
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Nutukçular nutuk atar, simitçiler simit satar, bekârlar yalnız yatar
Kuzey Irak sınırında neler olup bittiği gibi; Ankara ve İstanbul'da da neler olup bittiği Köyceğiz Gölü kıyılarından pek görünmüyor.
Köyceğiz Gölü kıyılarından görünenler, bir parça olsun zayıflama azmiyle yan yana ve hızlı hızlı yürüyen şişmanca hanımlar.
***
Oysa, şişmanca hanımların sorunlarına çare olmasalar bile; ne nutuklar çekilip, ne yorumlar yapılmakta.
Bu arada İstanbul da, bastıran bir sağanak sonucu, sular seller altında kalmış; trafik, -hiç modası geçmeyen bir tabirle- felç olmuş.
***
Bendeniz kendimi bildim bileli, İstanbul her yağışta, "yağmura teslim olur".
Acaba bunda, "çağdaşlaşmış ve burjuvalaşmış" gibi görünmek için benimsenmiş ve tartışılması "ihanet" sayılmış yöntemlerdeki sakatlığın da, payı var mı dersiniz?
***
Örneğin bir tarım toplumu olmaktan; meslek donanımı vermeyen bir eğitimden geçmekle, çağdaş bir toplum olunabileceğine inanmak gibi.
Örneğin silah alımlarına yüz milyarlarca dolar harcayıp, yaşam kalitesini yükseltecek gerekli yatırımları göz ardı etmek gibi...
***
İstanbul'un her yağmurda sular seller altında kalmasının nedeni; belki de bir eğitim sorunu değil, bir altyapı sorunudur.
Yahut belki de, İstanbul'la yeterince bütünleşememiş olma sorunudur.
***
İnsan yüreğinde, Yenicami'nin mimarı Davut Ağa ve Mustafa Ağa ile Sultanahmet'teki III. Ahmet Çeşmesi'nin üstünde yazan, "Aç besmeleyle iç suyu Han Ahmet'e eğle dua" mısraına karşı bir sevgi duymadıkça; vatanı ne kadar severse sevsin, her yağmurda yine de sular seller basabilir İstanbul'u.
Hoş, zaten de basıyor işte.
***
Köyceğiz Gölü kıyılarında, arada sırada üstüne dağ gölgelerinin düştüğü bir mavilikte; her türlü hengamenin dışına çıkmışlığın tadıyla oynaşırken, Lozan'daki bir çamaşırhanede yeni bulunmuş bir mektup koleksiyonu geçiyordu aklımdan.
I. Elizabeth'in, Napoleon'un, Bayron'un, Çaykovski'nin elleriyle yazmış olduğu mektuplar...
***
Napoleon'un savaşları da, hayatı da; çağlarıyla kimlerin toslaşıp; çağlarını kimlerin kaldıraç gibi kullandığının örnekleriyle doludur.
Çok genç yaşında general olan Napoleon'un, İtalya savaşları sırasında sevgilisi Jozefin'e yazdığı bir mektubu anımsıyorum. Meali şöyleydi:
"22 yaşındayım, generalim,. Arkamda koskocaman Fransız ordusu. Yarın Po ovası ayaklarıma kapanacak.
Bütün bunlar neye yarar Jozefin, sen yanımda olmadıktan sonra?.."
***
Dünkü Milliyet, Gökhan Karakaş'ın, yağmur sağanağının İstanbul'u yine "felce uğratmış" olması haberini, şu başlıkla veriyordu:
"5 milyon YTL'lik tüneli su bastı.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin geçtiğimiz yıl 4 milyon 726 bin YTL'ye ihale ettiği, 0-1 karayolu ile Bağdat Caddesi'ni birbirine bağlayan yeni tünel, ilk şiddetli yağmurda sular altında kaldı. Belediye yetkilileri, çalışmalar henüz tamamlanmadığı için su birikmesi olduğunu belirtti. Sağanak yağmur nedeniyle İstanbul'un Asya yakasında birçok ev ve işyerini de su bastı."
***
Napoleon'un aşk mektupları örneği, biz de İttihatçılar'dan uzantılı bir hamasetçiliğin içinden "insan"ı süzmeyi ve onunla bütünleşmeyi becerebilseydik...
"Vatan, millet, bayrak, şanlı atalar" nutukları yanında; İstanbul'u sevmiş ve ona layık olmaya çalışmış kalemlerle sanatçıları da özümseyebilseydik...
***
Ahmet Rasim'leri, Hüseyin Rahmi'leri, Ercüment Ekrem'leri, Abdülhak Şinasi'leri, Yahya Kemal'leri, Orhan Veli'leri, İbrahim Çallı'ları, Hikmet Onat'ları, pas geçmemiş olsaydık...
İstanbul, 20. yüzyılı da nasıl ıskalamış olduğumuzun bir göstergesi durumuna mı düşerdi?
***
Namdar Rahmi de, oligarşik bir yapının belkemiğini oluşturan bürokrasimizle dalga geçerken şöyle diyordu (azıcık değiştirerek):
Sen de cevher var imiş, bunu alem ne bilsin,
Süslü bir dairede müdür bile değilsin.
Senin gibi züğürtün kim önünde eğilsin?
Ne çıkar şiir yazsan, ben de şairim diye,
Geçti Bor'un pazarı, sür eşeği Niğde'ye
***
Köyceğiz Gölü kıyılarından, Türkiye'nin nerelerinde neler olup bittiği pek görünmüyor.
Bendeniz de durumu kendime, Namdar Rahmi'ye bir selam göndererek özetlemeye çalışıyorum:
Bombok olsa da durum
Bu ne tafra, ne kurum!
At nağranı tosunum:
Kodum mu oturturum!
***
Köyceğiz Gölü kıyısında şişmanca hanımlar, bir parça olsun zayıflama azmiyle yan yana ve hızlı hızlı ne güzel de yürüyorlar...
c.altan@prizma.net.tr

