
M. Ali BİRAND
Bu karamsarlığa hiç gerek yok...
Kamuoyu telaş içinde. Medyamız öyle bir havadaki, sanki ülke teröristler tarafından teslim alınmış. Manşetlere ve TV programlarına baktığımızda, büyük bir savaş içine girilmiş gibi bir hava hakim. Yorumlar, birbirinden sert ve gerçeklerle uyuşmuyor.
Bu durum da, ister istemez kamuoyuna son derece ters yansıyor. Ülkenin geneline bir karamsarlık hakim. Telaş içinde, "hemen savaşa girelim ki, terörü durduralım" gibi, mantıkla hiç ilişkisi olmayan bir tutum yaygınlaşıyor. Son derece sakıncalı bir ortam oluşuyor. Toplumun morali bozuluyor. Çaresizlik havası pompalanıyor. Seçim arifesinde olmamız, terör üzerinden politika yapıp oy kazanma çabası, durumu daha da gerginleştiriyor.
Hepimizin, çok iyi bildiği, ancak son 7 yıl içinde unutmaya başladığımız bazı gerçekleri yeniden hatırlatmak istiyorum:
1. Etnik terör, hele bizdeki gibi, içerden ve dışardan beslendiğinde hiçbir zaman tümüyle yok edilemez. Bazen artar, bazen kontrol altına alınır, ancak kökü kazınamaz. Önemli olan, tahammül edilebilir bir düzeyde tutulabilmesidir.
2. Toplum ümitsizliğe düşürülmemeli, karamsarlığa itilmemeli ve günlük yaşamını çok değiştirmeden, birlikte yaşanması gerektiğini kabul etmelidir.
3. Terör, düzenli ordularla kazanılamaz. Kendine özgü kuralları vardır. Bu mücadele hem güvenlik, hem iç ve dış siyasi, hem de ekonomik, kültürel ve sosyal önlemlerle yürütülür.
Seçim karmaşası içinde, halkımıza haksızlık ediyoruz. Yorumlarla, manşet ve TV programlarıyla, insanlarımızı haksız biçimde korkutuyoruz. Oysa bu toplum terörü biliyor, terörü (1970'lerde sol-sağ, 1990'larda PKK) yaşıyor ve bir gün bitebileceğini de hesaplıyor.
Gelin, bu halkı kışkırtacağımıza, siyaset uğruna panikleteceğimize, aksini yapalım... Gerçekleri gösterelim...
İşte bu kuyruklu yalanlardan sadece bazıları:
1. AB, Türkiye'de bölücülük ve Kürtçülük propagandasını serbest bıraktırmış.
Bana bu konuda bir tek yazı veya demeç gösterebilir misiniz? "Bölücülük ve Kürtçülük propagandası serbesttir" diye bir karar veya yasa var mı?
Hayır yok...
2. AB güvenlik güçlerinin yetkilerinin ellerinden alınması ve bütün mekanizmaların suçluların lehine çalışmasını sağladı...
İşte bir başka kuyruklu yalan. Ne böyle bir istek, ne de böyle bir karar var...
3. AB, özel timlerin bölgeden çekilmesini, sanık yakalandığında ifadesinin alınmamasını ve hemen serbest bırakılmasını (!), üst ve araç araması yapılmamasını istedi ve bu isteklerini de kabul ettirdi.
Yalanın bu kadarı olamaz.
Avrupa Birliği Türkiye'den, sadece Kopenhag Kriterleri'ne uyum sağlanmasını istemiştir. Kopenhag Kriterleri, 27 Avrupa ülkesine uygulanan bir kurallar dizisidir. İrlanda'daki, İspanya ve bir zamanlar Almanya ile İtalya'daki terörle, aynı bu kriterler uygulanarak mücadele edilmişti. AB sadece, ilkelerin benimsenmesini ister. Ayrıntılara girmez. Hele "bölücülük ve Kürtçülük propagandasının serbest bırakılması" gibi bir saçmalık da hiçbir zaman konu edilmemiştir.
Avrupa Birliği, işkenceyi yasaklar.
Avrupa Birliği, insanların temel haklarının korunmasını ister.
Avrupa Birliği, idam cezasına karşı çıkar.
Avrupa Birliği, ifade özgürlüğü başta, tüm özgürlüklerden yanadır.
Özgürlüklerin sınırlarını da tanımlar. Ülkenin istikrarsızlığını bozan, bölücülük yapan, terörü kışkırtan özgürlüklere karşı çıkar.
"Başımıza ne geldiyse, AB reformlarından geldi" diyenler, işkencenin serbest bırakılmasını, darağacına sırayla insan asılmasını, sadece kendilerinin izin verecekleri özgürlükleri savunanlardır.
Tanrı bu ülkeyi, bu kafalardan korusun. Neyse ki, sayıları fazla değil. Belki şu sıralarda sesleri yükseldi, ancak Türkiye'mizin geleceğini karartacak güçte değiller...
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net

