
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Diş
Diş diş sarmısak, saatin dişlileri, "dişli adam" olmak, yahut olmamak...
Kimin veya kimlerin salladığı pek de belli olmayan bir salıncağın içinde, başlamış gibi görünen ve gitgide hızlanan bir sallantıda; birbirine karşılıklı dişlerini gösterme çatışmaları...
Kimin dişi kimi kesmekte?
Kim bir demir leblebi; dişlemeye kalkanın kırılacak dişleri?
Kim, yahut kimler sanıldığı kadar dişli çıkamadılar?
***
Aşırı övünmelerle çağlar ıskalandığında; değişen çağlar, kolay kolay bitmeyen dövünmelerle ödetir bedelini genç kuşaklara, eski "atıp tutmalar"ın...
***
Ekonomi bilincinden, hukuk bilincinden, tarih bilincinden yoksunluk da; bilimsel bir objektifliğin üstüne kefen sermesine yarar, Hazine'den geçinmeli itibarlı makam sahiplerinin.
Ve başlar toplumun apselenen dişleri ağrımaya.
***
Şimdi, çarşamba günkü Milliyet'te çıkan şu habere bakarak, şaşkınlıktan küçük dilimizi yutmamaya çalışalım.
"40 milyon kişi hiç dişini fırçalamıyor
Banat'ın yaptırdığı bir araştırmaya göre, Türkiye'de yaklaşık 40 milyon kişi hiç dişini fırçalamıyor. Banat Fırça ve Plastik Pazarlama Müdürü Yalçın Kaynak, yıllık 180 milyon adet olması gereken diş fırçası satışının 30 milyonda kaldığını dile getirdi.
Kaynak, 'Diş fırçası tüketiminde artış var ama çok yetersiz. Araştırma sonuçlarına göre diş fırçası kullanım oranı yüzde 16.6'da kalıyor' dedi."
***
Nüfusun yarısından fazlası dişlerini fırçalamadığında, biliyor musunuz ne oluyor?
Son 80 yılda Hazine'den geçinmeli kesimin iç ve dış gezilerine, "harcırah" olarak kaç 100 milyar dolar harcanmış olduğuyla; aynı süre içinde ambulans alımlarına ne harcanmış olduğunu sorgulamak ve seçim kampanyalarında bu tür konuları ön plana çıkarmak kimsenin aklına gelmiyor.
Buna karşılık dünyaya posta koyma hamaseti, çok alkış alıyor.
***
İlle de savaşmak ve savaşlarda ölmek özlemlerine, renkli bir tüy dikecek bir dörtlük:
Çok mu önemli yani fırçalamak dişleri;
Şan şeref miras kalmış atamdan, refah değil.
Kimler isterse bombok ededursun işleri;
Diş fırçasına değil, bayrak önünde eğil.
***
Her ne kadar seçimlerin şu veya bu nedenle ertelenebileceği yorumlarına rastlanıyorsa da; seçimlere çoğunun adı sanı duyulmamış 17 siyasal parti katılıyor. O nedenle de oy pusulalarının uzunluğu 2 metreyi buluyormuş.
"Sıradan vatandaşlar", boylarından büyük oy pusulaları kullanacaklar ne güzel!..
***
Partilerden gösterilen adayların ise, yapacakları seçim harcamaları ortalama 100.000 YTL imiş.
Ne mutlu bize; seçim kampanyalarında ortalama 100.000 YTL harcayabilecek, binlerce milletvekili adayımız var.
Egemenliğin kayıtsız şartsız sahibi olan milletimizin, parlamentoda temsilcisi olabilme şerefi; ölçülebilir mi, harcanacak milyon, milyar liralarla?
***
Vatan millet sevgisinin en büyük göstergesi, su gibi harcanan paralardır; tıpkı askeri operasyonlarda olduğu gibi...
40 milyon kişi dişlerini fırçalamasa da; yaşasın vatan, yaşasın millet!
***
Köyceğiz'de Alman dostumuz Maks'ın, komşu lüks oteli; hem pisinli, hem şezlonglu, güneş şemsiyeli; hem de palmiyeli, lüle lüle mor salkımlar açan özel akasyalı ve sarı sarı çiçeklerle çimli mi çimli...
***
Eskiden haziran başlarında; pisin çevresindeki şezlonglara yüzükoyun uzanmış yatan, kitap okuyan bikinili hanımlarla, mayolu erkek turistlere rastlanırdı.
Bu kez turist olarak "ferd-i vahit" yoktu otelde.
***
Otelin başarılı delikanlı, aşçısı Kemal'den, domates çorbasıyla fırında makarna yapmasını rica etmiştik.
Fırında makarnaya, artık hiç rastlanmıyor İstanbul lokantalarında. Oysa arada sırada bir yudum kırmızı şarapla, enfes oluyor tam kıvamında pişirilmişi.
***
Ülkemize yediğimiz yemeğin kalitesiyle de layık olmak gerekir. 20. yüzyılın da ıskalanmasına, ola ki tarlalarda çift sürerken bir baş soğan ekmekle karın doyurma çaresizlikleri neden olmuştur, kim bilir?
***
Diş deyip de geçmeyelim.
1876-78 son Osmanlı-Rus savaşında; Bulgaristan'da İslimye'deki "Hacı Gözümler" ailesinin 7 yaşındaki kızı olan rahmetli babaannem de; ailesiyle birlikte İstanbul'a göç etmek zorunda kalmış ve Bergama'ya iskan edilmiş bir göçmen kızıydı; bendenize küçükken sık sık:
- İşten artmaz, dişten artar, derdi.
***
Yine aynı büyük göç sırasında, Kırım'dan göç etmek zorunda kalmış olan dedem Hasan Paşa da:
- Hesabını bilmeyen çavuşlar, kıçını avuçlar, derdi.
Ve ciciannem de, 1. Dünya Savaşı sonunda, dedemin çizmelerini satmak zorunda kaldığını anlatırdı.
"Dişe diş, göze göz" anlayışının sonuçları; az acıya mal olmadı dünya savaşlarında...
***
Evet, diş deyip geçmeyelim.
Şayet sevgili dost, Diş Doktoru Sonia olmasa; bendeniz de, kırmızı kırmızı elmalara bakarak, içimi çeke çeke şöyle diyebilirdim:
- Dişimiz yok ki, bir elma yiyelim...
c.altan@prizma.net.tr

