
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Politikanın cadı tırnakları ve Köyceğiz'in mor begonvilleri
Türkiye'nin bir türlü yeterince şeffaflaşamamasının ve özellikle de "yaşam kalitesi" açısından iyice gerilere düşmüş olmasıyla, yüz yıllardır "gelişmiş"lik düzeyine ulaşamamışlığının nedenlerini; gündemlere hiçbir zaman getirememenin sonucu olarak, eski ezberlerle tangur tungur bir yere doğru gidiliyor.
***
Seçim kampanyalarının manşetleşen gümbürtülerine, bir de Göztepe'de oturduğumuz binanın yanındaki apartmanın, -yerine daha büyüğünün yapılması için- yıkılması, enkazının kaldırılması ve yeni temel çalışmalarının bitmeyen zırıltılı gürültüleri eklenince...
Sakin sessiz, yeşillikler içindeki Köyceğiz'le; kendi şiirsel varlığının tadını sürdürüp giden Köyceğiz Gölü kıyılarına hemen kapağı atmak geldi içimizden...
***
Geçtiğimiz cumartesi saat 17.10'daki Dalaman uçağında ayırttık yerimizi.
Saat 15.45'te dost bir şoförün özel taksisiyle Cihangir'den Atatürk Havalimanı'nın tuttuk yolunu. Sirkeci'ye inip kıyı yolundan gitmeyi daha uygun bulmuştuk.
Hata etmişiz. Trafik kilitlenmiş akmıyordu.
Şeker hastası olduğunu söyleyen şoför, bizi uçağa yetiştiremeyeceğinin baskısı altında kalmıştı.
***
Şoför dostu rahatlatmaya çalışıyordum:
- Boş ver aldırma; daha olmazsa yarın gideriz.
"Zaman"ın ve "zamanı ziyan etmenin" ne önemi vardı ki, önüne gelenin "kurtarıcı" olmaya kalktığı ülkemizde...
***
Bir türlü akmayan bir trafiğin ortasında, saat 16.30 olmuştu.
Zor bela havaalanına geldiğimizde, yolcular Dalaman uçağına çağırılıyorlardı.
Güvenlik kontrollerinden geçmek...
Her seferinde gömleğimin üstünde ne varsa hepsini çıkartıp, özel kontrol bandı kaplarına koyarak öyle geçerim elektronik kapılardan.
Ve kapılar hep öter.
***
Pantolon askısının madeni kıskaçları nedeniyle öter. Ağzımdaki protezler nedeniyle öter. Ayakkabıların içindeki çelik kalıplar nedeniyle öter.
***
Hoparlörler:
- Dalaman uçağı için son çağrı, diyorlardı.
Elektronik kapıyla özel kontrolden de geçtikten sonra, ceketimi yeniden giymeye çalışırken; yere 2 tane 5 YTL düşmüş...
Kimden düştüğünü de anlayamadık; benden mi, başkasından mı?
Neyse ki genç polis dostlar anlayışlıydılar, fazla dalga geçmediler benimle ve gönlümü aldılar.
***
Uçağa giriş kartlarını almak için gişelere geldiğimizde de, gişedeki genç hanım:
- Kapandı efendim, dedi.
Hoparlörler ise Dalaman uçağı için son çağrıyı bir kez daha tekrarlıyorlardı.
- Yapmayın etmeyin hanımefendi.
Nafile.
***
Saat 19.30'da Dalaman'a bir uçak daha varmış.
Saat henüz 17.30'du.
Yolcu salonlarının önündeki özenli bir kafeteryaya oturduk Solmaz'la...
Yüz yüze hiç gelmediğimiz, gönül dostları uğradı yanımıza ve sohbet başladı.
Solmaz'a:
- İyi ki uçağı kaçırdık yahu, diyordum.
Seçim kampanyalarının manşetleşmiş gümbürtülerinin de dışına çıkmıştık, linç girişimlerinin de, ölümcül patlamalarla çatlamaların da...
***
Gece yarısına doğru Köyceğiz'deydik.
Pazar sabahı Köyceğiz; İstanbul'la, ajans haberlerindeki çözümsüz düğümlerin çok ötesinde, rahat, sakin, huzurlu ve dağdağasızdı.
***
Küçük bahçe kapısının üstünde, yemyeşil bir kavis çizen yoğun yaprakların arasından turuncusu ağır basan kırmızılıkta sayısız acemborusu fışkırmıştı.
Aynı damı paylaştığımız yan komşunun tüm duvarlarını ise, yukarı doğru akan bir şelale gibi mor begonviller kaplamıştı; ortalarında minicik sarıları da olan mor begonviller...
Köyceğiz Gölü, sakin sessiz, masmavi uzanıp gidiyordu.
***
Hayat da güzeldi, yaşamak da...
Pek kimler, neden ve ne için sürekli ağu döküyorlardı ki hayatların içine?
Nutukçular, hiçbir zaman hamasi demagojiler dışı, şeffaf bir yanıtını vermeye kalkmadılar bu sorunun.
c.altan@prizma.net.tr

