|
 |
|
|
80 yaşında olmak...
Bizim Köşe / İsmail Sivri
Bu yıl başında, tüm 1927 doğumlarla birlikte 80 yaşıma girdim.
Ocak doğumlu olduğumdan, yaşıtlarım arasında en yaşlılarından biriyim.
Gençliğimde, bu yaşa kadar yaşayacağımı ummazdım. Çocukluk yıllarımda da pek sağlıklı değildim. Sürekli bronşitim vardı. Üstelik, çok üşürdüm.
30 yaşlarında, doktorlar, bronşiyal astım, dediler. O yaşlardan bu yaşlara hep nefes darlığı çektim. 80 yaşına girerken, nefes almakta zorlanınca hastaneye yattım.
Hastanede, akciğerlerinde kitle var, teşhisi koydular. Sonra, radyoterapiye başladık ve bugünlere geldik.
* * *
İşim gazetecilik olduğundan, bu yaşa kadar hep hareketli bir yaşam sürdüm. İşinizi severseniz, ondan başka hiçbir şey düşünmez olursunuz. Ne sağlığınız ne de aileniz pek aklınıza gelmez.
40 yaşlarında, kısa aralıklarla iki kalp krizi geçirdim. Ailem ve tüm dostlarım, bana ölecek gibi bakmaya başladılar. Biraz daha dikkatliydim, ama işimi yine de aynı hareketlilik içinde sürdürüyordum.
Böylece bir on yıl daha geçti. Meslekte 30 yılımı doldurmuştum. 52 yaşında, Milliyet Gazetesi’ndeki görevimden ayrılıp emekli oldum. Çok geçmeden erken emekli olduğumu anladım ve yeniden mesleğe döndüm.
Uzun yıllar gazeteciler cemiyeti başkanlığı yaptım.
Başkanlığı bırakıp, Milliyet Gazetesi Ege’de yazmaya başladım. Artık genç değil, yaşlı bir gazeteciydim.
Bu geçen yaşlar içinde saçlarım ağarmış ,ama beni terk etmemiş, ilk terk eden, dişlerim olmuştu. Sonra gözlerimden katarak ameliyatı oldum.
70 yaşında, kemik erimesinden bastonla dolaşmaya başladım.
Her yere ve her toplantıya bastonumla gidip geliyordum.
İşimi ve yaşamı aynı hareketlilik içinde sürdürmeye çalışıyordum. Hiçbir durumda meslekten kopmadım.
Gazetecilik bir sevgi işidir. Olaylardan olaylara koşarken meslektaşlarınızla dostluklarınız pekişir ve yeni dostlar edinirsiniz.
Böylece içinizdeki yaşama sevinci arttıkça artar.
Gazetecilik yıllarım hep bu sevgi ve gönül birliği içinde mutlu geçti. 80 yaşına girerken, bir süre, nefes almakta çok zorlandım ve bildiğiniz gibi kendimi hastanede buldum.
* * *
Dokuz Eylül Üniversitesi Göğüs Hastalıkları’nın değerli hocalarından Prof. Dr. Arif Hikmet Çımrın, beni karşısında gördüğünde, ilk sözü şu olmuştu:
- Maşallah, hiç hasta gibi görünmüyorsun...
İçimdeki yaşam sevincini dışa vuran bu sözler hoşuma gitmiş ve hocamıza, gülerek şu karşılığı vermiştim:
- Öyle göründüğüme bakmayın, her yerimde bir kandil yanıyor.
Hoca, beni uzun bir süre dinledi. Sonra, muayeneden geçirdi.
İlk olarak bronkoskopi yapıldı, filmler filmleri izledi. Sonunda akciğerlerde kitle bulundu ve radyoterapiye başlandı.
Sonra, çeşitli aralıklarla bilgisayarlı tomografiler çekildi. Vücut tümüyle yaşlanmıştı. Ama yaşamını sürdürüyordu. Ziyarete gelen her dostuma şöyle diyordum:
- Üzülmeyin, Allah ne kadar ömür verdiyse o güne kadar yaşayacağım.
Dost ve arkadaşlarım da her ziyarete gelişlerinde, söz, hal ve davranışlarıyla içimdeki yaşama isteğini artırıyorlardı.
Hepiniz sağolun, var olun, hayat sizlerle daha güzelleşiyor.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|