Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 08 Haziran 2007 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Her gemi biraz aşk gemisidir"


tubakyol@yahoo.com

Bilim adamları geçtiğimiz günlerde Fransız araştırma gemisi L'Atalante'ye binip Marmara Denizi altındaki fayları araştırmaya gittiler. Geminin küçük denizaltısı Nautile ile daldılar falan.
Araştırmayla ilgili ilk makale bir yıl sonra yayımlanacak ama acı haber tez duyuldu, siz de duymuşsunuzdur herhalde. Depremin büyüklüğü 7.6 olacakmış.
Senem (Onan) de gemideydi. Ki zaten Radikal gazetesinin manşetindeki 7.6'lık haberi de o yaptı.
7.6 aslında bizi daha fazla sarsardı ama bu esnada Ankara'da bomba patlayınca, bu haber de fazla köpürtülmeden kaldı.
Senem'i görünce, "Öleceğiz değil mi?" dedim.
"Öleceğiz" dedi.
1912'deki Şarköy-Mürefte depreminin Marmara Denizi'nde kırılma yaratmadığı düşünülüyormuş. Bizim fayın enerjisi o zaman boşalmamış, büyük ihtimalle bizim başımıza patlamak üzere hâlâ doluyor demek ki. Fay için "doluyor" denir mi? Neyse, dolmuyorsa bile bize ne fayda -hoş şeyler olmuyor o fayda!
"Ne yaptınız or'da abi? Sıkılmışsındır."
"Bir sürü rekorlar kırıldı, fayın oradan örnekler toplandı. 300 küsur milyon yıllık taş örneği alındı kızım. Önemli bir geziydi" dedi, "Bu bulgular 100 yıl sonra da..."
Hı hı, çok sıkıldın yani.
"Unutma ki" dedi, "araştırma gemisi de olsa her gemi biraz aşk gemisidir."
Vaay. Öyle midir?

Marmara Denizi'nden çıkmadan nasıl Ekvator geçilir?

Bir araştırma gemisinde ne yapılır?
Yemek yenir. Fransız araştırma gemisi L'Atalante'de bir kere acayip iyi yemekler yemişler. Şahane bir Fransız aşçı, gemi de olsa, gemi Marmara Denizi'nde de seyretse, resmen Fransız topraklarında sayılmalarının hakkını vermiş. Barbeküler yapmışlar, Fransız şarapları açmışlar, çeşit çeşit peynirlere yumulmuşlar. Et desen... Geyikten kanguru etine... Ye babam ye. Sabahın 06.00'sında sıcacık ekmek kokusuna uyanmışlar falan.
Bu arada tavşan da yemişler mütemadiyen. Gemide ölü tavşan kötü şans getirirdi hani!
Bilim adamı ya bunlar. Demek hurafeleri umursamıyorlar.
Güvertede hamak varmış.
Aslında bir de minik bıcı bıcı havuzu varmış. Senem fotoğraflarını görmüş, daha önceki araştırma gezilerinde bilim adamları cappa da cuppa yapıyorlarmış o minicik şeyin içinde. Yok, bu sefer kaptan o havuzumsuyu kurmamış.
Akşamları mini mini particiklerin yanı sıra bir de büyük parti yapmışlar. Senem özellikle belirtti: "Fransız erkekleri dans konusunda acayip iyi eğitimli kızııım."
Başka?
Fransızlar bir de ne zaman boş kalsalar çizgi roman okumuşlar.
Bu arada denizaltıyla dalan bilim kimselerine özel bir sertifika veriliyormuş. İndiği derinliği falan yazıyorlarmış. Şık bir şey. Benzer bir sertifika da Ekvator'u geçenlere veriliyormuş.
Senem'de denizaltıyla dalma sertifikası var. Şakacıktan. Gırgır olsun diye, aslını andırır bir şey hazırlamışlar.
Hadi bu neyse, fakat Senem'de Ekvator'u geçme sertifikası da var. "Ben Marmara Denizi'nden çıkmadan Ekvator geçen tek insanım resmi olarak. Kaptana imzalattım kağıdı heh heh. Türküm kızım ben!" dedi.
Türk vallahi.

Bu gözler neler gördü...

