|
 |
|
|
O şimdi asker
Çeşitleme / Selim Türsen
Televizyonların son dakika anonslarıyla gelen her acı haberi duyduğumda Van Havaalanı’nda birkaç yıl önce tanık olduğum sahne aklıma düşer. Meydanda, uçağın kargo bölümüne yüklenmek için bekleyen Türk bayrağına sarılı bir tabut ve başında nöbet tutan bir manga asker vardı.
Derin bir sessizliğin hakim olduğu yolcu salonunun camından, yolcular, az sonra birlikte seyahat edecekleri tabuta hüzünle bakıyorlardı.
Ateş düştüğü yeri yakar diye boşuna söylenmemiş.
O zamana kadar ben de bir çok Türk insanı gibi gazetede, televizyonda şehit haberlerini gördükçe vah çeker, sonra günlük yaşama dalıp giderdim. Ama Van Havaalanı’nda gördüklerim ekranlarda feryatların yükseldiği görüntülerden ve kan damlaları içinde verilen gazete haberlerinden çok farklıydı.
Orada terörün acımasızlığıyla doğrudan yüz yüzeydik. Oynaya, güle geldiği uçağın kargo bölümünde, bir tabut içerisinde geri dönecek olan delikanlının cansız vücudunun çevresine verdiği acı, hiçbir şeye benzemiyordu.
Eskiden gülüp geçtiğim davullarla, zurnalarla yollanan gençleri, minibüslerin, taksilerin arkasına yazılan ''O şimdi asker'' yazılarını gördükçe şimdi içim kabarıyor ''Acaba dönebilecek mi?'' sorusunu düşünmeden edemiyorum.
Ege şehit cenazelerinin belki de en yoğun olduğu bölge. Daha birkaç gün önce Manisa’da, Balıkesir’de şehitler toprağa verildi. Önümüzdeki haftalar, aylar hatta yıllar çok şeye gebe olabilir. Dışarıdan ahkam kesenler ''Gidelim, basalım, işgal edelim'' diyerek atıp tutuyor. Ama madalyonun öbür yüzü de var. Oralarda çoluk çocuklarını kaybedenlerin, oğlunun askerden dönmesi için gün sayanların ne düşündüğünü bir kez olsun aklına getiriyor mu acaba bu şahinler.
Genelkurmay Başkanı Büyükanıt bugünkü duruma ''karanlık savaş'' diyor. Çok yerinde bir ifade. Duygu, öfke seline kapılıp, on binlerce kişiyi sınırdan geçirerek hiçbir kuralı olmayan terörle savaşılmaz. Terörle savaşın özel eğitimli anti terör ekipleriyle yapılması gerektiği konusunda bütün uzmanlar hem fikir.
Gerekiyorsa sınır ötesine gidilir, hatta işgal de edilir. Ama ''karanlık savaş''ın yarattığı koşullara uyum sağlamadan yapılacak savaşların da başarı değil acı getirdiğini unutmamak gerek.
Turist milletvekilleri
Çeşitli partilerin İzmirli olmamasına rağmen İzmir’den aday gösterilen milletvekili adaylarına ''İzmir’i nasıl bilirsiniz?'' diye sormuşlar. Bazıları ''Bir defa turist olarak geldim'' bazıları da ''Hiç görmedim'' gibi açıklamalar yapmış.
Adaylar arasında, seçilmesi garanti olması için İzmir’den listeye konan ve Türkiye’ye yararlı olacak çok değerli isimler var şüphesiz.
Ama ben derim ki bu sistemde bir yanlışlık var. İzmir’e hayatında bir kez turist olarak gelmiş isimlerin ne ekonomisini, ne eğitimini, ne de sağlık sorununu bilmedikleri bu kentin çıkarlarını ne kadar savunabileceklerini anlamak mümkün değil. Halbuki bu adayların Meclis’te İzmir lehine olacak yasalar çıkması için dişe diş mücadele vermeleri gerekiyor.
Bir seçim döneminde Türkiye kontenjanlığı açılmış ve partiler değer verdikleri isimleri aday göstererek Meclis’e sokmuşlardı.
Belki buna benzer formülle üretilerek illere ayrılan kontenjanlarda doğrudan kenti temsil edebilecek isimleri daha rahat yer bulunabilir. Ama sonunda her yol dönüp dolaşıp seçim sistemine ve siyasi partiler kanununa çıkıyor. Bizim de bu duruma özde değil sözde demokrasi demekten başka çaremiz kalmıyor.
İşte GP demokrasisi
Geçen seçimlerde en yüksek oyu İzmir’den alan Genç Parti’nin bu kez makyajı erken döküldü. Milletvekili aday listelerinin en başına korumasını, şoförünü, eski fabrika müdürünü koyan GP’den Balıkesir İl Teşkilati istifa ederken ''Bunların tek derdi Cem Uzan’ı Meclis’e taşımak'' demiş. Neyse ki geç de olsa anlamışlar Uzan’ın bütün derdinin dokunulmazlık zırhına bürünmek olduğunu. Dilin kemiği yok ki. Mazotu da 1 YTL’ye indirirsin, üniversite sınavını da kaldırırsın. Aday listelerine de sadece şirketinin yöneticilerini koyar ''Bizde demokrasi böyle'' dersin. Neyse ki foya erken ortaya çıktı. Yoksa yazık olacaktı binlerce saf insanın oylarına.
stursen@milliyet.com.tr
|
|
|

|