Roberto Carlos ve medya
Medya yazdı, Fenerbahçe yönetimi her defasında yalanladı. Bir yıldır süren kovalamaca sırasında sarı-lacivertli kulübün resmi internet sitesinde en az 5 kez Roberto Carlos'un transferiyle ilgili "Yalan haber", "Bu haber de doğru değil" başlıklı açıklamalar yer aldı.Sonunda ne oldu?
Aynı siteden salı gecesi tüm dünyaya Brezilyalı yıldızın transfer haberi duyuruldu!
Ve aynı saatlerde ilginçtir, sitenin haber arşivindeki Roberto Carlos ile ilgili tüm yalanlamalar kaldırılıverdi.
Ancak arada unutulanlar da vardı.
Örneğin 17 Ocak 2007 tarihli bir açıklamada "... gazetesinde futbolcumuz Ümit Özat'ın eski teknik direktörümüz Daum'un halen çalışmakta olduğu takımı Köln tarafından resmen istendiğine dair haber yer almıştır. Haberde yer alan bilgilerin hiç biri doğru değildir..." ifadeleri kullanıldı.
Sonra?
Ümit Özat, Ankaragücü maçını bile beklemeden Daum'un takımı Köln'e imza attı.
24 Mayıs 2007 tarihinde ise "... gazetesinde yer alan Ankarasporlu Wederson'u transfer etmeyi düşündüğümüze dair yazılan haber doğru değildir" dendi.
Sonra?
Brezilyalı oyuncu sarı-lacivertli ekibin ilk transfer bombası oldu...
İşbirliği şart
Sadece Fenerbahçe kulübüyle sınırlı kalmayan bu örnekleri çoğaltmak mümkün.
İletişim çağında internet sitelerini etkili bir propaganda aracı olarak kullanıp kitleleri diledikleri gibi yönlendiren, zaman zaman da medyayı hedef haline getiren kulüplerin sayısı küçümsenmeyecek kadar fazla.
Roberto Carlos'un Fenerbahçe formasını giyecek olması öncelikle Türkiye'nin tanıtımı açısından çok önemli.
Kaynağından alınan bilgilerle bu transferi gündeme getirmek ve doğruyu bulmak da medyamız açısından tabii!..
Şimdi sırada başka yıldızlar var.
Ancak transfer dönemlerinde gerek menajerlerin pazarlama stratejileri, gerekse kulüp yöneticilerinin iç çekişmelere dayanan ince hesapları, doğru haberin gündeme taşınmasının önündeki en büyük engel.
İşte bu yüzden sağlıklı bilgilendirme ve düzgün iletişimle, medya-kulüp ilişkilerinin sağlam bir temele oturtulması zorunlu.
Hem okura, hem gazeteciye, hem de futbolcuya saygı açısından bu kaçınılmaz.
Hadi bakalım
Real Madrid antrenmanında Cicinho yüzünü peçeyle kapatır gibi yapıp, şakalaştığı Roberto Carlos'un önünde dansöz gibi oynamış ve eklemiş;
"Artık Türkiye'de dansöz kızlar bulursun..."
Fenerbahçe'nin yıldız transferine şimdi bazı görevler düşüyor.
Türkiye'yi bir Arap ülkesi sanan, gelenekleri ve kültürünü bilmeyenlere, İstanbul'da yaşayacaklarını anlatmak.
Göreceği konukseverliği, sevgiyi, ilgiyi ilk ağızdan duyurmak.
Çağdaş bir ülkede futbol oynayacağını görüp, ihtiyacı olanlara gereken mesajları vermek.
Akarcalı'nın uyarısı
Elektronik posta, Sağlık ve Turizm eski bakanı Bülent Akarcalı'dan geldi.
Büyükşehir Belediyelerinin futbola olan ilgisinin yakın gelecekte yaratacağı tehlikeyi sezinleyen deneyimli siyasetçi endişeliydi.
