Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 08 Haziran 2007 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Ada
Aravane Rezai, İstanbul Cup'ta hem başarı hem sempati kazandı
İstanbul kortlarında muhafazakar bir Farsi

Geçen hafta sonu tenis dünyasında büyük bir sürpriz yaşandı. 20 yaşında İran asıllı bir kız, tenisin dünya devlerine meydan okudu. Üstelik bu, İstanbul'da oldu. Ancak ne yazık ki medya bu haberi görmezden geldi


can.dundar@e-kolay.net

İstanbul Cup bu yıl üçüncü kez dünya kadınlar tenis turnuvasına (WTA) ev sahipliği yaptı.
Türklerin göçmen kökenlerini anımsatırcasına her yıl başka bir mekanda düzenlenen turnuva, bu yıl Tekstilkent'teydi ve umulan o ki gelecek yıl kalıcı mekanına kavuşabilecekti.
İlk ikisinden farklı olarak, bu yıl organizatörlerinin çabasıyla turnuva rüştünü ispatlamış ve dünyanın en ünlü raketlerini İstanbul'da buluşturmayı başarmıştı.
Lakin, mesela Avrupa Futbol Şampiyonası İstanbul'da düzenlense yer yerinden oynayabilecekken, konu tenis olunca seyirci de basın da ilgisiz kaldı.
Neyse ki CNN Türk ve Kanal D maçları yayınladı da, en azından tenis meraklıları turnuvayı izleme şansı bulabildi.

Siyah ojeli sürpriz
Dünyanın en tanınmış tenisçilerinden Venus Williams, Maria Şarapova, Patty Schnyder, Elena Dementieva İstanbul kortlarında boy gösterdi.
Ama turnuvaya onlardan çok, İran asıllı Fransız tenisçi Aravane Rezai damgasını vurdu.
İstanbul'a gelene kadar katıldığı turnuvalarda hiç final oynamayan ve dünya sıralamasında 43'üncü sırada yer alan Rezai'nin ilk rakibi, dünyanın eski bir numarası ve ilk İstanbul Cup'ın şampiyonu Venus Williams'tı.
Sert zemin oyuncusu olarak tanınan Rezai toprak korta çıktığında kimse bu kısa boylu, hayli toplu kızın Williams'ı eleyebileceğini düşünmüyordu.
Siyah ojeler sürmüştü. Diğerlerinden farklı olarak omzunu da kapatan bir tişört giymişti ve formasında marka işareti yoktu. Bu, sponsorunun olmadığı anlamına geliyordu.
Alışılmadık bir stili vardı. Servisi zayıftı. Ama maç ilerledikçe agresif oyununu ortaya koymaya başladı. Kortun köşelerine backhand'i ile umulmadık sertlikte paralel toplar attı. Rakibinin uzun boyunu, onu koşturarak bir dezavantaja dönüştürdü. Yakaladığı ritim sayesinde Williams'ı 80 dakika içinde 6-4, 6-4'lük setlerle devirdi.

"Bu, annem için..."
Seyirciler ve organizatörler Williams gibi bir starı ilk turda uğurlamanın üzüntüsü içindeydiler.
Bu sonucu Williams'ın bu yılki formsuzluğuna verdiler.
Ama Rezai performansını ikinci maçında da sürdürdü.
Yarı finalde karşısında dünyanın iki numarası Şarapova vardı.
Rezai yine sabırlı ve soğukkanlı oynadı. Rakibini yorana kadar topu oyunda tutup öldürücü nihai vuruşlarla sonuca gitti.
Bu taktikle 1 saat 40 dakikada Şarapova'yı 6-2, 6-4 yendi.
Paris'te bu hafta başlayan ve "grand slam" denilen dört büyük turnuvadan biri olan Roland Garros öncesinde kendini yormaktan kaçınır görünen Şarapova karşısında 3 bin seyircinin çoğunun desteği Rezai'nin yanındaydı. Azeri asıllı İranlılar destek pankartlarıyla gelmişlerdi.
Maçtan sonra Rezai "Bu zaferi annesi, babası ve kardeşine ithaf ettiğini" söyledi.
Şarapova ise onun için "Çok iyi bir savaşçı" tanımını yaptı.

İstanbul'un sultanı
Finalde oynayacağı tahmin edilen iki star da aynı isim tarafından elenmişti.
Şimdi Rezai kariyerindeki ilk WTA finalini oynayacaktı.
Rakibi bir başka Rus tenisçi, Elena Dementieva'ydı.
Onu da yenerse üç gün içinde tenisin üç devini alt edip "İstanbul'un sultanı" unvanını kazanacaktı.
Müthiş geçen ilk sette rakibini kılpayı elinden kaçırdı.
Ancak ikinci sette beklenmedik bir şey oldu:
Bir önceki maçta incinen sol dizindeki sancının azması üzerine maçı bıraktı.
Basın toplantısında "Dizimdeki ağrı dayanamayacağım kadar arttı. Kariyerimi düşünmek zorundaydım" diye özür diledi.
Kariyerinin en iyi sonuçlarını İstanbul'da almış, üst düzey oyuncularla başa baş oynayıp onları yenebileceğini kanıtlamıştı.
Hayranı olduğu Andre Agassi'den sonra ilk kez İran asıllı bir tenisçi dünya klasmanında zirveye oynuyordu.
Ve İstanbul bu tırmanışın başlangıç yeri oldu.

