Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 08 Haziran 2007 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
İki esnaf lokantası

Bizim fast food'umuz pek çok ülkedeki gibi sağlıksız değil. Esnaf lokantalarındaki yemeklere bakın, göreceksiniz. İstanbul'daki Ağa ve Çanakkale'deki Cumhuriyet iki iyi örnek

vmilorster@gmail.com

Fast food" deyince aklınıza ne geliyor? Adı üstünde, çarçabuk bir şeyler atıştırma. Ayaküstü, öyle ince eleyip sık dokumadan, karın doyurma.
Belki size bu iddiam tuhaf gelecek ama kanımca ülke mutfakları ve değişik kültürleri birbirinden asıl ayrıştıran, rafine ve lüks mutfak değil. Tam tersine asıl fark, değişik kültürlerin fast food anlayışında ortaya çıkıyor.
Üst düzeyde, özellikle Batı ülkelerinin pahalı lokantalarında yenen yemekler birbirine çok benzer. Bizim lüks otel lokantaları İstanbul'a yakıştıkları kadar herhangi başka bir metropolde, diyelim Roma ya da New York'ta da, pek öyle eğreti durmazlar. Buna karşılık fast food söz konusu olunca bir Türk, bir Fransız, bir Amerikalı ve bir İtalyan çok farklı düşünür ve farklı şeyler yer.
Bence bizim en önemli farkımız ve şansımız ya da imtiyazımız fast food olgusunun kötü, olumsuz, sağlıksız vs. bir anlam içermemesi. Hatta tam tersine... Alaturka anlamda bizdeki gerçek fast food her semtte bol bol örnekleri bulunan ve çoğu da lezzetli, kese delmeyen, sağlıklı, taze yemekler hazırlayan birçok esnaf lokantasında yeniyor.
Bir de tabii alafranga fast food ve bir salataya 15 YTL yazan, doğru dürüst bir kapuçino yapamayan modern "cafe"ler var. Bunları şimdilik bırakalım.

Ağır ağır yemeyi severiz
Kısacası bizdeki geleneksel fast food bazı ülkelerde olduğu gibi sağlıksız, her şeyi fritözde kızgın yağda pişiren, çok şeker, tuz ve yağ gibi lezzetleri ön plana çıkaran özellikler taşımıyor.
Böyle olduğu için de fast food'un sağlıksız olduğu diğer ülkelerde olduğu gibi, "slow food" yani "yemek için yaşa" akımı pek yankı bulmuyor bizde.
Bir yerde bizler zaten genetik olarak slow food'cu sayılırız çünkü hemen herkes, vakit ve fırsat bulduğunda, tadını çıkara çıkara ve güzel bir sohbet eşliğinde ağır ağır yemek yemeyi sever.
Bir de Amerikalılara bakın lütfen. En yemeksever geçineni bile sofrada bir saatten çok vakit geçirse pirelenmeye, oturduğu yerde fır fır dönmeye, ayaklarını tepiştirmeye başlar. Zavallı, çocukken bile aile sofrasının ne olduğunu görmemiş, yemek adabı gelişmemiş. Evde anne, "TV food" denen endüstriyel hazır yemekleri mikrodalgada ısıtıp önüne koyuvermiş acıkan aile ferdinin.

Aile geleneğinin devamı
Ya bizde? Anneler, neneler saatlerce uğraşıp gerek Türk mutfağı klasiklerini gerek yöresel yemekleri, taze hazırlanmış çorbaları Allahın her günü sofraya getirmişler. Dar gelirli olsalar bile uydurma hazır yiyecekleri sofraya getirmeyi aile onuruna aykırı bulmuşlar.
İşte bu aile geleneğinin uzantısı ve gerçek temsilcisi lokantalar "esnaf lokantaları". Hepimizin sık sık uğradığı, bildik mekanlar. Daha çok bir yaşam biçimini temsil ediyor bu tip yerler. "Hoş geldin abi" diye sıcak bir karşılama. Öyle fazla merasime, abartıya kaçmadan, hızlı ama saygılı bir servis. Yemek sonu önünüze siz sormadan gelen çay ya da acı kahve. Kasada çok makul bir fiyat öderken "patron" ile ayaküstü bir sohbet ve hal hatır sorma. Geçen süre? Yarım saat.
İnsanın içi varmıyor bu tip lokantaları bir büyüteç altına alıp analiz etmeye.

