
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
'Bu kadar cehalet ancak tahsil ile mümkündür'
İbrahim ÇallıSanki vaktiyle Yunanistan'ın, Mısır'ın, Bosna Hersek'in, Cezayir'in, Ermenistan'ın özerk bir devlet olmaları engellenebilmiş gibi; bugün de Kürt devletinin etlenip kemiklenmesi engellenmek isteniyor sanki...
Ve yeryüzündeki 200 devlet arasından sadece Türkiye'nin, sivil-üniformalı politikacıları yükseltiyorlar, "ille de savaş" çığlıklarını.
Hem de uçakları, tankları, zırhlı araçlarıyla askeri bir hareketlenmenin kaç milyon dolara mal olduğunu hiç dile getirmeden ve hızlı savaş uçaklarının her 8 iniş kalkışta lastiklerinin de değiştirilmesi gerektiğini ve bu lastiklerin satılıp verilmesinde Pentagon'un çok dikkatli davrandığını bile hiç hatırlamadan.
* * *
2. Dünya Savaşı'nda Türkiye, ne uzun menzilli füzelere hedef oldu, ne bir uçak bombardımanı gördü, ne de üstünde atom bombaları patladı.
Ona rağmen yine de o yıllarda ekmek vesikaya bindi, benzin kuyrukları uzadı, en gerekli ilaçlar bulunamaz oldu.
Çok partili döneme geçilişin ilk seçimlerinde ise, Osman Hamdi Karaosmanoğlu, İsmet Paşa'yı şöyle eleştiriyordu:
- Savaşa girmeyerek Türk milletinin erkekliğini iğdiş etti.
* * *
Bugün de seçim kampanyalarında savaş çığlıkları ayyuka çıkmakta...
Mustafa Koç'un kibar deyimiyle "akıl tutulmasına uğramak", aynı zamanda saçma sapanlığın da esfeline gömülmeye başlamak demektir.
21. yüzyılla pençe pençeye gelmenin çalkantıları, daha bir hayli süreceğe benzer.
Ne diyelim:
- Haydi hayırlısı!
* * *
Ressam İbrahim Çallı ile Edip Hakkı; Türkiye'de "şapkalı ve Latin alfabeli" bir imaj ötesinde, sanat piyasasını canlı tutacak ekonomiye dayalı bir burjuvalaşma sürecinin kökleşmesi gerçekleştirilemediği için; tablolarını İş Bankası'nın başkentteki merkezinde satabilmek umuduyla Ankara'ya gelirlerdi.
Aradaki büyük yaş farkına rağmen, aynı büyülü dünyalarda yuvarlanma aşkından doğmuş ortak bir yakınlık vardı aramızda.
* * *
İbrahim Çallı ile Edip Hakkı, Ankara'ya geldiklerinde; Karpiç'te öğle rakılarıyla başlayıp akşamlara kadar süren, çeşit çeşit nükte tefrikalarıyla rengârenk kanatlı bir sohbet koyulaşır giderdi.
* * *
Çallı'nın anlattığına göre bir gün kendisi, Çamlıca Kulübü'nde zengin bir Ermeni vatandaşla poker oynarken, dalgınlığa düşmüş ve hatasını sonradan düzeltmeye kalkmıştı.
Ermeni vatandaş da usulca mırıldanmıştı:
- Türkün aklı sonradan gelir, diye.
Bunu duyan Çallı, birden bağırarak ayağa fırlamıştı:
- O senin söylediğin Ermenidir, Ermeni...
Ermeni vatandaşın, ödü kopmuş ve yüzü sararmıştı.
İbrahim Çallı da:
- Türkün aklı hiç gelmez, diyerek oturmuştu yerine.
* * *
Bu tür eğlenceli fıkraların dahi anlatılmasının suç sayıldığı bir ülkede; o tarihlerde bendeniz gibi genç bir kalem emekçisinin, üst düzey ressam dostlarla sürdürdüğü rakılı sohbet saatlerinin tadını hayal etmek bile kolay değil. Ve o tat, hâlâ damaklarında bendenizin.
* * *
İbrahim Çallı ile Edip Hakkı'nın, yaptıkları tablolarla birlikte yine Ankara'ya geldikleri bir gün; Çallı, Ankara'daki siyasetçilere öfkelenmiş, Karpiç'teki ilk öğle rakısına başlarken söyleniyordu:
- Bu kadar cehalet ancak tahsil ile mümkündür.
* * *
Çallı'nın sözüne bayılmıştım. Sabah akşam demeden didinip, uğraşıp, çalışıp durmak; kafasızlığı, angutluğu, hıyartoluğu, dangalaklığı, gerzekliği, fasaryacılığı, velhasıl cehaleti öğrenmek için.
* * *
Dünya edebiyatındaki unutulmaz şairlerden biri olan ve Paris'teki bugünkü büyükelçiliğimizin binası, bir zamanlar akıl hastanesiyken; bir süre de orada yattıktan ve çıktıktan sonra da gidecek bir yeri bulunmadığı için kendini bir havagazı fenerine asarak intihar eden GÈrard de Nerval ise, Çallı'nın söylediğinin tam tersini söylemişti:
- Cehalet tahsil edilemez, cehalet öğrenilemez.
* * *
İbrahim Çallı'nın öfkelendiği Ankara'daki siyasetçiler ise, en azından bir lise bitirmişlerdi ve yine de cahil mi cahil kalmışlardı. Öyle bir eğitimden geçmemiş insanlar bile, o kadar angutluk, hıyartoluk etmiyorlardı. Yoksa siyasetçiler, okullardan geçerken mi öğreniyorlardı bu kadar dangalaklıkla gerzekliği?
Bir Karpiç öğlesinde, ilk rakı kadehleri tokuştuğunda, Çallı tekrarlıyordu:
- Bu kadar cehalet ancak tahsil ile mümkündür.
* * *
Çallı bir gün de, kendi tablolarını masanın üstüne koymuş, gözlükleriyle bakan İsmet Paşa'ya:
- Paşam onlar askeri harita değil, ressam tablosu. Duvarlara asılarak bakılır onlara, demişti.
* * *
İbrahim Çallı bugün sağ olsa, ille de bir savaşın başlatılmasını isteyen nutukçulara bakarak acaba ne derdi?
Belki de şöyle derdi:
- Kurnazlıklarla sorumsuzlukların yarışı, birbirini aştığında; sade bayrak satıcılarına değil, silah satıcılarıyla kefencilere de gün doğar.
c.altan@prizma.net.tr