Her gün bir bilim adamı araştırma gemisine ait küçük denizaltı Nautile'e binip dibe inmiş ve fayları incelemiş. Nautile çok küçük olduğu için ancak üç kişi sığıyormuş içine. Kaptan pilot, yardımcı pilot ve bir de bilim adamı. Bu insanlar denizaltının içinde hiç hareket etmeden 7-8 saat yüzüstü yatmak zorundalar. Gerekirse; erkekler bir şişeye, kadınlar ise pede işiyorlar.
Nautile'in deniz dibinde fay hattında gördükleri, iki koluyla topladığı örnekler falan bilim adamlarının olsun. Daha doğrusu onlar da bizim olsun ama önce bilim adamları itinayla değerlendirsinler bu bulguları, bizim anlayabileceğimiz hale yola soksunlar, makalelerini yazsınlar, yayımlasınlar; öyle.
Nautile'in güvertede gördükleri ise şöyle:
Her akşam üçerli beşerli gruplar halinde baş ucunda toplaşan insanlar içmişler, coşmuşlar, mini mini particikler yapmışlar. Nautile'in deniz dibinde büyük ciddiyetle fay gözleyen gözleri, güvertede bayram etmiş yani.

Yer mevzuunda uzaylıyız
Dünyanın derinlikleriyle ilgili bilgimiz, uzayın derinlikleriyle ilgili bilgimizden daha azmış. Bize pek öyle gelmiyor ama uzaya giden insan sayısı, denizlerin en (en en!) dibine dalandan fazlaymış. Bir belgeselde böyle demişlerdi. Doğrudur herhalde.
Yerbilimi mühim oysa. Mesela Kant "Hiçbir bilim onun kadar insan zihnini geliştiremez" demiş.
Biz bu konuda biraz güdük kaldık Kant amca. Neyse, ufak ufak, mavrasını çevirerek başladık. İşin yerbilimi kısmını, elde edilen verileri, verilerin yorumlarını falan da öğreniriz bilahare.

Gıdıklanan fay ya huylanıp silkelenirse..

"Abi bu adamlar gidiyorlar, fayları kurcalıyorlar. Durduk yerde harekete geçirmesinler fayı?"
Meğer Senem'e herkes bunu soruyormuş. İhtimal ekipteki herkese, meseleyle az ilgili herkes aynı şeyi soruyordur.
İtiraf edeyim ben sordum.
"Üff" dedi Senem -küçümseyen bir üf'le; "Hiç olur mu öyle şey?"
Olmaz mı?
Senem bir sürü rakamlar sıraladı. Anladığım kadarıyla kocaman bir kütleden, o kütlenin bilmem kaç saniye içinde, bilmem ne kadar hızla hareketinden falan bahsetti.
Rakamlar aklımda kalmadı tabii.
Ama tarzı inandırıcıydı.
Öyle üstten, yandan gıdıklayarak harekete geçirilebilecek bir şey değil bu fay denen nane herhalde. İyi.

Hasan damlacığı,

Hüseyin çamuru...
Faydan gaz çıkışı oluyor ya hani... Kırk yıllık yerbilimciyiz sanki hepimiz, neler de öğrendik!
Faydan sıvı ve gaz çıkışı oluyormuş işte.
Nautile denizaltısının kolları hatta gaz çıkışlarının, çamurların, organizmaların olduğu yerlerden tüplerle örnek neyin toplamış incelenmek üzere.
Neyse, bu araştırma gezisinde, Marmara'nın dibindeki faydan çıkan kabarcıkları ilk olarak Türk ekibinden, İTÜ'de görev yapan Boris Nataline görmüş.
Büyük ihtimalle de bu kabarcıklara onun adı verilecekmiş. Boris'in kabarcıkları. Boris kabarcıkları.
Her şeye de bir isim veriyor şu bilim adamları.
Hasan damlacığı, Hüseyin çamuru, Abidin gaz çıkışı falan da var mı?

manik depresif köşe

İstanbul depreminin büyüklüğü büyük ihtimalle 7.6'yı bulacakmış. Ne demek bu? Buralarda yaşayan çoğu insanın önünde çok da uzun bir ömür yok demek galiba.
Depresyon mu? Fay girsin depresyona. Ve durduğu yerde durmaya devam etsin. Fırsat bu fırsat, ben manik olacağım.


PAZAR
Aynı ritmi tutturan kadınlar
"Kolej grubum şaşırdı ama beni cesur bulanlar da var"
Milyonların gözü önünde iş görüşmesi
"Adaylar TV'de çizgili giymesin"
Kanyon'un tepesinde sağlıklı kafe
Tabutta mı uyursunuz hücrede mi?
Tarantula aşıkları
Süheyl abisiz zamanlar
Keyif ve lezzetin buluştuğu farklı adresler
Gaziantep-Havana-Kadıköy
İstanbul kortlarında muhafazakar bir Farsi
Bilincimizin sembolleri
İki esnaf lokantası
Tony ve Cherie: Bir aşk hikayesi
Bugünkü Transilvanya
Her gün mutlaka süt için
"Her gemi biraz aşk gemisidir"
Ayvalık'ta ilk yaz
Miço'cular bugün Minifest'teyiz!





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
Nevsal Elevli
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural

   
© 2006 Milliyet