bana göre yüzde 49'a düştü... Fikstüre bakalım, yeniden hesap yapalım...
Yüzde 49'un yanlış olduğunu söylüyorsa Fatih Hoca, bizi ikna etsin, en az yüzde 51 şansımız olduğunu göstersin!
Okşamadan, kaşımadan!
Yabancıyı tartışmak
Kulüpler Birliği, yabancı oyuncu sınırlamasının tamamen kalkması istemiyle Türkiye Futbol Federasyonu'na başvurdu. Fatih Terim de yasakçı anlayışta olmadığını, yabancıların istila edeceği liglerde yine de 70 milyonun içinden 70 kişilik bir grup bularak Milli Takım'ın yoluna devam edebileceğini söyledi.
Hoş ve liberal bir yaklaşım...
Ama yine de yabancı oyuncu sınırlamasının kaldırılmasını yeterince tartıştığımızı söyleyemeyiz. Bütçesi denk, kredisi açık, dosyası temiz ve iddiası büyük olan Fenerbahçe'nin bu sınırlamayı kaldırma talebi elbette doğrudur. Önemli olan, sınırlamanın kaldırılmasından sonra ortaya çıkacak tablonun Türk Futbolu için ne kadar yararlı olacağıdır. Kulüplerin tümü için hangi faydalı (ya da zararlı) sonuçları getireceğidir.
Kuzu gibiler
Türkiye'de doğru dürüst bir futbolcu örgütlenmesi olmadığı için, hepimiz futbolcular adına konuşup ahkâm kesiyoruz. Onlar da bireysel kaygılardan ayrılıp mesleksel kaygılanma aşamasına henüz gelemediler... Kuzu gibiler maaşallah, hiç sesleri çıkmıyor.Yabancı kontenjanında sınırların kalkması, futbolda iktidar savaşlarının aracı olmamalı... Kulüp federasyon kavgalarının nedeni haline getirilmemeli. Bir yuvarlak masa etrafında tüm ilgililerin dürüstçe yüz yüze tartışıp uzlaşmasıyla alınmalı bu kararlar.
...Ve mutlaka 6 yabancıdan fazlası için kriterler konulmalı. Ülke, işi bitmiş ucuz ve yararsız yabancı çöplüğüne dönmemeli!
Fenerbahçe'nin ruhuFenerbahçeliler mutlu ama düğün bitti.
Şampiyonlar Ligi ile yeni sezon onları bekliyor şimdi...
Yeni sezonda daha güçlü, daha sağlam ve daha iyi oynayan bir Fenerbahçe için Aziz Yıldırım ve arkadaşları vakit kaybetmeden çalışmak, Zico ve ekibini güçlendirmek zorunda.
Her şampiyon takımı bekleyen tehlike, çözülmedir...
Fenerbahçe kadrosunda Ümit Özat, son maça çıkmadan önce Köln'le anlaştı. Sözleşmeyi imzaladı ve ertesi gün veda maçına çıkıp çok şık bir gol atarak, hak ettiği alkışları alarak kulüp kariyerini noktaladı.
Ümit Özat, Rüştü Reçber ve Tuncay Şanlı, Fenerbahçe'de bir futbolcu olmaktan çok daha fazlasıdır... Onlar sadece takım üyesi olmanın değil, kulüp aidiyetinin de temsilcisidirler. Yabancı futbolculardan böyle bir özellik bekleyemezsiniz... Çok azı (Hagi ve Van Hooijdonk) bu aidiyeti kazanmıştır. Ümit bu anlamda bir kayıptır. Rüştü ve Tuncay giderse, kaybın kapatılması çok daha zor olacaktır.
Hele Tuncay Şanlı... Tek başına Fenerbahçe'nin ruhudur. Fenerbahçe bu ruhu kaybetmek istemiyorsa, Tuncay'la sözleşmesini hak ettiğini vererek uzatmalı, çözülmeye yol açmamalıdır.
Aziz Yıldırım, elbette gereğini yapacaktır... Yapmalıdır... Fenerbahçelilik Ruhu, Fenerbahçe'de kalmalıdır.
agokce@milliyet.com.tr
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

