
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Adaylar madaylar, halaylar, vay vay'lar...
Canım yaz günlerini, her birinin ucu ayrı bir tehlikeyle sivritilmiş iğneli bir fıçının çalkantıları içinde geçirmek, yahut geçirmemek...
Hamlet'in, kendi kendini ünlü sorgulamasında olduğu gibi:
- İşte soru bu!
* * *
Kuraklık ve susuzluk tehlikesi, deprem tehlikesi, politikada aşırı kutuplaşma tehlikesi, şeriat tehlikesi, darbe tehlikesi, rejime karşı düşmanlık tehlikesi, demokrasiyi rafa kaldırma tehlikesi, bölünme tehlikesi, kanlı bir bataklığa savrulma tehlikesi...
Aaa yeter be!
* * *
Çobanın biri, dağlarda dolaşırken ayı dışkısıyla karşılaştıkça korkar:
- Buralarda bir ayı var, bilmem ki ne yapsam, dermiş.
Ayıların dışkısına her rastlayışta, hep aynı kaygı:
- Buralarda bir ayı var, ne yapsam acaba?
Ayı korkusu, sonunda usandırmış çobanı:
- Ey ulu Tanrım, demiş; ayıdan kork, bokundan kork, ben bu dünyaya korkmaya mı geldim sadece...
* * *
Neyse ki Köyceğiz'deki dostlar; sabahın erken saatlerinde TV kanallarından salkım saçak dökülen umacı ajans haberlerinin çok dışında, kendi sakin hayatlarını yaşıyorlar.
Bir yanda öten horozlar, bir yanda meleyen koyunlarla keçiler...
* * *
Babaannem de, ev içi gerginliklerinde öfkeli sesler yükseldiği zaman odasına çekilir ve daha çok kendi kendine anlatır gibi, bana şu fıkrayı anlatırdı:
- Oturaklı dönemden sonra, sıkıştıkça helaya gitmeye yeni başlamış küçük bir oğlan çocuğu, bir seferinde helada sesli bir biçimde yellenmiş ve hemen koşarak annesine gelmiş:
"- Aptesane bana bum dedi, ben korkmadım, demiş.
* * *
Canım yaz günleri ve ayyuka çıkan suçlamalar, övünmeler, pankartlı sokak gösterileri, hamasi nutuklar, babalanmalar, posta koymalar...
2007 yılının çalkantılı geçeceği daha başından belliydi.
* * *
İstanbul'da kapı kapı dolaşan bazı gençler, vatanı kurtarma seferberliğinin başladığını söylüyorlardı.
Bendeniz de gülümseyerek soruyordum kendilerine:
- Bir meslek sahibi olmayı bırakıp, çok erken yaşta başlamışsınız siyasete. Ne yiyip, ne içiyorsunuz, ileride nasıl geçineceksiniz, kimlerden "aferin" alıyor, kimlere güveniyorsunuz?
Verdikleri yanıt şöyle oluyordu:
- Muhtaç olduğumuz kuvvet, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.
* * *
Bir kez de, beyazlar giyinmiş iki genç kız gelmişti. Onlar da kendilerini, insanlığın ahlakını düzeltmeye adadıklarını söylemişlerdi.
Onlara da sormuştum:
- 19 yaşında, babası II. Murat'ın yerine tahta çıkan Fatih II. Mehmet'in, tahta çıkar çıkmaz 2 yaşındaki kardeşi Ahmet'i idam ettirmesi ve küçücük kardeşinin cenazesini de, babasının cenazesiyle birlikte kaldırtması ahlaklı bir hareket miydi?
* * *
Beyazlar giyinmiş iki genç kız da, bön bön yüzüme bakmışlardı.
Politikayla ahlakın özdeş olamayacağını anlayamamışlardı.
Nasıl anlasınlardı ki, "politika" ile "bilim" arasındaki fark; hiçbir zaman gündemine gelmemişti Türkiye'nin ve geleceği de yok gibiydi.
* * *
Canım yaz günleri...
Köyceğiz akşamlarında alacakaranlık yaygınlaşırken, karşımızdaki okaliptüs korusunun uzaklardaki ucunda hem kızılımtrak, hem sarımtrak öylesine muhteşem yangınlı bir ışık gösterisi oluyor ki; insan, dikenli bir kaktüsün çok kısa süreli açtığı mucizevi çiçeğe bakarken duyduğu o taşkın hayranlığı, o muhteşem yangınlı ışık gösterisine bakarken de duyuyor.
Çünkü güneş, Köyceğiz'den çekildikten sonra tepelerin arkasından 30 km uzaklıkta batarken, sadece okaliptüs korusunun ufacık bir ucundan görünüyor.
* * *
Adaylar madaylar...
Siyasete balıklama atlayanların sayısı da çoğaldıkça çoğalmada...
Bir makam sahibi olmanın itibarı, bir meslek sahibi olmanın o kadar üstünde ki...
Eski "kul yığınları", zamanla "sokaktaki vatandaş"a dönüştüğünde; saraydan geçinmeli "Enderun" da, Hazine'den geçinmeli "makam sahiplerine " dönüşüyor.
* * *
Biri çıksa da, 100 yıl önceki politik demagojilerle bugünküleri bir kıyaslasa...
O zamanlar ön plana çıkarılan tehlikeler ne idi, bugünküler neler?
* * *
Ne demiş dağlarda ayı dışkısı gördükçe korkan çoban:
- Ey ulu Tanrım, ayıdan kork, bokundan kork; ben bu dünyaya korkmaya mı geldim sadece.
c.altan@prizma.net.tr

