İkisi de ölçüyü kaçırdı!
Ne demişti Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım;
"Roberto Carlos'u taraftarımızın katkısıyla transfer ettik."
Cismi gelmeden ismi yetmişti aslında.
Yeni sezonun kapış kapış giden kombineleri, Fenerium mağazalarında yok satan 3 numaralı formalar ve yakın gelecekteki reklam girdileriyle Carlos, Yıldırım'ın dediği gibi Fenerbahçe Kulübü'ne belki "bedavaya" malolacak.
Ve belki de bu coşku, Brezilyalı'nın devlete ödenecek vergisine bile yetecek!
Gizemli(!) sakatlığını, gece hayatına düşkünlüğünü, yeni takımına ne kadar yararlı olacağı yolundaki tartışmaları ve Alex'in deyimi ile "fırlamalığını" bir yana bırakırsak...
Carlos'un İstanbul'a gelişi ve sarı-lacivertlilerin buna katkısı küçümsenecek bir olay değil!..
Bir başka deyişle bu transfer, Fenerbahçe'nin "Futbol Ekonomisi" dersinden geçtiğini ve dünya kulübü olmak yolunda hızla ilerlediğinin kanıtı.
Bu da kötü örnek
Taraftarların takımlarına katkılarından söz ediyoruz ya.Galatasaray cephesinde ise aynı dönemde tersi gelişmeler yaşandı.
Derbide çıkan olaylar ve sonrası tam bir facia...
Faturanın "5 maç seyircisiz" olarak kesildiğine bakmayın...
Çünkü Cim-bom çok daha ağır bir bedel ödeyecek.
Lige seyircisinin desteği ve motivasyonundan yoksun başlamak futbolcuyu, her maçta asgari 1 milyon YTL hasılattan olmak bütçeyi olumsuz etkileyecek.
Elde kalan kombineler, kulübün yiten prestiji, satılmayan sarı-kırmızılı ürünler, bilmem kaç yüzmilyon doları bulan borç da cabası...
Adnan Polat'ın itiraf ettiği gibi, bu çılgınlığın faturası 20 milyon Euro'yu bulacak.
Sportif başarıya ve kulüp ekonomisine nasıl bir darbe vurduklarını görenler şimdi pişman mıdır bilinmez ama...
102 yıllık mazisiyle Türk futbolunun en saygın kulüplerinden birine yaşatılan bu dramın izlerinin pek kolay silinmeyeceği kesin.
Elde var 10
Lugano, Alex, Kezman, Edu, Appiah, Roberto Carlos, Deivid (Kontenjan artmazsa sonuncusu gidecek)
Bunlara bizim(!) Aurelio, Wederson ve Colin Kazım'ı da ekleyin.
Etti mi size 10.
Futbol Federasyonu tatlı canını hiç sıkmasın.
Fenerbahçe bu.
Nasıl olsa bir yolunu bulup yeni sezonda 11 yabancıyla çıkar karşımıza.
Güven tazelemek
Seçildiği günden beri Haluk Ulusoy'u devirmek için her yolu deneyip başarısız olan, sonunda açtıkları davadan bile vazgeçmek zorunda kalan muhalefetin şimdilerde yeni bir sloganı var;
"Federasyon güven tazelesin."
Beyler olağanüstü genel kurul kararı aldıramadı ya...
Bu tarz söylemlerle federasyonu "yumuşatıp", beceremedikleri seçim sürecini Ulusoy'un kendi elleriyle hazırlamasını sağlayacaklar.
Ancak Başkan ve yönetim kurulu üyeleri istifa etmediği müddetçe, olağanüstü genel kurula gitme koşullarını sayelerinde sokaktaki simitçi bile öğrenmişken...
Talepleri tuhaf geldi bana!
Tıpkı muhalefet partisinin icraatını beğenmediği hükümeti her fırsatta "Hadi seçime gidelim" ya da "Güven tazele, yola öyle devam edelim" diye kandırmaya çalışması gibi bir şey bu.
Öyleyse?