Şöyle diyordu mesajında:
"İstanbul Büyükşehir Belediyespor ile Başbakan destekli Kasımpaşa'nın başarılarını küçümsemiyorum ancak bu takımların özellikle gelir kaynakları açısından Anadolu takımlarına karşı haksız bir rekabet oluşturduklarını düşünüyorum. Kuşkusuz futbol para işi ve bu anlayışla zaman içerisinde Anadolu takımlarının Süper Lig'de oynama şansı giderek azalacak. Vatandaşa belediye hizmetleri olarak tahsis edilmesi gereken kaynakların amacından sapmasını söz konusu etmesem de Büyükşehirlerde bu alışkanlık başlarsa, 18 takımlı lig 4-5 kentin tekeline girer. Ülkenin bölünmez bütünlüğü sadece siyasetten geçmiyor. Sporun da bu bütünlüğe ciddi etkisi ve katkısı var. Hayatı boyunca kendini ligde göremeyecek şehir gençliğinin hayal kırıklıklarını istismar etmek her zaman daha kolay olacaktır."
Pek çok kişinin farkında olmadığı bir sürecin altını çiziyordu Akarcalı.
Gençliğin hayal kırıklıklarını istismar etmek!
İktidara geldiği günden bu yana her türlü sosyal ve meslek kuruluşunda söz sahibi olma politikası güden AKP hükümeti, ne yazık ki Akarcalı'nın dikkat çektiği tehlikeyi görmezden geliyor.
Ve partisine bağlı belediyeler aracılığı ile futbol yönetiminde de iktidarı ele geçirme ihtirası bu tehlikeye hizmet ediyor!
Önce emeğe saygı
Son on gündür Gençlerbirliği OFTAŞ Spor'un Süper Lig'de mücadele edecek olmasından rahatsızlık duyanların sayısında artış gözlüyorum.
Yok efendim bir ligde aynı ismi taşıyan iki takım olur muymuş?
Olursa lig şaibeden kurtulur muymuş?
Bu takım ligden çıkarılmalı, son finali kaybeden Altay yerine alınmalıymış...
Gibi sorular ve sorunun çözümüyle ilgili öneriler üst üste geliyor.
Ben de Başkentte yaşayan bir spor gazetecisi olarak diyorum ki;
Ayıp!..
Yapılmaya çalışılan şey, öncelikle üç yıldır merdivenleri teker teker tırmanarak Süper Lig'de yer almayı analarının ak sütü gibi hak eden o çocukların emeğine saygısızlık.
Biraz sabredin
Rakipleri trilyonları cebe indirirken, 25-50 bin YTL yıllık ücretle onlara kafa tutup şampiyonluk ipini göğüsleyen, gelecekte bir Rıdvan, bir Oğuz, bir Aykut, bir Hakan Şükür, bir Rüştü olabilmenin düşünü kuran gencecik fidanların alın terlerine yazık.Bu gençlerin hayallerine gösterilen hazımsızlığa ayıp.
Biraz sabredin...
Anadolu futbolunun sorunlarıyla ilgileniyormuş gibi görünüp oralarda ne olup bittiğinden habersiz ahkam kesmek yerine azıcık soruşturun.
Gençlerbirliği OFTAŞ Spor'un yeni sezon başlamadan önce satılması için neler yapıldığını araştırın.
Süper Lig'de temsil hakkını kazanan bir kulübün gerçek değerini bulabilmesi için uğraş verenlerle bir konuşun.
Yasa ve talimatlar ortada iken bu satışın hangi koşullarda gerçekleşebileceğini öğrenin.
Gerek yok, hayır diyorsanız...
Çok değil bundan üç beş yıl önce bir medya patronunun İstanbulspor'un sahibi iken Adanaspor'u da satın alıp iki sezon aynı ligde oynatmasına gösterdiğiniz hoşgörünün onda birini bu kulüpten esirgemeyin.
O gün yapamadığınız eleştirileri, bugün Anadolu takımlarına layık görmeyin.
Ki;
İnandırıcılığınız yitip gitmesin.
cersen@milliyet.com.tr

