
Semih İDİZ
AB orkestrası susmasın, ama müzik bitince ne olacak?
AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Ollie Rehn, İstanbul'da düzenlenen "Türkiye ve AB: Enerji Politikası için Birlikte" konulu konferansta, Türk-AB ilişkileri konusunda bu kez "futbol" benzetmesi yerine "orkestra" benzetmesini tercih etmiş.
Bu ilişiklerin ya "hızlı bir samba" şeklinde ya da "yavaş bir vals" şeklinde olabileceğini, ancak ne olursa olsun orkestranın susmaması gerektiğini belirtmiş. Başka bir ifadeyle, Rehn, "Ne olursa olsun, bu ilişkiler kopmamalı" diyor.
Aslında yaşanan sorunlara rağmen pek kopacağı da yok, zira iki taraf kopması haline bunun yerine neyin ikame edileceğini bilemiyor. Fransız Cumhurbaşkanı Sarkozy bile Türkiye'nin üyeliğine karşı olan duruşunu sürdürmekle birlikte, en azından şimdilik bu konuda sessiz kalmayı yeğleyeceğe benziyor.
CHP bile çekiniyor
Sonuçta teknokratlarla bürokratların söyledikleri de doğru. Aslında bu ilişkilerde şu aşamada dahi bazı ilerlemeler kaydediliyor. Ancak sorun bu ilerlemelerin genellikle teknik alanda olması ve Türk halkına olumlu göstergeler olarak sunulamamasından kaynaklanıyor.
Bu seçim ortamında hiçbir partinin seçmenin önüne "AB perspektifini geliştirme" vaadiyle çıkmadığı da gözlerden kaçmıyor. Özetle, AB "siyasi getirisi" olan bir "meta" olarak görülmüyor. Tam aksine, zarar vermesinden korkuluyor.
O kadar ki AB üyeliğini desteklediğini söyleyen CHP bile bunu yüksek sesle telaffuz etmekten çekiniyor. AB konusu gündeme geldiğinde de Türkiye'nin yapması gereken şeylerden çok, AB'nin yapmadığı şeylerden söz etmeyi tercih ediyor.
Halkın bir beklentisi yok
Türk-AB ilişkilerindeki bu "heyecansızlık" hafta başında Ankara'da yapılan "Troyka toplantısı"nın sonuçlarından da belli oluyor. Müzakere sürecinde önümüzdeki dönemde 2 veya 3 yeni başlığın açılmasından söz edilse de Troyka'nın bu konuyu netleştirememesi de dikkat çekiyor.
Yapılan açıklamalardan, AB Dönem Başkanı Almanya ve bir sonraki dönem başkanı Portekiz'in dışişleri bakanları, AB Komisyonu'nun ise Ollie Rehn düzeyinde temsil edildikleri bu Troyka toplantısının, esas itibariyle, Türkiye'deki siyasi durum ile Irak ve Ortadoğu konularında yapılan nabız yoklamaları şeklinde gerçekleştiği anlaşılıyor.
Bunlar da elbette ki önemli konular. Fakat Türk halkının şu anda AB'ye dönük olan inançsızlığı sürüyor. İster üniversiteli gençlerle, ister sokaktaki sade vatandaşla olsun, konuştuğumuz insanların ağırlıklı çoğunluğunun AB konusunda herhangi bir beklentisi olmadığını görüyoruz.
Avrupa'dan yansıyan hava olumsuz
AB üyeliği beklentisinin Türkiye açısından anlamlı olması için halkın da buna hem "olabilir" gözüyle bakması, hem de bu perspektiften yansıyan olumlu sonuçları yaşayabilmesi lazım.
Oysa Avrupa'dan yansıyan olumsuz hava, bunun "olabilir" olduğuna dair inancı ciddi şekilde zedelemiş bulunuyor.
AB uğruna yapılan reformların Türkiye'de hayata geçirilememesi ise halkın AB'yi olumlu anlamda hissetmesini engelliyor. Bu durumda kalan tek şey, Ollie Rehn'in de dediği gibi, "orkestranın susmamasını sağlamak" oluyor.
Güzel de müzik sona erdiğinde ne olacak? İki tarafın işte buna yanıtı yok.
sidiz@milliyet.com.tr