Her kesimden müşteri var
Öte yandan benim sevdiğim bir-iki yeri de tavsiye etmenin bir sakıncası yok. Örneğin Beyoğlu'ndaki Ağa Lokantası. Yolum o taraflara düştükçe ve zamanım dar olunca hiç düşünmeden giderim.
Her kesimden müşterileri var. Örneğin son gittiğimde, burada tanışmak için buluştuğumuz ve İstanbul'da modern, yabancı dergilerde yankı bulan tür bir lokantada yöneticilik yapan zarif hanımefendi de burayı seviyor.
Nasıl sevilmez ki? Her türlü zeytinyağlı, bamya, enginar, yerelması falan -benim zevkime göre fazla pişmiş olsa bile- hakkını vererek ve iyi malzemeden yapılmışlar. Ayrıca kuzu tandırları her zaman iyi, iç pilav şöyle böyle, dönerleri kaliteli etten ve patlıcan beğendi -tuzu fazla olsa da- lezzetli. "Buyurun" ve "güle güle" içten, müşterilerin yüzü gülüyor.

Park etmek bir mucize
Mekan değiştirip Kuzey Ege'ye geçelim. Edremit'te, Cumhuriyet lokantasındasınız ve bir mucizeye imza atıp arabanızı park edebilmişsiniz.
İçeri girer girmez, sizi hiç tanımıyor olsalar bile samimi bir karşılama ve tezgahtaki yemeklerin hepsi güzel görünüyor. Beşamel ve kaşar soslu kuzu elbasan tava çok lezzetli. Nedense kuzu kapama biraz kuru. Fazla pişmiş. Buna karşılık arnavutciğerleri takdire şayan.
Döner lezzetli, üstüne dökülen tereyağı güzel, ama döner biraz çok pişmiş (herhalde ilk kesilen parçalar bize geldi). Patlıcan kebapları ve domatesli taze fasulye, annelerimizin elinden çıkmış gibi. Fırın köfte de lezzetli ama taze bezelyenin bulunduğu bir mevsimde, acaba niye konserve kullanıyorlar?
Ancak suratınız anlık olarak asılsa bile önünüze koydukları irmikli, sütlü, peynirli "höşmerim" tatlısından ilk lokmayı alır almaz gözlerinizin içi gülüveriyor.

DEĞERLENDİRME: * * *

YILDIZLAR

Değerlendirme yapılırken, sadece ve sadece yemeğin kalitesi notlanıyor.
Mekanlar bir ile beş yıldız arası değerlendiriliyor.

* Kötü
** Vasat
*** İyi
**** Çok iyi
***** Türünün en iyisi


PAZAR
Aynı ritmi tutturan kadınlar
"Kolej grubum şaşırdı ama beni cesur bulanlar da var"
Milyonların gözü önünde iş görüşmesi
"Adaylar TV'de çizgili giymesin"
Kanyon'un tepesinde sağlıklı kafe
Tabutta mı uyursunuz hücrede mi?
Tarantula aşıkları
Süheyl abisiz zamanlar
Keyif ve lezzetin buluştuğu farklı adresler
Gaziantep-Havana-Kadıköy
İstanbul kortlarında muhafazakar bir Farsi
Bilincimizin sembolleri
İki esnaf lokantası
Tony ve Cherie: Bir aşk hikayesi
Bugünkü Transilvanya
Her gün mutlaka süt için
"Her gemi biraz aşk gemisidir"
Ayvalık'ta ilk yaz
Miço'cular bugün Minifest'teyiz!





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
Nevsal Elevli
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural

   
© 2006 Milliyet