
M. Ali BİRAND
Bırakın inadı, uzlaşıyla çözün...
Cumhurbaşkanlığı kavgasının tutar tarafı kalmadı. Öylesine bir kargaşa içine girildi ki, kamuoyu da ne olup bittiğini anlayamıyor.
AK Parti, "Çoğunluk benim elimde, ben istediğimi şeçerim" mantığı ile hareket etti. Muhalefet ve Asker "Çoğunluk sende olsa dahi Cumhurbaşkanlığının sembolik bir ağırlığı vardır. Oraya, laik sisteme karşı bir görüş sahibi çıkartmayız" dedi. Şu ana kadar ki gelişmelere bakılacak olursa, bunu da başarmak üzereler. Mücadele, öylesine karmaşık bir hale girdi ki, artık içinden çıkılamaz bir hukuk kavgasına dönüştü.
Bugün gelinilen nokta, hem AKP'nin, hem de muhalif güçlerin yeniden bir değerlendirme yapmalarını gerektiriyor.
Açıkça söyleyelim, muhalefet kanadı Cumhurbaşkanlığı seçimi ve Cumhurbaşkanın halk koyu ile seçilmesi başta olmak üzere, anayasa değişikliklerinde resmen çamura yattı. Yapılabilecek her türlü faul'ü, her türlü son dakika kaide değişikliğini yaptı ve AKP'nin önünü kapadı.
Bütün bu yaşadıklarımız, ilerde çok tartışılacak. Hukuk ve Demokrasi açısından değerlendirilecek. Askerin rolü, uzun uzun irdelenecek. Tanıklık ettiğimiz olayların ne hukuk, ne de demokrasi kılıfına uymadığı anlatılacak.
Gelin, biz şimdi, kısa vadeye bakalım...
Önümüzde seçimler var. Seçim sonuçları ne olursa olsun, Cumhurbaşkanlığı seçimi ve anayasa değişiklikleri yine önümüze gelecek. O zaman da, iki seçenekle karşı karşıya kalacağız. Yine "benim dediğim olacak" denecek ve içinden çıkılmaz bir krize batacağız veya uzlaşı yollarını arayacağız.
Uzlaşıya gitmediğimiz taktirde, ne Meclis başkanını ne de Cumhurbaşkanını seçebileceğiz. Bu da, yeniden seçime gitmek anlamına gelecek.
Türkiye'nin böyle bir duruma düşmesinin faturası da, tahmin edeceğiniz gibi çok kabarık olacak. Bir yandan ekonomik çöküntü, öte yandan siyasi istikrarsızlık ve PKK terörüyle mücadele...
İlk adımı AKP'nin atması, özellikle seçimi kazandığı taktirde uzlaşı yolunu açması, buna karşı muhalefetin de artık sertlik politikasını bırakıp, uzlaşması gerekiyor.
Ülkesini seven, böyle davranır...
Türkiye'yi zayıflatmak ve içerden çökertmek isteyenler ise, kavgaya devam eder...
Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin, Türkiye ile AB arasındaki müzakereleri dondurmaya yönelik sözleri, AB Komisyonu tarafından, şimdiye kadar görülmemiş sertlikte eleştiriliyor.
Sarkozy, Türkiye'nin peşini bırakmayacağını açıkça söylüyor. Seçim kampanyasında verdiği sözleri tutan bir politikacı olduğunu göstermek için, Türkiye-AB ilişkilerini seçtiği besbelli ortada.
Sarkozy'nin önündeki en önemli engel ise, Avrupa Komisyonu. Barroso-Rehn ikilisi, ardı ardına demeçler veriyor ve müzakerelerin askıya alınmasının ahde vefa ilkesinin çiğnenmesi anlamına geleceğini ve AB'nin inandırıcılığını kaybetmesine yol açacağını söylüyorlar.
Komisyon Başkanı Barroso'nun, geçen haftaki Le Monde gazetesine açıklaması, işte bu uyarıyla doluydu:
"Türkiye ile müzakerelerin açılması Fransa'nın da desteğiyle oy birliğiyle alınmış bir karar. Kararın Fransa'daki siyasi iktidarda bir değişiklik olduğu için sorgulanması doğru değil. Sadık kalmamak AB'nin güvenilirliğini tehlikeye atar."
Olli Rehn, daha da ileri gidiyor. Türkiye'nin katılma sürecinin, AB açısından 21 inci yüzyılın en önemli projesi olduğunu söylemekle kalmıyor, Fransız Cumhurbaşkanının, Türkiye ile müzakereleri engelleyerek, ne kadar hatalı davranacağını sık sık tekrarlıyor.
Avrupa Komisyonu, antlaşmalarının koruyucusu olarak doğrusunu yapıyor. Diğer adaylarda olduğu gibi, Türkiye'yi de kurtlara yedirmiyor.
Eğer Komisyonun bu tutumu olmasaydı, Sarkozy 26 Haziran doruğunda bu ilişkiyi paramparça ederdi. Ancak, bir yandan Komisyon tepkisi, öte yandan Türkiye'deki seçimler Paris'in tutumunu değiştirmesine yol açtı.
Fransa şimdi, Türkiye dosyasının Aralık doruğunda ele alınacağını söylüyor. Buna rağmen, Komisyonun açmak istediği üç yeni başlıktan en önemlilerini engellemektende geri kalmıyor. Türkiye ile müzakerelerin "istatistik" gibi sudan konularda yürütülmesini ve Aralık'ta kararın verilmesini dayatıyor.
Seçim sürecindeki Türkiye'nin gözü birşey görmediğinden dolayı, Sarkozy'e "hayır" diyecek bir tek Komisyon var. Doğrusu onlar da, kahramanca mücadele ediyorlar.
Türkiye, 22 Temmuz'dan sonra kendine gelip, AB ile ilgilenmeye başlamazsa, bu ilişkilerin cenazesi 2007 Aralık doruğunda kılınabilir... AB'nin Türkiye'yi bölmeye çalıştığı komiklikleriyle zaman harcayacağımıza, ülke çıkarlarını kendimiz koruyalım.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net