Öpüşme krizi

Aravane Rezai -belki Şarapova kadar güzel olmadığından- başarısıyla bile gazetelerin birinci sayfalarına çıkamadı. Ama bir öpücük meselesi onu gündeme taşıdı.
Final maçından sonra ikincilik kupasını alırken WTA turnuvasının Amerikalı erkek yöneticisi elini sıkıp yanaklarından öpmek için hamle edince kendini geri çekti.
Fransız vatandaşı olduğu kadar İran İslam Cumhuriyeti'nin de vatandaşıydı.

Mor gül
Rezai, İranlı bir ana babadan Paris'te doğmuş. Halen de doğum yeri olan Saint-Etienne'de yaşıyor.
Adı Farsçada "mor gül" anlamına geliyor. Aslında astrofizikçi olmak istermiş. Hint filmlerini, İran şiirini, geçenlerde kaybettiği papağanı Fazıl'ı ve kebabı seviyor.
O da Agassi gibi babasının teşvikiyle başlamış tenise...
Babası Arsalan Rezai bir oto tamircisi... Eskiden futbol oynamış. Tenisi, televizyonda maç seyrederek öğrenmiş. Eline raket bile almamışken oğlunun tenis eğitmeni olmuş.
Aravane daha 6 yaşında, babası ile abisi tenis oynarken top toplarmış. 7'sinde o da toplara vurmaya başlamış. Kısa zamanda kendisinden 2 yaş büyük kızları yenmeye başlayınca babası onun koçluğunu ve sponsorluğunu üstlenmiş.
Annesi Nouchine her tenisçinin ihtiyaç duyabileceği bir meslekten: Psikoterapist...
Rezai ailesi kızlarının teniste ilerlemesi için maddi manevi fedakarlıklara katlanmış. Ama Aravane de bazen kar bazen kızgın güneş altında çalışmaktan hiç yılmamış. Ve hızla tırmanmış.

Parasız oyuncu
Fazla sinirli olduğu ve kort kenarında gerilime yol açtığı için Fransız Tenis Federasyonu'yla kavgalı olan babası, İstanbul'daki turnuvada da yanındaydı.
Kızının başarı öyküsünü CNN Türk'e anlatırken Fransızların kızının başarısını kıskandığından yakındı.
İhtilaf nedeniyle Federasyon Rezai'ye mali desteği kesmişti. Bu nedenle geçtiğimiz yıl sadece iki turnuvaya katılabilmişlerdi. Uçağa para bulamıyorlar, kazandıkları turnuvaların parası ne kadarına yeterse onu harcayıp dönüyorlardı.
İstanbul'a da bilet parasını zor denkleştirip gelmişlerdi. Üstelik Paris'te halen sürmekte olan Roland Garros turnuvası öncesi Strasbourg'da da bir turnuva olmasına karşın İstanbul'u seçmişlerdi. Rezai bunun nedenini basın toplantısında şöyle izah etti:
"Ben İran asıllıyım. Müslümanım. Türkiye de İran'a yakın, Müslüman bir ülke... Bu ülkeye ve insanlarına kendimi yakın hissettiğim için gelip burada oynamayı tercih ettim."

Erkeksiz tenis
Daha önce de arabayla Türkiye'den geçerek İran'a gitmiş, 2001 ve 2005'te Tahran'da düzenlenen Müslüman Kadın Olimpiyatları'na İran Tenis Federasyonu'nun davetlisi olarak katılmıştı.
Erkek seyirci alınmadığı için şortla ve türbansız oynayabildiği bu turnuvada İran adına yarışmış, iki altın madalya kazanmış ve kendi tabiriyle "Müslüman kadınlara tenisini göstererek umut verebilmiş"ti.
Rezai geçen hafta doğduğu kentte, Paris'teki Roland Garros turnuvasında ilk turda elendi ama İstanbul, tenis kariyerinin ilk finalini oynadığı kent olarak onun tarihine geçti.


PAZAR
Aynı ritmi tutturan kadınlar
"Kolej grubum şaşırdı ama beni cesur bulanlar da var"
Milyonların gözü önünde iş görüşmesi
"Adaylar TV'de çizgili giymesin"
Kanyon'un tepesinde sağlıklı kafe
Tabutta mı uyursunuz hücrede mi?
Tarantula aşıkları
Süheyl abisiz zamanlar
Keyif ve lezzetin buluştuğu farklı adresler
Gaziantep-Havana-Kadıköy
İstanbul kortlarında muhafazakar bir Farsi
Bilincimizin sembolleri
İki esnaf lokantası
Tony ve Cherie: Bir aşk hikayesi
Bugünkü Transilvanya
Her gün mutlaka süt için
"Her gemi biraz aşk gemisidir"
Ayvalık'ta ilk yaz
Miço'cular bugün Minifest'teyiz!





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
Nevsal Elevli
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural

   
© 2006 Milliyet