
Ece TEMELKURAN
Kıyıdan
Bayrak
Güney Ege'de bir köy. Sabah saat 7 civarı. Yürüyorum. Her evde bir bayrak. Neredeyse her pencerede bir Atatürk resmi. Kısa kollu bluzlarla başları tülbentli kadınlar, ellerinde inekleriyle yürüyorlar. Belli bir yakınlığa gelince hepsinde bir gülümseme:
"Günaydın! Merhaba!"
Bir... İki... Üç...
Tezek kokusu ve tandır dumanı olmasa Paris'te yürüdüğünüzü sanabilirsiniz, öyle bir "sosyal ilişki kültürü".
Köyün içine giriyorum. Sabahın yedisinde biri bangır bangır İbrahim Tatlıses çalıyor. Derhal o noktadan uzaklaşıp kendime deniz kenarında kahve içecek bir yer bakıyorum. Yaşlı bir adam, elinde bir dilim kekle duruyor. Yaklaşınca gözlerini kısıp tatlı bir sesle sordu:
"Ne aramıştık?"
"Kahve içmeye yer arıyorum."
"Şu tarafa bak kızım istersen" (Müziğin geldiği yeri gösteriyor)
"Orası gürültülü biraz."
"Doğru. Bu köyde bir deli var, böyle müzikler dinliyor. Gel ben sana şurada kahve söyleyeyim."
'Burası ilerici bir köy'
Oturuyorum bir kıyı kahvesine. Ben kahveyi bekliyorum, bizim ihtiyar bağırıyor:
"Hüseyiiin! Hüseyiiin!"
Hüseyin geliyor:
Sarman, zinde, atletik bir kedi! Deniz kıyısı kedileri böyle olur nedense. Akdeniz beslenme sistemini uyguladıkları için biraz Avrupai!
Hüseyin geliyor. Adam elindeki kekten yere bırakıyor ve kediyle tatlı tatlı kavgasını ediyor:
"Bak geçen gün de yemedin sonra peşimde dolaşıyorsun. Ye, önce yerdekini ye! Yesene oğlum!"
Böyle matrak bir kavga sürerken kahve içiliyor ve fakat para ödeyecek kimse yok, kahveyi getiren oğlan yok olmuş. "Parayı kime bırakıyorum?" diye soruyorum, ihtiyar "Boş ver" diyor. Tekrar yürümeye başlıyorum. Pembe ve mavi tişörtlü şortlu ilkokul öğrencileri "performans" dersi için bisikletleriyle okula koşuyorlar. Tekrar bayraklar, tekrar kısa kollu, güleç kadınlar, tekrar her karşılaşmada selamlaşmalar...
Etrafta köyün bayraklı durumunu soruşturuyorum. Cevap hep aynı:
"Burası ilerici bir köydür!"
Biz, buradan bir sürü tahlil yapabiliriz. Laiklik mitinglerini, o mitinglerdeki bayrakları öyle ya da böyle değerlendirebiliriz. Ama evlerine bayraklar asan köylüler kendilerini "ilerici" olarak değerlendiriyorlar.
Bayrak ve sembol
Yükselen milliyetçi dalga, Kuzey Irak'a girilmesi için atılan savaş naraları, şehit cenazelerinde edilen intikam yeminleri düşünüldüğünde bayrak tehlikeli bir biçimde bir dünya görüşünün, totalitarizmin sembolüne dönüşüyor kuşkusuz. Ama merkezden uzak yerlerde mitinglerle yaşanan ruh hali hâlâ sürüyor.
Biraz daha yürüyorum. Ekmek yapan genç bir kadın var. Her sabah saat beşte kalkıp taş fırını yakıyor. Yüzü ateşten ve güneşten hep kızıl. Gülmekten gözlerinin kenarları kırışık biraz. Hamurla uğraştığı için belki, hep sakin. Genç bir anne. Onun yanında dağdan topladığı kekiği ve bademi satan başka bir kadın. Pembe tişörtlü ve şortlu kızlarını okula hazırlıyorlar. Evlerinin pencerelerinde bayraklar. Düşünüyorum:
Bütün bayraklar bu kadar sevimli olsa keşke. Bu kadar emniyetli!
ecetem@hotmail.com

