
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Eğlenin aldırmayın, "doğru"nun kepçesini derine daldırmayın
Modern teknolojilerle enerji kaynaklarındaki hızlı değişimler sonucu; "işçi sınıfı"nın, yavaş yavaş tarihe gömülmesi evresine girilmesiyle birlikte, "evrensel ekonomi" de, -şeffaf olması koşuluyla- fizik bilimi gibi, kimya bilimi gibi "müspet bir bilim" olma rayının üstüne oturmaya yöneldi.
O nedenle de Türkiye'de, 21. yüzyılla bütünleşme yönünde "değişim"ciliğin motorunu TÜSİAD temsil etmeye başladı.
1848'de Karl Marks, ileride ön plana çıkacak olan bu döneme "non-antagonist dönem" etiketini yapıştırmıştı.
* * *
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
- Hoca, TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç, "Siyaset sahnemizde adeta bir akıl tutulması var" demiş; sen ne düşünüyorsun bu konuda?
Nasreddin Hoca, ak sakalını hafifçe sıvazlayarak gülümsemiş:
- Sadece siyaset sahnemizde mi, demiş; en üst düzeydeki atanmışlar sahnesinde de yok mu aynı tutulma?
Ve eklemiş:
- Ah keşke akıl tutulması yerine, biraz da dil tutulmasına uğrasalardı.
* * *
Feci şekilde üşüttüğü için, sürekli burnu akıp duran genç bir hanım, davet edildiği resmi ve kalabalık bir akşam yemeğine giderken 2 mendil almış yanına. Birini küçük gece çantasının içine koymuş, ötekini de sutyeninin arasına sıkıştırmış.
* * *
Ziyafetin sonuna doğru çantasına koyduğu mendil, ıslana kirlene kullanılamaz hale gelmiş.
Hemen elini göğsünün içine atmış, sutyeninin arasına sıkıştırdığı ikinci mendili çıkarmak için.
Ama ikinci mendil, çoktan kayıp düşmüş sutyenin arasından.
* * *
Genç kadın gayet endişeli, başlamış eliyle göğsünün içini sağdan sola derinliğine yoklamaya. Derken öteki elini de göğsünden içeri sokmuş, 2 eliyle birden başlamış aramaya sutyeninin arasına sıkıştırdığı mendili.
* * *
O sırada birden fark etmiş ki, sofradaki bütün davetliler susmuşlar, hep birlikte kendisinin ne yaptığına bakıyorlar.
Genç kadın, ellerini hemen çekmiş göğüslerinden ve kızarmış bir yüzle:
- Gelirken her ikisi de vardı, eminim buna, demiş.
* * *
Sinsi saltanat kavgalarının, dışa vuran yüzündeki tartışmalar da önce:
- Hem özgürlük olmalı hem de güvence, diye başlar...
Tıpkı nezle olmuş genç hanımın, resmi davete giderken yanındaki 2 mendil gibi.
* * *
Sonra da birileri:
- Özgürlüklerle demokrasi, güvenceyi bozuyor diye başlar tutturmaya.
Başka birileri de iddia eder ki:
- Özgürlüklerle demokrasi, güvencenin en büyük sigortasıdır.
* * *
Birtakım eller başlar göğüslerin içinde aranmaya:
- Bizim demokrasi nerede, güvence nerede?
Dünya da gözlerini dikip hayretle izlemeye koyulur ne yapıldığını.
* * *
Kazara güvence hatırına, özgürlüklerle demokrasi iptal edilirse o zaman da Dadaloğlu'nun gölgesi çıkar ortaya:
Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir
Ferman padişahın, dağlar bizimdir
* * *
Ne var ki, monarşik ve oligarşik dönemlerin kanlı çalkantılarına, tekrar tekrar düşmemek için, Mustafa Koç'un deyimiyle:
- Akıl tutulmasına uğramamak gerekiyor.
Bir pazar yazısının meltemi içinde, daha ne diyelim bilmem ki!
* * *
İncili Çavuş'a:
- Çavuş, demişler; Kuzey Irak'a karşı bir sınır ötesi operasyonunun yapılıp yapılmaması, bir referandum ile kamuoyuna sunulsa, yanıt ne çıkar acaba?
İncili Çavuş:
- "Yapılmalı" diyenlerin hemen askere alınacağı koşuluyla sunulursa, çok eminim ki "hayır" çıkar, demiş.
* * *
Bir kekemeyle bir kambur, fotoğraf çektiriyorlarmış.
Kambur, kekemeye:
- Sakın konuşmaya kalkma da, fotoğraf flu çıkmasın, demiş.
Kekeme de kambura:
- Sen... sen... sen de... kam...kam...kamburu... kamburunu ...i... ...içine çek, yok...yok... yoksa... al... albüm... ka...ka...kapan... kapanmaz, demiş.
* * *
Bu fıkranın da, seçim kampanyalarıyla ilişkisini isteyen kurar, isteyen kurmaz.
Ülkede özgürlük var.
* * *
Kızım Zeynep Bakan'ın yaş gününe bir öpücük göndererek; Çinli şair Po Kiu-Yi'nin Orhan Veli çevirisi bir şiiriyle bitirelim yazıyı:
Sabahadek
Bütün gün ayaktayımdır, avluda;
Otururum lambamın altında, sabahadek;
Öyle bir sır ki bu, kimseler anlamaz;
Göğüs geçiririm, ara sıra.
c.altan@prizma.net.tr

