
Doğan HEPER
Not
2 parti kaldı, ya CHP ya AKP
TÜRKİYE, siyasi tarihinde şimdiye kadar olmadık derecede karışık.
Ve tarihinde olmadığı kadar da siyasi liderden yoksun.
Bu iç siyasi karışıklığa bir de dış siyasi ve askeri karışıklık eklenince doğrusu, "Allah Türkiye'nin yardımcısı olsun" temennisinden başka söz bulamıyorum.
* * *
ÖNCE, Türkiye'de demokrasinin göstermelik olduğu bir kez daha ve iyice anlaşıldı.
Nasıl mı?
İşte hep dediğimiz gibi, bu kez daha da belirgin olarak, milletvekili aday listelerini parti başkanları hazırladı. Vatandaşa bu listeleri sandığa atmak kaldı. Bu mu demokrasi? Liderlerimiz bununla mı iftihar ediyor?
* * *
SONRA, sevinmiştik.
Artık, "Küçük olsun benim olsun" anlayışına parti liderlerimiz son veriyor, diye.
Yanılmışız. Çabuk anladık.
Merkez sağda, DP ismi ve amblemi altında, Mehmet Ağar'ın DYP'si ile Erkan Mumcu'nun ANAP'ı birleşme kararı aldı.
Bu birleşme Türkiye'yi, seçmeni ve bazı liderleri o kadar etkiledi ki, Deniz Baykal bile bu iki partiyi kutladı. Ve bu örnekten hareketle CHP, DSP ile işbirliğine gitti.
DP birlikteliği seçmenden oy da alacak ve birleşen iki parti yeni imajla barajı aşabilecekti.
Oysa bu birleşme suya düştü. Türkiye önemli bir fırsatı heba etti, kaçırdı. Yani Ağar'ın DP'si de, Mumcu'nun ANAP'ı da şimdi yüzde 10 barajını aşmak için uğraşacaklar ve muhtemelen de barajın altında kalacaklar. Yani, "Küçük olsun benim olsun" bile gerçekleşemeyecek.
Bunda, yani birleşmeyi bozmada kabahat kimin?
Söylenti çeşitli ama biz bu söylentilere bir orta yolla tercüman olalım: Kabahat yarı yarıya Ağar ve Mumcu'nun. Çünkü onlar böylece lider, yani iktidara oynayan bir kişi olamayacaklarını da ispat etmek istermiş gibi davranmış oldular. Beceriksizliklerini ortaya koydular. Merkez sağa da, merkez sağ seçmene de ihanet ettiler.
Dün akşamki çaba ise boşunadır, geç kalmıştır.
* * *
BÜTÜN bunlar olurken bir de milletvekili olmak isteyenlerin akını yaşandı.
Sağ-sol birbirine karıştı. Şimdiye kadar sol görüşleri savunanların sağda, sağ görüşü savunanların solda yer aldığını görenler şaşırdı.
Demek ki koltuk sevdası, siyasi inançtan önce geliyordu.
Bu adamların çoğu yıllarca halkı kandırmıştı.
* * *
SONUÇTA geriye CHP ile AKP iki büyük parti olarak kaldı.
Onların yanında küçük parti olarak bir de MHP olacak.
CHP yeni transferleriyle merkeze çok yaklaştı. AKP de yeni transferleriyle merkeze yönelme hevesini gösterdi.
Yani şimdi, barajı aşması garantili ve merkeze yakın, solda ve sağda iki büyük partimiz var.
DYP ve ANAP'ın birleşmemesi de oy bakımından bu iki partimize, daha çok CHP'ye olmak üzere, yaradı, yarayacak...
Yani olağanüstü bir değişiklik olmazsa yeni Meclis iki buçuk partili olacak. Ama merkez doldurulmayacak.
Ahmet Necdet Sezer ve Tayyip Erdoğan.
Biri bu kadar büyük Meclis çoğunluğuna rağmen kendi partisinden bir cumhurbaşkanı seçtiremedi.
Öteki, o kadar direnmesine, vetosuna rağmen cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi değişikliğini önleyemedi. Oysa ikisi de Türkiye'nin zirvesindeydiler. Demek ki zirvede olmak "uzlaşma"yı becerebilmekten daha çok işe yaramıyor.
EKONOMİ
Ama izliyorum ve iktisatçıların vatandaşı şaşırttığını görüyorum.
Türkiye'de ekonomi iyiye mi, kötüye mi gidiyor?
Her kafadan ayrı ses çıkıyor.
Dünyada bol petrol parası var bunun çok azı bize geliyor.
Yabancılar Türkiye'de yatırım yapıp istihdam ve üretime dolayısıyla ihracata katkı yerine bizim tesislerimizi satın alıyor veya ortak oluyorlar.
İhracat arttı ama. Türkiye'nin ithalatı da çok arttı. Üretim neredeyse ithal malıyla yapılıyor. İç ve dış borç arttı.
Türk parası çok kıymetli. Türkiye'de faizler de yüksek. Yabancılar döviz bozdurup faiz alıp gidiyor.
Konya'dan küçük Hollanda Türkiye'den 6-7 kat fazla tarım ürünü elde ediyor.
Oysa başka iktisatçılar da bunun aksini söylüyorlar. Daha doğrusu yukarıdaki cümlelerin ifade ettiklerinin Türkiye'de ekonominin kötüye gittiğini göstermediğini iddia ediyorlar.
Başbakan Tayyip Erdoğan da, "Ekonomi çok iyi gidiyor" diyor. Hem de hesap kitap bilen adamlara karşı. Sayıştay'daki törende. Vatandaş bu zıtlık karşısında şaşırmasında da ne yapsın?
Ben hep tekrar ettiğim ve politikacılardan duyup ezberlediğim ekonomik bir ölçüyü tekrar edeceğim:
"2000 yılında İtalya'yı yakalayacağız."
Yakaladık mı?
Ekonomi iyi gitse yakalardık.
BADEM VE
Bir hayvan parkında, çok sevimli bir inek kaçıyor ve 5-6 aslan onu çok yakından kovalıyor. Bir iki dakika sonrayı düşünebiliyor musunuz?
İkinci resimde, sığ denizde çocuk gibi ele yatan, karnı bir turist tarafından kaşınan "Badem" var.
Badem, Foça'da tedavi edilip denize bırakılan bir fok yavrusu. Badem Foça'dan gitmiyor. Sahile çıkıp çıkıp turistlerle oynuyor. Ve yorulunca da şezlonga uzanıp bir güzel uyuyor.
Bu ikinci fotoğraf bana insan hayatı kadar hayvanların da hayatlarının korunması gerektiğini hatırlattı. İnsan severse, hayvan da seviyor.
Ve bu düşüncelerle geçen gün 2007 Kâinat Güzeli seçilen Japon Riyo Mori'nin, kürkü sebebiyle maruz kaldığı protestoyu da haklı buldum.
dheper@milliyet.com.tr