Var olduğunu düşündüğünüz sorunların çözümü için sürekli kavga etmek yerine, futbolu yönetenlerle bir masanın etrafında toplanır, samimiyetinizi gösterirsiniz.
Sadece çıkarınızı değil, Türk futbolunun geleceğini düşünüyorsanız, sırtınızı size ait olmayan güçlere dayayıp yaramaz çocuklar gibi mızmızlanmak yerine, hakkınızı demokratik yollardan elde etmenin yolunu bulursunuz.
Doğru zaman doğru hamle
Yıllık 2 milyon 200 bin paund.
Yani, yaklaşık 5.7 milyon YTL.
Alex'in istediği 2.5 milyon euroyu abartılı bulan Fenerbahçe'nin, Tuncay Şanlı için Middlesbourgh Kulübü'nün verdiğinden daha fazlasını önerdiğine inanmak kolay değil.
Alışmışız ya "Aslanım sen at imzayı, evvel Allah alırsın hakkını" demeye.
Sarı-lacivertli yöneticiler Tuncay'ı önce bu alaturka yöntemle ikna etmeyi denedi.
Beceremeyince aynı üslupla yermeye çalıştı.
Tuncay'ın ilk yurt dışı deneyiminde Premier Lig'in vasat takımlarından birine gitmesini, hedef küçültmek olarak yorumlayanlar çıkabilir.
Bu ayrılığın Başkan Yıldırım'ın diktatörce tavrından kaçış olduğunu düşünenler.
Veya zamanlamasının yanlış olduğunu savunanlar da.
Ben Tuncay'ı haklı buluyorum.
Sportif geleceği ile ilgili karar verebilecek olgunluğa ulaştığına inanıyorum.
Fenerbahçe'de kalıp daha cazip teklifler beklemek yerine, dünyanın en zor ve en önemli liginde vitrine çıkıp, daha hızlı yol alma isteğine saygı duyuyorum.
Tabii madalyonun bir de diğer yanı var.
Dört yıllık kontrata rağmen İngiliz kulübünün 25 yaşındaki yıldızı yatırım olarak görmesi, tarafların bu alış-verişten ne kadar memnun olduğunu ve yıldız oyuncunun ne kadar yerinde bir tercih yaptığını anlatmaya yetiyor.
Bu arada...
Tuncay'ın gidiş hikayesini üç büyüklerin geçmişten bu güne devam ettirdikleri acımasız transfer politikalarına benzetiyorum.
Yıllardır Anadolu kulüplerinde filizlenen yeteneklerin aklını çelip, bonservis ücreti ödemeden kapma alışkanlığı, şimdi onlardan birinin canını yaktı.
Yarın örnekler çoğalabilir!
Lafın özü;
Tuncay sadece kendisi değil, milli takım adına da doğru zamanda doğru hamleyi yaptı.
Dokunmayın babama
Futbolda geçen sezonun en çok tartışılan unsuru yine hakemler oldu.
Herkes onlardan şikayetçiydi.
Hakem yorumcuları acımasız, MHK yöneticileri duyarsız, futbolun adalet dağıtıcıları ise çaresizdi.
İş başa düşünce Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği, üyelerine yönelik eleştirilerin dozunu kaçırdığına inandığı üç yorumcuyu disiplin kuruluna sevketti.
Serdar Çakır, Cem Papila ve Metin Tokat'ın savunmalarının alınması kararlaştırıldı.
İşte bu girişimle birlikte camianın ne kadar parçalanmış ve samimiyetsiz olduğu bir kez daha tescillendi.
İlk tepki yönetim kurulu üyesi Cüneyt Çakır'dan geldi.
Babasının disiplin kuruluna sevk edilmesine içerleyen genç hakem, dernek toplantılarını protesto etmeye başladı.
Onu Lale Orta izledi.
Sırada başkaları var mı bilemiyorum.
Ancak bu örnek bile aralarındaki bölünmüşlüğü ve tahammülsüzlüğü anlatmaya yetti.
Öyleyse devam.
Daha hızlı vurun abalıya.
cersen@milliyet.com.tr
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

