
Meral TAMER
Türk resminin ilk Avrupa seyahati
LİZBON
Lizbon'un tam göbeğinde, envai çeşit yeşilin, rengarenk çiçeklerin ve asırlık ağaçların, sanki en usta sanatçılar tarafından resmedildiği devasa bir park. Ve bu parkın güzelliği esas alınarak dizayn edilmiş, tavandan yere kadar büyük pencereleri olan, doğayla iç içe bir müze. Aslında "müze" kelimesi yetersiz kalıyor; burası kültürü, sanatı ve bilimi bir araya getiren bir kurum.
İstanbul'da doğmuş, Londra ve Paris'te yaşamış, 2. Dünya Savaşı çıkınca savaştan kaçarak Türkiye'ye geri dönmek istemiş, bizimkiler oralı olmayınca İstanbul'a çok benzediği için Lizbon'a taşınmış ve hayatının son 13 yılını bu kentte geçirmiş Kalust Sarkis Gülbenkyan'ın vasiyeti üzerine kurulmuş müzedeyiz; Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, Sakıp Sabancı Müzesi SSM'nin Müdürü Prof. Dr. Nazan Ölçer, SSM'den Gülbenkyan'ın yaşadığı yılların İstanbul'unu yansıtan 38 tablo ve bir grup gazeteciyle birlikte...
Bugün, önemli bir gün. Türk resim sanatı ilk defa Avrupa'da, önemli bir müzede kendine yer buluyor. Tam da Türkiye Avrupalı mı, değil mi diye tartışıldığı bir dönemde, bizim de Avrupalı olduğumuzu gözler önüne seren bir sergi bu.
Depodaki tablolar
Sergi fikri şöyle ortaya çıkmış: Prof. Ölçer'in verdiği bilgiye göre, Gülbenkyan Müzesi'nin 50. yılı nedeniyle geçen yıl SSM'de açılan Gülbenkyan sergisi sona erdiğinde, eserleri toplarken Portekizli küratörün gözüne depoda "dinlenmeye" bırakılmış tablolar çarpıyor. "Bunlar çok önemli resimler" diyor küratör. Çallı kuşağıyla, Avni Lifij'le, Sami Yetik'le Paris'te aynı atölyeden, aynı dönemde yetişmiş Portekizli ressamlar olduğunu belirtiyor.
Ve Sabancı Müzesi'nden, Gülbenkyan'ın yaşadığı yılların İstanbul'undan manzaraların yer aldığı 38 tablo ile Gülbenkyan Müzesi'nde aynı dönemin Portekizli ressamlarının imzasını taşıyan 10 tablo, karşılıklı duvarlarda birbirleriyle buluşuyor. Halife Abdülmecid Efendi, Osman Hamdi, David Çıracıyan, İbrahim Çallı, Ayvazoski, Fausto Zonaro, Süleyman Seyyid...
AB dönem başkanı
Güler Sabancı'nın da altını çizdiği gibi, Avrupa'nın doğudaki ucu İstanbul, batıdaki ucu Lizbon. İki kültür buluşuyor: "2 şehir, 2 önemli isim. Sakıp Bey İstanbul aşığıydı. Gülbenkyan da İstanbul aşığıymış. İkisi de büyük koleksiyoner. Bu önemli bir buluşma."
Gerçekten de öyle... Üstelik de Portekiz, 2 hafta sonra AB dönem başkanlığını Almanya'dan devralacak. Dolayısıyla Liderler Zirvesi dahil pek çok toplantı Lizbon'da yapılacak. Gelenler, dünyanın en önemli müzelerinden bir olan Gülbenkyan'ı mutlaka gezecek ve ilk 1,5 ay Türk resmini de görecek.
Güler Sabancı hem çok mutlu, hem de Gülbenkyan'ın bin parçalık dev koleksiyonunu Türkiye'ye getirme teklifini reddettiğimiz için hayıflanıyor: "Ermeni diye Gülbenkyan'ı istemeyerek, Avrupa'yla bir kültür mübadelesinde bulunmaya izin vermemişiz. Eğer verseydik, bugün farklı bir noktada olabilirdik. İşte bu yüzden çıkamıyoruz işin içinden," diyor.
CNN Türk Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Boratav ise, "Eğer Türkiye o zaman Gülbenkyan'a evet deseydi ve müze kurulsaydı, 1924'teki Tevhid-i Tedrisat Yasası ile devletleştirilir, Milli Eğitim Bakanlığı'na devredilirdi" diyerek acı bir espri yapıyor.
Günümüz dünyasında kültür ve sanatla varlık göstermek, askeri ve ekonomik alanlardaki başarı kadar önemli. Lizbon'da bunu bir kez daha hatırlıyoruz.
mtamer@milliyet.com.tr

