Tuhaf olan Galatasaray
İnsanları "tuhaf" işler yapmaya iten iki ana neden vardır aslında... Birincisi, kalabalıklar arasından sıyrılıp hızla köşeyi dönmek.
İkincisi, sıfırı tüketmek.
Kulüpler de insanlardan meydana geldiğine göre...
Zor değil Galatasaray'ı analiz etmek!
* * *
Bir kulüp düşünün ki, batmış asilzade misali...
Gün görmüş, servet görmüş, şan şöhret ve sevgiyle büyümüş; lakin değişen piyasa koşulları ve asil ailenin beceriksiz çocukları ellerinde çökmüş.
Borç gırtlakta. Araziler satışta. Maliye kapıda.
Malikane TOKİ'nin insafına kalmış.
Daha da beteri, eski sevenleri ellerine geçeni atıyorlar kulübün kalbine.
* * *
Tuhaflık kaçınılmaz bu koşullarda.
Dünyanın görev başındaki en yaşlı hocası, bunlardan sadece biri.
Tartışılacak elbet... Ancak, doğru düzlemde...
Sayın Feldkamp'ın kinayesi gibi, bu yaş meselesi "Tipik bir Türk takıntısı" değil. Türklerin bazı takıntıları vardır, ama onlar da konumuz değil.
Tam aksine...
Biz Türkler kadar saygı duyan var mıdır acaba büyüklerine?
Evet... Saygı duyarız, hürmet ederiz, el öperiz, akıl danışırız.
Ve belki de bu saygı ve itibar nedeniyle, ileri yaşlarında onları fiziksel aktivite gerektirecek işlere sürmeyiz.
Düşünsenize; bu işin ağustos sıcağı, aralık soğuğu var. Sivas'ın eksi 30'unda iki saat yedek kulübesinde oturmaya çelik gibi sporcular dayanamıyorken, sayın Feldkamp'ı merak etmez miyiz?
* * *
Biz yaşlı insanları gereğinden çok ciddiye alırız bazen.
Mesela sayın Feldkamp içinde hissettiği ateşten bahsederken, ben doktor olmadığım halde aklıma prostat iltihabı geldi.
Meğer onun kastettiği futbol ateşi imiş!
O ateş biraz daha yükselirse, çıkıp sağ bekte oynayabilir mi mesela?
Oynamaması lazım.
Hocalık bile yorucu olabilir.
Bizim söylediğimiz budur sadece.
* * *
Eğri oturup doğru konuşalım şimdi.
Feldkamp operasyonunda, "eski futbolcular örgütü"nün rolünden şüpheleniyor kamuoyu.
Hoca'dan gelen "Hakan Şükür varken Hakan Şükür oynar" türünden ilk sinyaller bu komplo teorisine güç katıyor.
Tabi bir de Galatasaray'ın "müflis" hali...
O kadar güçten düşmüş ki, her türlü kişisel oyunlara açık duruyor Galatasaray.
Mesela güçlü bir yönetici yok edilmek isteniyorsa, gelip Galatasaray'da hata yapmasına göz yumuluyor.
Asıl görevleri iyi top oynamak olan futbolcular, oynamasalar bile "dayanışma" ile yerlerini ve itibarlarını koruyabiliyor.
Galatasaray Türkiye'deki her sorundan en çabuk nem kapan "ileze çocuk" durumunda.
Bir de futbola damardan girmeye çalışan Türkiye'nin siyasi ve toplumsal enfeksiyonları var ki, onu futboldan fırsat bulduklarında siyasi yazarlarımız yazar.
* * *
Tuhaf olan biz değiliz sonuç olarak.
Tuhaf olan Galatasaray'ın tasarrufları ve nedenini bal gibi bilmekteyiz.
Ya kalabalıklar arasından sıyrılmak.
Ya da sıfırı tüketmiş olmak.
Sizce hangisi?
Deli nüfusu arttı mı?Teknik direktör Ertuğrul Sağlam'ın göreve getirilme açıklaması ertelendiğinde bardak taşmıştı ve bir yazı yazmıştım:
"Zaten genç hocanın tercihinde para unsurunun ön planda olduğu gibi bir imaj yaratarak sahaya çıkmadan yıpratmıştınız Sağlam'ı, bir de imzayı erteliyorsunuz. Ertuğrul'a ayıp değil mi" demiştim. Rekor düzeyde protesto aldım!
Gelen elektronik postaların büyük bir kısmı söze şöyle başlıyordu:
"Sana ne Ertuğrul Sağlam'ın eşinin türbanından"!
Buyurun yakın buradan!
Ne bir kelime, ne bir ima var yazıda Bayan Sağlam'a ilişkin.
Eleştirilen de Beşiktaş yönetimi.
Fena halde endişelendim "deli" nüfusumuzun artmasından.
* * *
Lakin biraz düşününce anladım ki, insanlar bu meseleden tedirgin.
"Bravo Ertuğrul" da deseniz, "Vardır bunun bir niyeti" diye saldırıyorlar.
Onları bu hale getiren kim?
Bakınız ellerini ovuşturanlar var!
Televizyonda görüyorum, türban bayraktarı kanalın etliye sütlüye karışmaz liberal futbol yorumcusu "Çok üstüne gidecekler eşi türbanlı hocanın" diyor.
Yani "gel gel" yapıyor.
Yahu bize ne Ertuğrul'un eşinden.
Milletvekili adayı olup Meclis Genel Kurulu'na mı taşıyor türbanını, üniversite kapısında eylem mi yapıyor, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye'yi dava mı ediyor? Ertuğrul Sağlam cumhurbaşkanı adayı değil ki.
Böyle enayi tuzaklarına düşmek için yaşımız geçti bizim.
Beşiktaş'ın kuyusunu kazmaya çalışanlar, Akaretler'e fil tuzağı oyup üzerine yem niyetine türban koyanlardır emin olun.
Ertuğrul Sağlam'a gelince... Umarım evinde mutlu, işinde başarılı olur.
Fenerbahçe yağı
Fenerbahçe-Roberto Carlos kavuşması "ikinci yüzyıla" nasipmiş; hayırlı olsun.
Az buz iş değil; önemli ve kritik bir transfer bu...
Ben söylemiyorum; UEFA com. manşetten veriyor.
"Fenerbahçe'yi büyütecek bir transfer" diyor.
Ulusal ve uluslararası bir sürü hesap baştan yapılacak artık.
Mesela Tuncay...
Avrupa'ya gitmeye niyetliydi ya; Avrupa ayağına geliyor işte.
Hadi Tuncay bizim insanımız...
Türkiye'ye transferde nazlanan bir sürü yıldız ne diyecek bu işe?
Nasıl huylanırsın Roberto Carlos'un gittiği ülkeden?
Galatasaray'ı, Beşiktaş'ı aslında teşekkür etmeliler Fenerbahçe'ye.
Gıcırdayan transfer kapılarını her yıl yeniden yağlıyor şampiyon.
Bir de uyarı...
İsimler büyüdükçe sorumluluğu da artıyor Fenerbahçe'nin.
Roberto Carlos'un sonu Ortega gibi olursa, Anelka'ya benzerse, hatta Hooijdonk'u bile andırırsa, Fenerbahçe sadece kendi adını değil bu ülkeyi de mahveder transfer piyasasında.
eguven@milliyet.com.tr

